SESSİZLİK MASALI

  “Hayat bir uykudur ölünce uyanacaksınız” diyorlar. Yani ben şimdi uykuda mıyım uyanık mıyım? Uykuda gibi mi davranayım? Yatağımdan çıkmayayım, gözlerimi açmayayım mı? Ben ne yapmalıyım şimdi kimse cevap vermiyor sorularıma. Konuşma diyorlar konuşulacak zaman değil. 

Şimdi konuşamayacaksam  susmak ve yazmak tek çare gibi görünüyor. Olanlara kızıyorum, acı çekiyorum ve yazıyorum ama yazmak içimden geldiği için değil, beynimdeki sesleri ancak yazarak susturmaya çalışıyorum. Yazdığım kafamdaki soruların cevabı değil yazmam gereken de değil, sessizlik sesimi boğuyor bir ses çıkmıyor. Konuşmanın devri bitti diyorlar artık yazma zamanı, yazmaya karar veriyorum. İlk önce sesi ölüyor insanların, insan ses vermez oluyor.  O ses vermeyince etrafındakiler ona tepkisiz ve sessiz kalıyorlar. Ama  bütün önemli haykırışlar, çırpınan yırtınan bir yüreğin sessinin bir anlığına  duyulması değil midir?

            Söylenmeyen bir sesi duymak yeni söylenecek sözlere güçlü anlamlar katar. Sessizliği herkes kendine göre yorumlar kimi bir musiki, kimi bir feryat, kimi bir yalnızlık türküsü ama sessizlik yavaş yavaş bitirir ve sonuçta sessizlik insanı öldürür.  İnsanın ilk önce fikirleri ölür sonra düşüncesi ölür, insan sessizliğe gömülür. İnsanın kendisini insan yapan harekete geçiren tepki verdiren idealleri ölünce tepki vermez hale gelir. Ama zaten krallarda tepkileri  sevmez, onlar her zaman itaat ister.  Akıl tutuklu,  ellerimle sesim, kısıtlıyorum aklımın, suskunum kralcılar etrafımızda izliyor gözlüyor itaati emrediyorlar.

            Krallar ve yaverleri tebaya:- Ya itaat eder bir şekilde yaşarsın, ya da  acınacak duruma düşersin, ezilirsin, tekmelenirsin sürünürsün. Unutma bize karşı gelme bizi yenemezsin biz güçlüyüz, biz ebediyen varız ve yenilmeziz, hatta ölümü bile öldüreceğiz.” diyorlar. Eski zamanlardan yeni zamanlara,  içimden bir isyan yükseliyor,  ölüm var.  Beni tehdit eden  ölüm  sizi de tehdit ediyor,  “hepinizi öldüreceğim,” diye bağırarak geziyor.  Halbuki “ölüm ben herkesi yenerim diyor tek tek veya toplu  hepinizi öldürürüm” diyor. Ama   ölümün sesini kimse duymuyor, yalnızca insanlar onu ölecekleri zaman duyuyorlar herhalde  o zaman da çok geç kalmış oluyorlar. Hayat ölümle ölümlüler arasında yaşanan bir oyun değil mi zaten. Bu hayatta insan neden ölümsüz gibi davranıyor. Kazanıyor daha çok kazanıyor, çalıyor daha çok çalıyor, mal biriktiriyor zengin oluyor  bir türlü karnı doymuyor, yeter kafi demiyor. İnsanın bu doyumsuzluğunun altında yatan sebeb ne? Bir türlü anlamıyorum, diyorum rüyada.  İnsan bir gün bırakıp gideceği bu emanetleri niye durmadan toplar sırtına yüklenir. Bir gün hepsini bırakıp toprağın altına girecek  ölümlü insan ölecek.

            Sessiz kalabalıklar arasından bir uğultu yükseliyor. “Peki ya krallar onlarda ölecek mi? “ Kralların ölüm karşısında gücü ne? Neden kralların sesi duyuluyor da  ölümün sesi duyulmuyor? Her gün bizi birer ikişer eksilten ölüm krallara dokunmayacak mı? Krallar ölümsüz mü? Sessizlik içinde bir ses yankılanıyor sessizce;- “Gün gelecek krallarda ölecek” Ama kimse duymuyor bu sessiz sesi, krallar da duymuyor. Çünkü bu ses kulakla değil yürekle duyulan bir ses diyorlar ve sonrası  sessizliğe gömülüyorlar. Son sözü hep ben söylerim diyor ölüm; Hz.Adem’i Hz.Musa’yı,  Hz.İsa’yı hatta Allah’ın en çok sevdiği kulu ve resülü Hz. Muhammed’i bile öldürdüm, “Herkesi öldüreceğim! Herkesi öldüreceğim! Herkesi öldüreceğim! Diyor ve noktayı koyuyor. Kesin hüküm:”Ölüm var ve herkes ölecek “.  Diyorlar ve  masal bitiyor. Bende herkes gibi ölüm yokmuşçasına devam ediyorum, hayat  denen rüyaya.

21 Nisan 2026

Dr. İsmail Bozkurt

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa Akdağ
Mustafa Akdağ - 3 ay Önce

Verilen mesajlar çok önemli. Hepimiz buradan dersler çıkarmalıyız. Peygamberimizin bir hadisi hatıra geldi: “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz.” Çok teşekkürler İsmail Bey kardeşim.