
Bugün sosyal medyada adımın geçtiği bir paylaşıma rastladım.
Yaşadığım şehirde gıda başta olmak üzere zorunlu ev ihtiyaç malzemelerini marketinde satan ve aynı zamanda “iste getirelim” tarzında konutlara da servis yapan marketçi esnafımızın paylaşımı dikkatimi çekti.
İsmimin de geçtiği bu paylaşımda dostumuz işini geliştirmek için ihtiyaç duyduğu finansmanı banka kredisi kullanmak suretiyle temin etmeye kalkmış.
Sayın Cumhurbaşkanının işini geliştirmek isteyen esnaflar için yüksek enflasyon pahasına verdiklerini ifade ettikleri kredi imkânları varken ben de işimi büyüteyim diye düşünmüş.
Ancak bankaya müracaat ettiğinde bu faizi % 15 ile enflasyonun çok altında, altıda biri kadar olan krediyi alamayacağını öğrenir.
Tam krediyi kullanmaktan vaz geçecekken bir arkadaşının tavsiyesi üzerine aracılara başvurur.
Söz konusu hatırlı ve etkili dostları ona istediğinin üzerinde nakite kavuşmasını kısa sürede sağlar.
Dostumuz paraya kavuşur ama bir türlü aracıların yardımı olmadan bizzat geri ödemesine yapacağı krediyi alamamış olmasını içine sindiremez.
Sonuç olarak sosyal medyada durumu alenen şikâyet eder…
Konuyu köşeme taşıyarak benzer talepte bulunanlara yardımcı olmamı ister…
Yukarıda özetlemeye çalıştığım olay benzerlerini birçok küçük esnaf ve girişimcinin yaşamakta olduğu hepimizin malumudur.
Ben ekonomist değilim ama her insan gibi hayatın belirleyici unsurlarından olan para meselelerine de hiç de uzak değilim.
Paramızın döviz karşısında yalnız son bir yılda %100'den fazla değer kaybettiği, genel enflasyonun güvenirliğini kaybetmiş olan TÜİK'e göre bile %85,6 ile %100'e yaklaştığı ortamda, %15 seviyesindeki faizle kredi almak son derece akıllı bir yaklaşımdır.
Bu sözüm aldığı krediyi değerlendirme ve geriye ödeme gücü olanlar için geçerlidir.
Bu finansal olayın elbette çok yönlü etkileri söz konusudur.
Bir kaçını sıralayacak olursak;
-Krediyi kullanma olanağı yakalayan için işini büyütme, kazancını arttırma...
-Bir diğeri ise umulur ki işsizlerimize iş potansiyeli sağlama…
-Bir diğeri ise tedarik zincirindeki diğer mal ve hizmetler yoluyla piyasaya olumlu katkı sağlamadır.
Buna benzer başka cümleler de kurmak mümkün olmakla birlikte herkesin bu özel hatta hediye mahiyetindeki krediye ulaşması söz konusu olamadığına göre zenginin daha zengin olması da belli başlı ülkemiz gerçeklerindendir.
Yapılan köprüler, barajlar, fabrikalar ve rekorlar kıran ihracata rağmen günlük ihtiyaçlarını karşılamakta olan milyonların çekmekte olduğu ve giderek azalacağına artan büyük zorlukları ne ile izah edeceğiz!
Külfetini milletçe ödediklerimizden ancak bir avuç azınlığın yararlanmış olması durumundan daha adaletsiz ne olabilir ki!
Türkiye’de zengini zengin edip, fakiri fakir yapan yalnızca kredi sistemi değildir.
Ne yazık ki 86 milyonun vergileriyle yaratılan kaynaklar kullanılmak suretiyle verilen teşvik, hibe ve destekler tabiri caizse "yağlı mabada yağ çalma" hüviyetindedir.
Türkiye'nin içinde bulunduğu durum tüm dünyanın dikkatini çekmektedir.
Uluslararası şöhretimizin yegâne nedeni Sayın Cumhurbaşkanımızın dünya lideri olması değildir.
Ya da Türkiye’nin bir yıllık ihtiyacına denk düşmeyen Ukrayna buğdayının dünya pazarlarına çıkmasına aracılık etmiş olmamız da değildir.
Bir de rekorlar kırmakta olduğumuz hayat pahalılığı ve enflasyon söz konusudur.
Merkez Bankası önceki gün politika faizini yüzde 9’a indirirken, resmi tüketici enflasyonuna göre reel faiz de yüzde -76,5’e geriledi.
Başka bir deyişle krediyi kullanma şansına yakalayanların aldığı paranın her 1000 lirasının 765 lirası milletin cebinden karşılanmaktadır.
Türkiye eksi reel faizde dünyadaki açık ara liderliğini pekiştirirken, ikinci sıradaki Polonya’daki reel faizin
%-11,2 olması da son derece dikkat çekicidir.
Bu durum uluslararası ajansın birinde;
“Türk bankaları dünyanın en ucuz kredilerini sunuyor, az sayıdaki seçilmişe” manşetiyle tüm dünyaya duyurulmuştur.
Finansal alandaki bu resmi yaklaşımın tek nedeni mevcut Erdoğan iktidarının ne pahasına olursa olsun devamını sağlamak için seçimlerin kazanılmak istenmesidir.
Milli gelirin dağılımındaki adaletsizliği alt gelir grupları açısından bozmaya devam eden bu ekonomik sistem daha fazla sürdürülemez.
Böyle uygulamalara devam edildikçe alt gelir grupları her geçen gün daha zor şartlarda yaşamaya çalışmak zorunda kalacaktır.
4 Aralık 2022
Ahmet Orhan

Bozuk ekonomik ve gelir dağılım politikası ancak yerli ve milli olan RIFKIN ile düzelir.Saygı ve selamlar sayın vekilim.