KANKA - KANKİ

Bugün sokakta önümde yürüyen, liseli olduğunu tahmin ettiğim, yüksek sesle konuşan bir grup gencin konuşmalarına zorunlu olarak kulak misafiri oldum.

“Kanka, kanki ve bro” benzeri Türkçe olmayan kelimeler kullanıyorlardı. Dikkatimi çekti, dayanamadım ve sordum:

— Evladım, bu kullandığınız “kanka” kelimesi ne demek?

Gençlerden birisi:

— Amca, kanka, kanki demek. Sen bunu bilmiyorsan çok geri kalmışsın, dedi.

Bir diğeri:

— Arkadaş demek, dedi.

Ben de:

— O zaman evladım, niye birbirinize “arkadaşım” diye hitap etmiyorsunuz da “kanka, kanki” diyorsunuz? dedim.

Diğer bir genç:

— Amca, sen işine bak, dedi ve uzaklaştılar.

Anladığım kadarıyla “kanka” veya “kanki” kelimelerinin orijinalinin ne anlama geldiğini ve hangi dilden Türkçeye girdiğini onlar da bilmiyorlardı.

KANKA VE KANKİ NEREDEN GELİYOR?

“Kanki”, günümüzde özellikle gençler tarafından “çok yakın arkadaş, dost, can ciğer, yoldaş” gibi kelimelerin yerine kullanılmaktadır.

Dilimize Romanca (Çingenece) dilinden geçmiştir. Romancada kanka veya konka, doğrudan “arkadaş, yoldaş” anlamına gelir. Romancada erkek arkadaşa “kanka”, kadın arkadaşa ise “kanki” denir.

İnternette bu kelimenin Türkçeye girişiyle ilgili olarak şu bilgiler yer almaktadır:

Kelime, uzun yıllar sokak dilinde ve gecekondu kültüründe yaşadıktan sonra, 1990’lı yıllarda Metin Kaçan’ın Ağır Roman ve Latife Tekin’in Berci Kristin Çöp Masalları gibi popüler kitaplarda yer almasıyla başta gençler olmak üzere toplumun geniş kesimlerinin diline dolanmış ve popüler kültürün bir parçası hâline gelmiştir.

EN TEHLİKELİ TERÖR, DİLDEKİ TERÖRDÜR

En tehlikeli terör, dildeki terördür.

Konfüçyüs’e sormuşlar:

— Bir ülkeyi yönetmeye çalışsaydınız, ilk işiniz ne olurdu?

Konfüçyüs:

— Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle işe başlardım, demiş.

Dinleyicilerin şaşkın bakışları karşısında sözünü şöyle sürdürmüş:

“Dil düzensiz olursa, sözler düşünceyi iyi anlatamazsa yapılması gereken şeyler doğru yapılmaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa adalet ve kültür bozulur. Adalet ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez.

Toplumu terörize etmenin en kolay yolu dili bozmaktır. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

NEDEN TÜRKÇE YERİNE YABANCI KELİMELER?

Niye çok satan değil de bestseller diyoruz?

Yaygın yerine trend, özeleştiri yerine otokritik, hayalî yerine ütopik, düşünce yerine idea, taslak veya örnek yerine eskiz, eş güdüm yerine koordinasyon, gerilim yerine voltaj, gecikme yerine rötar, liste başı yerine hit, yemek hizmeti yerine catering, isteğe bağlı yerine opsiyonel, tanıtım yerine lansman, seçenek yerine alternatif, yazıcı yerine printer, dönem yerine periyot, canlandırma yerine animasyon, gösteri yerine şov, yardım etmek yerine asist etmek, yardımcı yerine asistan, kökten yerine radikal, sonuç yerine skor, destekleyici veya destekleyen yerine sponsor, kuşatma yerine abluka, bölüm yerine departman, dil bilimi yerine filoloji, öğretici yerine didaktik, suç bilimi yerine kriminoloji, güzel ve doğal yerine estetik, alıştırma yerine egzersiz, şeker hastalığı yerine diyabet, giriş yerine antre, gerçekçi yerine realist diyoruz.

Bunlar ilk aklıma gelenler.

Bu listeyi uzatmak mümkün. Konuştuğumuz dil ne tam Türkçe ne tam İngilizce... Yarı Türkçe, yarı İngilizce konuşulup yazıyoruz. Ne kadar da vahim!

Hayyam’ın bir rubaisinde belirttiği gibi:

GENÇLERİMİZİN DİLİ NEREYE GİDİYOR?

Gençlerimizin konuştuğu adeta kuş dili; yarı Türkçe, yarı İngilizce ve yanlış çeviri Türkçesiyle nasıl dünya çapında bilim adamı yetiştireceğiz?

Nasıl büyük bir medeniyet kuracağız?

Allah rızası için sokakta, otobüste, dolmuşta gençlerin neler ve nasıl konuştuğuna bir bakın. Okul çağındaki çocuklarımızın birbirlerine nasıl hitap ettiklerine, kız çocuklarının birbirlerine nasıl ağza alınmayacak küfürler ettiklerine şahit olacaksınız.

Bu konuda aileden başlayarak özellikle anne ve babaların evde birbirleriyle konuşmalarına dikkat etmeleri gerekir.

Çocuklarımızı seviyesiz televizyon dizilerinin ve eğitimsizliğin insafına bırakmayın. Onları tenkit etmeden, yalnızca dinleyin.

Okullarda başta öğretmenler olmak üzere, çocukların konuşurken güzel Türkçe kelimeler kullanması hususunda gerekli titizlik gösterilmelidir.

Ayrıca televizyon yayınlarının kanunlara uygunluğu yanında ahlak ve Türk dili kurallarına uygunluğu da denetlenmelidir.

TÜRKÇE İÇİN NE YAPILABİLİR?

Ayrıca mahallî idareler ve merkezî idare tarafından gerekli tedbirler alınmalı, eğitim müfredatında gerekli düzenlemeler yapılmalı ve acilen bazı önlemler alınmalıdır.

1. İş yeri tabelalarında yabancı isim kullananlara ruhsat verilmemeli.

2. Daha önce verilmiş ruhsatların iptal edilmesi için gerekli kanuni düzenlemeler yapılmalı.

3. İş yeri adlarında Türkçe isim kullanımı teşvik edilmeli. Adları Türkçe olan firmalara gerekirse bu konuda vergi indirimi yapılmalı, yabancı isim kullananların vergileri artırılmalı.

4. İsimleri Türkçe olan iş yerlerine onur belgesi verilmeli ve bu iş yerleri yazılı basın aracılığıyla duyurulmalı.

5. Belediyeler ruhsat verme aşamasında Türk Dil Kurumu ile iş birliği yapmalı; gerekirse iş yerine verilen ismin Türkçe olup olmadığı tetkik edilmelidir.

DİLİMİZİ KORUMAK GELECEĞİMİZİ KORUMAKTIR

Akaryakıta zam gelmesi bütün malların fiyatının artmasına neden olduğu gibi, dilin yozlaşması da eğitim, edebiyat, günlük hayat ve adalet dâhil her şeyi olumsuz etkiler.

Yabancı dil bilmek ayrı bir şey, ülke insanının kendi vatanında yabancı dille konuşması ve ana dilini doğru dürüst kullanmaması farklı bir şeydir.

Bu nedenle adı Türkiye olan bu ülkede günlük hayatımızda mutlaka Türkçe kullanmalı ve dilimizin düzgün kullanılması teşvik edilmelidir.

Yoksa nesiller arası kopukluk olur.

Rahmetli Abdurrahim Karakoç’un dizelerinde dile getirdiği gibi:

Torunlarımızın bizi anlaması, Türkçeyi sevmesi ve dilimizi doğru konuşması, ülkemizin geleceği açısından hayat memat meselesidir.

Biraz bu konuyu düşünelim, kafa yoralım mı?

Ne dersiniz dostlar?

13 Eylül 2026

Dr. İsmail Bozkurt

YORUM EKLE