Seni doğuranı büyüteni koruyamadın

Bunu görmemek için kör olmak gerekir.

Sizin yasalarınız, yine söylüyorum kadın ölünce devreye giriyor.

Mezar başıma gelince koruyacaksınız beni.

Nerede benim yazılılarım, nerede benim kara toprağım.

Küçücük bedenine bile bakmıyor.

Benim küçük bebeklerim.

Beni kara toprağa koymaya karar vermiş.

“Baba” diye seslendiği adamdan beni korumaya çalışıyor.

Minik elleriyle üzerime kalkan oluyor.

Sığındığım kara toprağım nerede?

Din kardeşi dediğim kardeşlerim nerede?

Sinema mı oynanıyordu, ayaklar altında ben ezilirken.

Sahne mi kuruluydu sopanın ritmini duymanız için.

Ne vardı ben yerdeyken sizin gözleriniz mi kör oldu.

Ben göremiyordum etrafımı da…

Sizin de bana uygulanan şiddeti görmemeniz beni kör etti.

Vücuduma aldığım darbelerin acısıyla ben kalkamıyordum.

Kalksam zaten beynime inecekti.

Beyin kanamasından belki o an gözlerimi yumacaktım.

Yere secde ettim o an.

Kanımla ıslattığım toprağımda, yoktu bana uzanan eller.

Kendi toprağımın sınırında, yoktum ben.

Evrensel olarak koruyabilecek İstanbul sözleşmemi bile layık görmediniz.

Kimse görmedi milyonlarca kadına karşılık, kabul edilmeyen yazılarımı.

Bende sorarım şimdi,  seni doğuran da bir anne değil mi?

Sen sana emek veren anneyi korumazsan.

Cevap veremezsin, dünyada olmaya layık olamazsın.

Benim gibi nicelerini koruyamıyorsun.

Koruyamadığın gibi kadın hakları var.

Kadınlara el kalkmaz diye afişler bastırıyorsun.

Hepsi sadece görselden ibaret kalıyor.

Korunaklı dediğim noktalarda kıyılıyor canıma.

Suçlu ben oluyorum, ben kara topraktayım.

Nasıl oluyor da suçlu benim?

Yokum ki ben artık, bedenim çürüdü, suçlu gene benim.

Hiç mi suçu yok, canıma kast edenlerin.

Kızların, kadınların diri diri toprağa gömüldüğü vakitte.

Tüm insanlığa karşı çıkılmıştı.

Gelelim şimdiki vakte, yüzyıllar önce korunan kadın.

Şimdi ne oldu,  ne değişti, kadın yok olmalıdır, hamleleri uygulanıyor.

Geliştik, yollar yaptık, para hâkimiyetimizde, elimize geçti.

Seni doğuranı büyüteni koruyamadın.

Şiddet görmeme, üzerime kurşunlar yağmasına göz yumdun.

Film şeridi halinde, gözlerimin önünden geçti ömrüm.

Sessiz,  buzlardan da soğuk kara toprak bağrına bastı.

Bedenim minnacık kaldı, beyaz gelinliğimin içinde.

Küçüldüm öyle küçüldüm ki bir gram bile kalmadım.

Sesim unutuldu, kokum bende kaldı.

Hasretimi çekenlerin kalbinde acı kaldım.

Resimlerimde kaldı gülücüklerim.

Mavi bir kelebektim, bir saate bedel ömrümü bile koruyamadınız.

30 Eylül 2024

Bahar Çelik

YORUM EKLE