Bu gösteri sandık gelene kadar sürecek mi? / Mustafa Temiz Yazdı...

Depremden beri çamur içinde yaşayan insanların yolları, “ağır misafirler” gelmeden bir gece önce asfaltlanıyor. Bu bir ihmal değil. Bu bilinçli bir tercihtir. Gerçeği gizleme tercihidir. Ve bu gerçeği ne Bahçeli görüyor ne Erdoğan. Çünkü onlar, film seti özeniyle hazırlanmış Hatay’a geldiler ve gittiler.

Bu gösteri sandık gelene kadar sürecek mi? / Mustafa Temiz Yazdı...

Geçtiğimiz gün gündemi takip ederken iki ayrı Hatay’a gittim.
Ama Hatay’a, bize gösterilmek istenen yerden baktım. Meğer Sahne önü böyleymiş.
Sahne arkası ise her zamanki gibi halka kapalıydı.

Depremin üzerinden aylar, yıllar geçti. Takvim ilerledi ama acı yerinde saydı. Yıkım, betonun altında değil; insanların hayatında hâlâ diri. Fakat iktidar için mesele yaraları sarmak değil, kameraya “sarmalanmış” bir gerçeklik üretmekti. İçinde olanlar izledi, alkışladı. Halk ise ne izlediğini anlamaya çalıştı.

Toplu konut teslim töreni…
Cumhurbaşkanı Erdoğan sahnede.
Yanında Cumhur İttifakı’nın en gür sesi, en keskin dönüşleriyle tanınan ortağı Devlet Bahçeli. Konuşmalar yapıldı, kurdeleler kesildi, konvoy hareket etti. Işıklar söndü. İşte tam o anda Hatay’ın gerçek yüzü ortaya çıktı. Film platosu gibi hazırlanmış bir şehir, çekimler bitince eski hâline döndü. Kamera arkası denen şey, bu ülkenin hakikati oldu.

Bitmeyen köprülerin üzerine gerilmiş “bitmiş” fotoğraflar…
İnşaatı süren alanların bayraklarla, dev afişlerle örtülmesi…
Depremden beri çamur içinde yaşayan insanların yolları, “ağır misafirler” gelmeden bir gece önce asfaltlanıyor. Bu bir ihmal değil. Bu bilinçli bir tercihtir. Gerçeği gizleme tercihidir. Ve bu gerçeği ne Bahçeli görüyor ne Erdoğan. Çünkü onlar, film seti özeniyle hazırlanmış Hatay’a geldiler ve gittiler.

Cumhurbaşkanı kürsüde diyor ki:
“Şu binaların güzelliğine bakın, hamdolsun biz başardık.”

İnsan sormadan edemiyor:
Hangi Hatay’a bakıyor Sayın Erdoğan?
Kameranın gösterdiği Hatay’a mı, yoksa çamurla, tozla, belirsizlikle boğuşan o görünmeyen Hatay’a mı?

Asıl soru daha sert: Erdoğan gerçekten bilmiyor mu, yoksa bilmesine gerek duyulmuyor mu? Çünkü belli ki Külliye’de bir filtre var. Gerçekler süzülüyor, pürüzler ayıklanıyor, önüne sadece alkışlanacak cümleler bırakılıyor. Prompterdan akan hayat var, ama yerde akan hayat yok. Anlatılanla yaşanan arasında bağ kalmamış.

Bahçeli’ye gelince…
O artık bir siyasi duruştan çok, başlı başına bir siyasi vaka. Dün “Tekeden süt sağılmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz” diyen Bahçeli, bugün Erdoğan’ı Kanuni Sultan Süleyman mertebesine çıkarıyor. Dün “bebek katili” dediğine bugün önder sıfatını bulabiliyor. Bizim için hala bebek katili olanın, yarın barış güvercini ilan edilmesine şaşıracak hâlimiz de kalmadı.

Dün kapatılsın dediği Anayasa Mahkemesi’ne, meslek odalarına, partilere bugün tek kelime etmiyor. Kıbrıs için 82 diye  telaffuz ettiği söylediklerini “devletin bekası” nutuklarını hatırlayanınız var mı? Söyledikleriyle bugün savundukları arasında siyahla beyaz kadar fark var mı, yok mu?

Murat Kurum’u Mimar Sinan ilan edecek kadar tarihle de mesafesi açıldı. Sinan mimardı; Kurum’un ne olduğunu İstanbul seçmeni söyledi. Büyükşehir’i teslim etmedi. Buna rağmen halkın iradesiyle değil, tek kişinin tercihiyle bakan yapıldı. Sormak isterdim Bahçeli’ye: Bu mu alkışlanacak siyaset?

Bu bir strateji mi, yoksa siyasetin kronik hafıza kaybı mı? Bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var: Aynı konuda, aynı kişiler hakkında, farklı zamanlarda taban tabana zıt cümleler kuran bir lider profiliyle karşı karşıyayız. Buna rağmen hâlâ “Vardır bir bildiği” diyen bir kitle var. Peki biz neyi göremiyoruz?

Gazeteci Yavuz Selim Demirağ’ın dediği gibi:
“Bahçeli’nin bildiği bir şey yok.”

Bu cümle, yıllardır süren sis perdesini aralıyor. Çünkü ortada derin bir akıl değil, derin bir savrulma var.

Bence Külliye’de Erdoğan için, Balgat’ta Bahçeli için birer hayal perdesi kurulmuş. O perdede başka bir Türkiye oynuyor: Asfaltlar hep düzgün, köprüler hep bitmiş, halk hep memnun. Gerçek Türkiye ise perdenin arkasında, karanlıkta bırakılıyor.

Türkiye, iki liderin siyasi manevraları, kişisel hesapları ve birbirini ayakta tutan bu tuhaf ittifak yüzünden sürekli kaybediyor. Erdoğan’a yakın olanlar gerçeği anlatmıyor. Bahçeli ise dün söylediğini bugün inkâr edebiliyor. Bu tabloya bakıp da “Bu ülkeye ne oluyor?” diye sormamak mümkün mü?

Hatay’da sahne ışıkları söndü.
Geriye enkazın üstüne serilmiş brandalar, bir gecelik asfaltlar ve unutulmaya terk edilmiş insanlar kaldı. Ayıkla pirincin taşını… Bu ülke çok şey çekti. Ve belli ki çekmeye de devam ediyor. Biliyoruz ki bu süreç demokrasinin bir pazar günü yapılacak gala gecesine kadar da sürecek...
İşte o gece  bu hayal perdesi, halka açık, aynı halkın başrolde oynayacağı  gösterideki sandıkla  yırtılacak...

Bugünkü süreç bittiğinde de filmlerin en sonunda yazdığı yazıyı da herkes aynı anda okuyacak "SON"...

30 Aralık 2025

Mustafa Temiz

Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2025, 01:46
YORUM EKLE
YORUMLAR
. Metin Çakıcı
. Metin Çakıcı - 7 ay Önce

Harika bir yazı

SIRADAKİ HABER