Kemal Kılıçdaroğlu’nun Asıl Şaşkınlığı

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Asıl Şaşkınlığı

Dün akşam Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV’de verdiği röportajı dikkatle izledim. Doğrusunu söylemek gerekirse, ekranda gördüğüm tablo beni şaşırttı.

Çünkü benim tanıdığım Kemal Kılıçdaroğlu farklı bir siyasetçiydi. TBMM’de bulunduğumuz yıllarda kendisini yakından izleme imkânı bulmuştum. Dosyalarına hâkim, polemik yapabilen, gerektiğinde hızla cevap verebilen; sakin ama etkili bir siyasetçi görüntüsü verirdi.

Ancak bu kez ekranda gördüğüm isim, bulunduğu pozisyonu savunmakta zorlanan, verdiği cevapların kendisini de tatmin etmediği hissini uyandıran bir liderdi. Sadece gazetecilerin sorularıyla değil, kamuoyunun vicdanında oluşan sorgulamayla da mücadele ediyor gibiydi.

Aslında yaşananların merkezinde hukuki bir tartışmadan çok siyasi bir gerçeklik bulunmaktadır.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 38. Kurultay sürecine ilişkin ortaya atılan iddialar nedeniyle mağdur edildiğine samimiyetle inanıyor olması mümkündür. Delegeler üzerinde para ve çeşitli menfaat ilişkileri kurulduğunu düşünmüş, kurultayı bu nedenle kaybettiğine kanaat getirmiş olabilir. Böyle bir bakış açısından hareket ettiğinde, mahkeme kararıyla göreve dönüşünü de doğal ve haklı görebilir.

Fakat siyasette haklı olmakla meşru görülmek her zaman aynı şey değildir.

Görünen o ki Kılıçdaroğlu, CHP içerisinde son dönemde yaşanan tartışmaların, belediyeler etrafında ortaya çıkan soruşturmaların ve parti yönetimine yönelik eleştirilerin kendi dönüşünü kolaylaştıracağını düşündü. CHP tabanının önemli bir bölümünün “eski genel başkan geri dönsün” noktasına geleceğini hesapladı.

Ancak karşılaştığı manzara beklentisinin tam tersi oldu.

Özgür Özel yönetimine yönelik eleştirileri olan pek çok CHP’li bile, mahkeme kararıyla gerçekleşen bu dönüşü benimsemekte zorlandı. Daha da önemlisi, CHP seçmeninin önemli bir bölümü meseleyi hukuki değil, siyasi meşruiyet açısından değerlendirdi. Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun geri dönüşü, beklediği desteği üretmek yerine yeni tartışmaların kaynağı hâline geldi.

Dün akşamki röportajda hissedilen gerginliğin temel nedeni de buydu.

Kemal Kılıçdaroğlu, yıllardır mücadele ettiği siyasi rakiplerinden değil, kendi siyasi tabanından gelen itirazlarla karşı karşıya kaldığını gördü. Belki de ilk kez, kendisini mağdur olarak gördüğü bir süreçte kamuoyunun önemli bir bölümünün aynı kanaati paylaşmadığını fark etti.

Bugün gelinen noktada mesele artık Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olup olmaması meselesi olmaktan çıkmıştır. Asıl mesele, CHP’nin bu krizden nasıl çıkacağıdır.

Çünkü parti iki farklı meşruiyet anlayışı arasında sıkışmıştır. Bir tarafta mahkeme kararının sağladığı hukuki zemin, diğer tarafta tabanın ve seçmenin algısının oluşturduğu siyasi meşruiyet bulunmaktadır. Türk siyasetinin tecrübeleri göstermektedir ki siyasi partiler yalnızca hukuki kararlarla değil, tabanlarının rızasıyla ayakta kalırlar.

Bu nedenle CHP’nin önündeki soru artık “Kılıçdaroğlu haklı mı, haksız mı?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

CHP bu tartışmalarla yoluna devam edebilecek midir, yoksa bu kriz partiyi yeni ayrışmalara ve küçülmeye mi sürükleyecektir?

Dün akşamki röportajı izlerken bende oluşan kanaat, Kemal Kılıçdaroğlu’nun asıl şaşkınlığının mahkeme kararına değil, toplumun ve kendi tabanının verdiği tepkiye yönelik olduğudur.

Siyasette bazen en ağır yenilgi seçim kaybetmek değildir.

Kamuoyunun artık sizin anlattığınız hikâyeye inanmamaya başlamasıdır.

20 Haziran 2026

Ahmet Orhan

YORUM EKLE