KAYBEDİLENLER

   “Bir gün insan “virgülü“ kaybetti o zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleler basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” Işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor ne de bir şeye seviniyordu. Bir süre sonra “soru işaretini” kaybetti ve soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kainat ne dünya ne de kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste işaretini” kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru geldiğinde yalnız "tırnak” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta” ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi.”

            Yukardaki metin Rus edebiyatının önemli mizah ve hiciv yazarları Aleksandr Semyonoviç Kanevskiy tarafından  (Noktalama İşaretleri) adıyla 1980’li yıllarda kaleme almış kısa bir öyküdürlerden biridir. Yazar bu hikâyede,  noktalama işaretlerini teker teker kaybetmesi üzerinden, insanın düşünce dünyasının ve karakterinin nasıl zayıfladığını anlatır.  İnternetin yaygınlaşmasıyla 2000’li yılların başından itibaren , bu yazı geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Çok çarpıcı ve etkileyici bir metin olan ve  1980 seksenli yıllarda yazılan “kaybedilenler” gerçekten insanlığın düşünce dünyasındaki çoraklaşmayı anlatan en güzel yazılardan birisidir. Bu bu kısa hikayenin  yazılmasından yaklaşık 46 yıl geçmiştir. Maalesef  kaybedilenlerin bir kısmını yeniden kazanıp telafi edemediğimiz gibi kaybetmeye devam ediyoruz.

            Noktalama işaretlerinin kaybından sonra, kayıplarımız hala devam etmektedir bilgisayarın yaygınlaşmasıyla artık siyah kalemle beyaz kağıtların üzerine  yazı yazmıyoruz, “kalemi” ve “kağıdı” kaybettik. öğrenciler derslerde hocanın anlattıklarını not tutmayı bıraktı cep telefonlarıyla ses ve görüntülü kayıtlar almaya başladılar ve biz günlük hayatımızda insanları, okullarda ders “dinleme yeteneğimizi” kaybettik.  Cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla sosyal medya: Facebook Youtube, Tiktok,  Whatsapp gibi sosyal medya  çok kullanılınca  insanların birbirleriyle olan ilişkileri sohbet ve muhabbetleri azalmaya, bunun yerine  sosyal medya kullanımı  yaygınlaştı, böylelikle  “arkadaşlık” ve “dostluğu” kaybettik. Şöyle bir düşünelim en yakın arkadaşımıza çay demle sana geliyorum demeyeli ne kadar süre geçti, aileler arası görüşmeler azaldı. Aile içinden iletişim cep telefonları sayesinde neredeyse koptu. Aile fertlerinin elinde cep telefonu, herkes ekrana gömülmüş vaziyette kimse kimseyle konuşmuyor iletişim sıfır. Anneler babalar “evlatlarını” çocuklar “anne ve babalarını” kaybetti.  Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla; “aklımızı”, “hafızamızı” ve “problem çözme kabiliyetimizi” kaybettik. Kimsenin  bir arkadaşının telefon numarasını veya herhangi randevuyu aklında tutmasına veya bir matematik işlemi akıldan yapmasına gerek kalmadı hepsini cep telefonu yapıyor.

            Akıllı telefonlarlar sayesinde:“aklımızı”  ve sosyal varlık olarak tarif edilen insanın “sosyal yanını” kaybettik. Son ölümcül darbeyi de elimizde son kalan  “zekamızı” da  yapay zeka ile kaybedince, beynimiz yalnızca vücudumuzu yöneten bir organ olma seviyesine düşmüştü. Yüreğimizi  genlerimizde olan erdemi zaten sosyal medya videolarını izlerken farkına varmadan kaybetmiştik. Artık kalbimiz de yalnızca otomatik çalışan vücuda kan pompalayan bir organ oldu

            Şimdi okumamıza yazmamıza düşünmemize, uluslararası ve ulusal politikalara, insani ilişkilere fazla kafa yormaya  gerek kalmamıştır. Yaşasın! teknoloji, sosyal medya,  yapay zeka bizim yerimize hepsini yapacaktır Bize de cep telefonunda ve internette kaydırmak ve  yüksek kültür seviyesine sahip! video içerik üreticilerinin (Video Content Creator) yani You Tuber videoları ve Vlogger: Günlük yaşantısından kesitler sunarak (vlog) video çeken kişilerin videolarını  izlemek kalmıştır. Bizden istenen de düşünmek, üretmek değil, seyretmektir. Haydi iyi seyirler. 

11 Mayıs 2026

Dr.İsmail Bozkurt

YORUM EKLE