
Kılıçdaroğlu, bugünden tezi yok çıksın ve desin ki, ben yokum.. Çünkü İstanbul gösterdi ki boş salonlar gerçeği değiştirmiyor.
Kemal Kılıçdaroğlu sonunda İstanbul'a gelebildi. "Sonunda" diyorum çünkü daha önce duyurulan programlar peş peşe iptal edilmişti.
Resmî gerekçeler ne olursa olsun, siyasi kulislerde konuşulan tek bir ihtimal vardı. Beklenen ilgi oluşmayacaktı. Boş meydanların vereceği fotoğraf, yapılacak konuşmalardan daha çok konuşulacaktı.
İlk plan oldukça iddialıydı. İstanbul İl Başkanlığı önünde halk buluşması yapılacak, büyük bir kalabalıkla yeni bir siyasi başlangıç mesajı verilecekti.
Günler öncesinden yapılan duyurular da bu havadaydı. Ancak son anda direksiyon kırıldı. Meydan yerine yaklaşık 500 kişilik bir salon tercih edildi. Etkinliğin adı da "parti rozet töreni" oluverdi.
Çünkü siyasetin acımasız bir gerçeği vardır; dolduramadığınız meydan, kurduğunuz bütün cümleleri anlamsızlaştırır.
Kürsüye çıkan İstanbul CHP İl Başkanı Gürsel Tekin oldukça hırslıydı. Uzun süredir biriktirdiği siyasi öfkeyi bu organizasyonda dışa vurduğu görüldü. Sert konuştu, yüksek perdeden mesajlar verdi. Fakat kürsüdeki ateş, salona yansımadı.
Ardından mikrofonu Kemal Kılıçdaroğlu aldı. Ancak yıllar geçti, konuşma değişmedi. Aynı söylemler, aynı cümleler, aynı siyasi ezberler...
Ne yeni bir vizyon vardı ne de kamuoyunun "İşte bu" diyeceği yeni bir çıkış.
Salonda yükselen sloganlar ise doğal bir heyecandan çok, oluşturulmaya çalışılan bir atmosfer görüntüsü verdi. Birkaç kişinin çabasıyla oluşturulan coşku, geniş kitlelerin desteği gibi sunulmaya çalışıldı. Oysa siyaset, organizasyonla değil, kendiliğinden oluşan enerjiyle büyür.
En dikkat çekici nokta ise şu oldu: Program boyunca gelecek konuşuldu ama geçmişin dışına çıkılamadı.
Türkiye'nin değişen siyasi dengeleri, seçmenin değişen beklentileri, CHP tabanındaki kırılmalar... Bunların hiçbirine cevap veren yeni bir yol haritası ortaya konulamadı.
Mutlak butlan sürecinden sonra Kılıçdaroğlu'nun CHP seçmeninin önemli bir bölümü üzerindeki siyasi etkisinin ciddi şekilde zayıfladığı artık inkâr edilmesi zor bir gerçek olarak duruyor. İstanbul'daki organizasyon ise bu algıyı değiştirmek yerine daha da güçlendiren bir tablo ortaya koydu.
Siyasette intikam duygusu, çoğu zaman stratejinin önüne geçtiğinde kaybeden yalnızca lider olmaz; temsil ettiği hareket de ağır bedel öder.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugün verdiği görüntü, yeniden yükselen bir liderden çok, geçmişte kalmış bir siyasi dönemin son sayfalarını çevirmeye çalışan bir figürü hatırlattı.
Siyaset acımasızdır. Seçmen, hataları bir kez affedebilir; ikinci kez sorgular, üçüncü kez ise yoluna devam eder.
Bugünkü tabloya bakıldığında görünen şu.
Kürsü kurulabilir, salon hazırlanabilir, slogan attırılabilir.
Ama toplumun kaybettiği güveni aynı kolaylıkla geri getirmek mümkün değildir.
Çünkü siyaset, alkışın yüksekliğiyle değil, toplumda uyandırdığı umutla ölçülür. Umut tükendiğinde geriye yalnızca kalabalık görünmeye çalışan salonlar ve geçmişte kalmış söylemler kalır.
Dün sabah saatlerinde butlan da olsa devletin hafızasındaki kayıtlara göre ana muhalefet lideri olan Kılıçdaroğlu, akşam saatlerinde mecliste 5. parti oldu.
Yargıtay Yeni Parti'yi listeye dahil etti.
TBMM'de sandalye sayısına göre genel kurulda kimin nerede oturacağını belirledi.
2 ay önce gözyaşı gazıyla, dumanla, polisle girdiği genel merkezde kurultay beklentisine cevap vermeyen zihniyet, PM'yi bile toplayamadı.
Dandirikten kurulan bir MYK ile sözde kıyım yaptı, kimini ihraç etti, kimini görevden aldı.
Görevden alınan il başkanları CHP tarihinde belki de en başarılı olanlar.
Şaşırmış durumda, 8 yıl önce görevden kendisinin aldığı adamı bugün adamsızlıktan yeniden il başkanı olarak atadı.
Devlet mekanizması kendini güncelledi. Millet siyasi aklıyla kendini güncelledi.
CHP 'yi Kılıçdaroğlu var iken kafasından sildi.
Yeni Parti'ye yöneliş gösterdi.
Butlanlı CHP'nin ilk seçimde tökezlemesi neredeyse garanti gibi duruyor.
O beldelerden, ilçelere, illere ve kurultaya kadar olan delege yenilemesi süreci de şu an için hayal gibi gözüküyor.
Tombaladan il başkanı atamak için adam arayan, bu seçimlere adayları nereden bulacak. Üyeleri nereden bulacak.
Daha ilk gün yüzbinler CHP'den istifa etti. Sosyal medya adeta günah çıkarma odası gibi oldu. Herkes istifa sayfa çıktısını paylaşıyor.
Kılıçdaroğlu arınacağız dedi ama niyeti bu değilmiş. İktidarın rakipsiz seçim, dikensiz gül bahçesi hayaline hizmet ediyormuş. Onun bu hayal kırıklığını kendisi ve etrafı kadar emin olun iktidar ve iktidarın medyası da yaşıyor. Yani sözcüsünün adı gibi CHP işçisine üyesine çalışmayan, iktidarın ağzına bakan sendikalar misali sarı CHP'ye dönüşmüş durumda.
Asıl hedefi siyasi başarıdan çok, eski defterleri açıp hesap görmek izlenimi veriyor. Fakat siyaset, "duygularla değil sayılarla" oynanan bir oyun. Etrafındakiler "Merak etmeyin, milletvekillerinin büyük bölümü ayrılmaz" diye moral vermiş belli ki. Ne var ki o hesap daha ilk satırda şaştı.
Şimdi kulislerde konuşulan senaryo ise daha da ilginç. Seçim takvimi yaklaştıkça yalnızca milletvekillerinin değil, belediye başkanlarının da önemli bir bölümünün Yeni Parti'nin yolunu tutacağı konuşuluyor.
Yani eldeki kadro, bahar güneşini gören kar misali yavaş yavaş erime riskiyle karşı karşıya.
Ortaya çıkan tablo, yanlış hesapların ve isabet etmeyen siyasi öngörülerin adeta canlı laboratuvarı gibi.
Bir tahmin tutmuyor, yerine yenisi geliyor; o da kısa süre sonra tarihin tozlu raflarına kaldırılıyor.
Siyaset satrançtır derler ama burada taşlar daha ilk hamlede birbirine girmiş durumda.
Gelinen noktada, Kemal Kılıçdaroğlu'nun siyasi kariyeri için mizahi bir benzetme yapmak gerekirse; üniversitelerde "Siyasette Başarısızlık Yönetimi ve Stratejik Hata Analizi" başlıklı seçmeli derste vaka çalışması olarak incelenebilecek kadar zengin bir örnek oluşturduğu söylenebilir.
Çünkü her yeni hamle, "Acaba bu kez farklı mı olacak?" beklentisi oluştururken, oyun bitince seyredenler, bekleyenler ve izleyenlere yine aynı replik kalıyor: "Demek ki bu da olmadı."
Olmaz...Çünkü Kılıçdaroğlu ya butlan işini kabul etmeyecekti, ya da butlan olduğu ilk 45 günde hemen olağanüstü kurultayı toplayacaktı.
80 yaşındaki bir adam ülkenin içine düştüğü durumun tek sorumlusu.
Meclisin, devlet mekanizmasının ve milletin içinden geçti. Yetmedi mi?
Rakipsiz seçim başkaları için hayal oldu.
Evine dön Kılıçdaroğlu, mutfağın seni bekliyor. Demle çayını, al yengemi karşına dinlen be ya.. Bu karne ile siyaset senin neyine.... Başını dinle ohhhh... De...
25 Temmuz 2026
Mustafa Temiz
Güncelleme Tarihi: 25 Temmuz 2026, 16:32