Mehmet Arif'in Hanı

Bugün hâlâ ayakta olsaydı, yalnız Demircililerin değil, çevre il ve ilçelerden gelen ziyaretçilerin, fotoğrafçıların ve televizyon ekiplerinin ilgisini çeken eşsiz bir kültür mirası olurdu. Yerleşim planı, mimarisi ve ince işçiliğiyle adeta yaşayan bir sanat eseriydi. Ahşap küpeşteleri, oyma süslemeleri ve özellikle görkemli giriş kapısı, dönemin ustalığını gözler önüne sererdi.
Hanın hikâyesi Menemenli nalbant Hüsnü Efendi ile başlar. Hüsnü Efendi askerlik görevini Manisa'da yaparken Demircili bir asker arkadaşıyla tanışır. Terhis sonrası onun tavsiyesi üzerine Demirci'ye gelir, burada evlenir ve Rum Aleksan'a ait hanı satın alır. Büyük oğlu Mehmet ve küçük oğlu İbrahim ile birlikte işletmeye başlar. Hüsnü Efendi'nin vefatından sonra han oğullarına kalır ve zamanla büyük oğlu Mehmet Arif'in adıyla anılmaya başlar.
İzmir Caddesi üzerinde, bugünkü Orhunlar İş Hanı'nın arkasında bulunan han; Barışık Manifatura ve Ucuzluk Bakkaliyesi ile yan ve arka komşuydu. Yaklaşık bir buçuk dönümlük arazi üzerine kurulmuş, kod farklarıyla birlikte üç katlı büyük bir ahşap yapıydı. Caddeye bakan cephesi neredeyse yüz metreyi bulurdu. Sahipleri Mehmet Arif ve İbrahim Menemenlioğulları idi.
Bizim çocukluğumuzun önemli bir kısmı bu hanın avlusunda geçti. Caddeye bakan bölümde Halk Kıraathanesi ile iki dükkân bulunurdu. Dükkânlardan birinde Mehmet Arif Bey, daha sonra oğlu Cevdet Bey ve kardeşi Arif bulunurdu. Arif, gün boyu hanın içindeki çeşmenin başında ellerini yıkar, kendi kendine konuşur dururdu. Halk arasında "içine cin kaçmış" denilirdi.
Diğer dükkân ise kiraya verilirdi. 1970'li yıllarda eski belediye başkanlarından İbrahim Dönmez'in babası Boyacı Şerif Amca burada halıcılık yapardı. Daha sonraki yıllarda Hidayet Kabakçıoğlu pide salonu işletti. Son olarak soba imalatçısı Hüseyin İmren, han yıkılıncaya kadar burada faaliyet gösterdi.
Hanın en dikkat çekici bölümü, içeriye doğru açılan iki kanatlı dev ahşap kapısıydı. Kamyonetler ve otomobiller rahatlıkla giriş çıkış yapabilirdi. Kapıdan girildiğinde iki katlı, ters "L" şeklinde sıralanmış odalar ziyaretçiyi karşılardı. Ortada yaklaşık 350 metrekarelik geniş bir avlu bulunurdu.
Zemin kattaki odalar zamanla işyerlerine dönüşmüş, halı ve iplik ticareti yapan esnaflarla dolmuştu. Sol tarafta, en dipte altı kabinli büyük bir tuvalet yer alırdı. Sağ tarafta ise kıraathane uzanırdı.
Hanın sağ bölümünde Menemenlioğulları tarafından sonradan inşa edilen üç katlı kâgir bina bulunurdu. Bodrum katları kiraya verilmişti. Kendileri ise yaklaşık on basamaklı merdivenle çıkılan geniş katta halı ticareti yaparlardı. Daha aşağıdaki kod farkında bulunan bölüm ise eskiden atla gelen yolcuların kullandığı ahırdı. Sonraki yıllarda depo olarak hizmet verdi.
Avlu her zaman hareketliydi. Halıcılar yıkadıkları yapakları kuruması için yere serer, boyanmış ilmeleri ahşap korkuluklara asarlardı. Çaylar kıraathaneden gelir; tavla, dama ve iskambil oyunları eksik olmazdı.
Kıraathanenin en renkli simalarından biri ise İstiklal Harbi gazisi Ali Osman Dedeydi. Etrafını saran gençlere ve esnafa savaş yıllarını anlatırdı. Aç kaldıkları günlerde at gübresinin içinden arpa taneleri toplayıp kavurarak yediklerini, Yunan ordusunu nasıl takip edip geri püskürttüklerini heyecanla aktarırdı. Asker kaçaklarından söz açıldığında ise öfkelenir, onları ağır sözlerle eleştirirdi.
Hanın müşterileri genellikle cuma günleri kurulan halı pazarı ve cumartesi büyük pazarı için çevre köylerden ve ilçelerden gelen orta halli tüccarlardı. Girişin sol başındaki küçük oda han sahibinin bürosuydu. Burada kayıtlar tutulur, makbuzlar kesilir ve gelen yolcuların işleri takip edilirdi.
Ne yazık ki bu eşsiz tarihî yapı günümüze ulaşamadı. Yangın tehlikesi gerekçe gösterilerek, eski hamam gibi yıkıldı. Oysa uygun bir restorasyonla Demirci'nin en önemli kültür varlıklarından biri olarak korunabilir, gelecek nesillere aktarılabilirdi.
Bugün yerinde pazar yeri otoparkı bulunuyor. Ancak Mehmet Arif'in Hanı, Demirci'nin hafızasında hâlâ yaşayan; sohbetleri, esnafı, kıraathanesi ve avlusuyla çarşının neşesi olarak hatırlanmaya devam ediyor.
Not: Bu yazıda kullanılan görseller temsilidir. Hanın orijinal fotoğraflarına sahip olanların paylaşması, Demirci'nin kültürel hafızasına önemli bir katkı sağlayacaktır.
20 Mayıs 2026
Rasih Hacıkadiroğlu
YORUM EKLE