ŞİDDETİN KAYNAĞINI DOĞRU OKUMAK

Son günlerde okullarda yaşanan şiddet olayları, toplum olarak hepimizi derinden sarsıyor. Ancak bu olayları yalnızca “okul güvenliği” başlığı altında ele almak, meselenin özünü ıskalamak olur. Çünkü karşımızda duran tablo, tek bir kurumun değil; bir bütün olarak toplumun ürettiği bir sorundur.
Yapılan son araştırmalar, gençlerin şiddetin farkında olduğunu, ancak aynı zamanda bu şiddetin bir parçası hâline geldiğini gösteriyor. Özellikle dijital ortamda yaşanan hakaret, tehdit ve zorbalık, gençlerin gündelik hayatının sıradan bir unsuru hâline gelmiş durumda. Daha çarpıcı olan ise şu: Gençler bu davranışları yanlış olarak tanımlasa bile, uygulamaktan geri durmuyor.
Bu durum bize açık bir gerçeği gösteriyor:
Şiddet artık sadece bireysel değil, toplumsal bir alışkanlık hâline gelme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Bugün şiddetin ilk üretildiği yer sokak değil, ekranlardır.
Sosyal medya üzerinden başlayan aşağılamalar, dışlamalar ve tehditler zamanla gerçek hayata taşınmaktadır.
Okulda yaşanan bir kavga, çoğu zaman dijital ortamda başlayan bir gerilimin devamı niteliğindedir.
Yani karşımızda ani gelişen olaylar değil; biriken, büyüyen ve sonunda patlayan bir öfke vardır.
Bugünün genci artık sadece mağdur değildir.
Aynı zamanda faildir, aynı zamanda tanıktır.
• Zorbalığa uğruyor,
• Zorbalık yapıyor,
• Ve çoğu zaman buna sessiz kalıyor.
Bu üçlü yapı, şiddetin normalleşmesini hızlandırmaktadır. Çünkü sınırlar bulanıklaşmakta, doğru ile yanlış arasındaki çizgi giderek silikleşmektedir.
Okulların eğitimdeki rolü tartışılmaz derecede büyüktür. Ancak şu gerçeği görmezden gelemeyiz:
Çocuk, okula ailesinin aynası olarak gelir.
Evde öğrenilen dil, davranış biçimi ve problem çözme yöntemi, çocuğun karakterinin temelini oluşturur.
Eğer bir çocuk öfkenin hâkim olduğu bir ortamda büyüyorsa, okulda sakin ve sağduyulu davranmasını beklemek gerçekçi değildir.
Bugün öğretmenler sadece ders anlatmıyor; aynı zamanda ailede eksik kalan ilgiyi, sevgiyi ve disiplini de tamamlamaya çalışıyor.
Bu ise tek başına okulun omuzlayabileceği bir yük değildir.
Belki de bütün bu tartışmaların merkezinde gözden kaçırdığımız en temel mesele şudur:
Birbirimize tahammül edebilme ve sınırlarımıza saygı gösterme kültürü giderek zayıflamaktadır.
Bugün en küçük anlaşmazlıkta:
• Dinlemek yerine bağırıyoruz,
• Anlamaya çalışmak yerine suçluyoruz,
• Konuşarak çözmek yerine gerilimi büyütüyoruz.
Oysa bir toplumun sağlıklı kalabilmesi, bireylerin birbirine karşı koyduğu sınırları tanıması ve bu sınırları ihlal etmemesiyle mümkündür.
Ne yazık ki Türk toplumunda tartışma ve konuşarak anlaşabilme kültürü yeterince güçlü değildir. Fikir ayrılıkları çoğu zaman bir zenginlik değil, bir çatışma sebebi olarak görülmektedir.
Bu durum sadece yetişkinler arasında değil, doğrudan gençler arasında da kendini göstermektedir. Çünkü gençler; görerek öğrenir, duyarak şekillenir, yaşayarak tekrar eder.
Şiddeti yalnızca gençlerin sorunu olarak görmek doğru değildir.
Gençler, toplumun aynasıdır.
Bugün:
• Trafikte tahammülsüzlük,
• Sosyal medyada linç kültürü,
• Günlük hayatta sertleşen dil
gençlerin davranışlarına birebir yansımaktadır.
Bu nedenle sorun yalnızca güvenlik değil; aynı zamanda bir toplumsal eğitim meselesidir.
Biz çoğu zaman suçu işlendikten sonra konuşuyoruz.
Oysa asıl ihtiyaç, suçu doğmadan engelleyecek mekanizmaları güçlendirmektir.
Ancak daha da önemlisi şudur:
Toplum olarak birlikte yaşama kültürü konusunda yeterince eğitilmiş değiliz.
• Sınır nedir bilmiyoruz,
• Empati kurmakta zorlanıyoruz,
• Farklı fikirlere tahammül edemiyoruz.
Bu eksiklikler giderilmeden, sadece güvenlik tedbirleriyle kalıcı çözüm üretmek mümkün değildir.
Çözüm yalnızca kurumlarda değil, zihniyetlerde başlamalıdır:
• Okullarda değerler eğitimi ve iletişim becerileri güçlendirilmelidir.
• Ailelere yönelik bilinçlendirme programları yaygınlaştırılmalıdır.
• Dijital dünyada etik kullanım kültürü oluşturulmalıdır.
• Gençlere tartışma, dinleme ve uzlaşma becerileri kazandırılmalıdır.
• Toplum genelinde saygı ve tahammül kültürünü yeniden inşa edecek uzun vadeli eğitim politikaları geliştirilmelidir.
Okullarda yaşanan şiddet, bir başlangıç değil; bir sonucun dışa vurumudur.
Ve bu sonuç yalnızca okulların değil; ailelerin, toplumun ve hepimizin ortak ürünüdür.
Unutmamak gerekir ki:
“Birbirine tahammül edemeyen bir toplum,
geleceğini de sağlıklı bir şekilde inşa edemez.”
17 Nisan 2026
Ahmet Orhan
