
Bugün Demirci'de doğruyla yanlışı karıştıranlara söyleyeceklerim var...
Ahmet Er ağabey yıllar önce aramızdan ayrildi...
Her can elbet ölümü tadacak ama, "duvarı nem, yiğidi gam yıkar" misali çekip gitti bu dünyadan Ahmet ağabey...
Bunu en iyi bilenlerden biriyim.
Hayatları çaldılar, Ahmet ağabey üzüntüyle gitti, hayallerini çaldılar, bazı memurlar bu baskılara dayanamayarak çekip gittiler...
Son yıllarında ona bu psikolojik baskıyı yaşatanlar, beş yıl önce başka kişilere de aynı muameleyi yapıp onları işiyle, ekmeğiyle tehdit etmiş ve "başka kapıya" demişlerdi.



O dönemde bu baskılardan etkilenenler, şimdi hiçbir şey olmamış gibi o baskı yapanlarla birlikteyken aklımda deli sorular oluşuyor, size ne oldu ki?
Ya akıllarını, ya da kişiliklerini kaybettiler, başka açıklaması yok...
İftira rüzgarları "evrak çalıyor" iddiasıyla başladığında ilk geceydi.
İhbar eden resmi belgenin içinde sandıktan çıkan ismi belirtmişti.
İftira ile başlamıştı, çünkü iki gün sonra özel eşyaları teslim eden ve "kovuşturmaya yer yoktur" yazan belgenin altındaki savcının imzası durumu gözler önüne seriyordu.
On yıl sonra vicdan mahkemelerinde gerekçeli kararla ortaya çıkan kişi adliyedeki merdivenlere bakakalmıştı... Arşivdeki tozlu dosyalarda bekleyen belgeler bir kenara itildi...
Teröristlerin ayakkabı numaralarını bile bildiğini iddia eden bakan "gidin bunu yargılayın" dedi ve imzaladı. Ama o dönemdeki köhne zihinlerin kontrolündeki yetkili makamlar yerinden kıpırdamadı. Çünkü güç bağımlısı bir yapıdan adalet çıkmadı, çıkartılmadı.
Hep birlikte çökerttiler...
Hep birlikte yediler ve sindirdiler.
Ülkenin geleceğini çaldılar, kayıp yılların üzerine yeniden çadır tiyatrosu kurdular...
Figüranlar değişti, şarlatanlar devreye girdi.
Çadırın ortadireği için bir kişi bulunurken her dönemin saf değiştirme şampiyonları yani mobil güçlüler devreye girip iş başı yaptı.
Kendini unutturmak istemeyen egosu tavan yapmış bazı siyasi ölüler bile ellerine mikrofon aldı, halka hitap ettiler....
On yılın ardından "Buraya ne oldu?" diyecekken kimse soramadı...
Böyle bir 8 Mart Kadınlar Günü için düzenlenen konsere 900 bin TL ödendi, hesap sorulacaktı ama sorulamadı.
Tiyatroda şahsi oylamada yalancıktan eller kalktı... Suflörler iş başındaydı... Yazılı belgeye dökemediler, söz uçtu.. Yazılsa kalırdı...
200 kişilik Akıncılar Düğün Salonunda Angaralı Ayşen türkü söyledi... Bu kez kadınlar üzerinden konser için bir kadın sanatçı üstünden rant devşirdiler... Fatura ise 900 bin TL olarak yazıyordu... Bu miktarı açık bırakıp sanatçının adını kapatsanız konsere Madonna gelmiş sanacağız...
Bunu bir cami hocası değil ama Halil hoca ortaya çıkardı, milletin önüne koydu, yazdı çizdi de öyle öğrendik. Fetva vermedi, dilekçe verdi, dilekçeye de cevap verildi.
Akıl var izan var dedik 900 bin TL ile Angaralı ablayı öğrenince, hesap soracağız diye söz verenlere hatırlattık ama....
Yutkunma hastalığı bu ülkeyi yedi bitirdi... Susma hastalığına ilahiyatçılar "dilsiz şeytan" diyorlar.
Böyle bir 8 Mart günüydü işte....
Şimdi "Ne değişti?" diyeceksiniz...
Başrol değişmese de, figüranlar değişti...
Hukuka aykırı, adaletsiz, ilkesiz bir yapının üstüne yeni kurulum olmaz... Diye düşündüm, hala buna inanıyorum, biliyor musunuz?
Bu rüzgar dindiğinde, çölde kum fırtınasında kalmış bir Bedeviden farkınız kalmayacak, hatırlatayım.
Deve sidiğini mübarek sayanlar içenler, bu ülkede deve dolaştırdılar, dantelli çarşafla kefen giydik diye sokağa çıkan akıl fukaralarını da gezdirdiler, unuttunuz mu?
Ramazan ayının ilk teravih namazını "seccadeni al da gel" diye statta kılanlar... Camiler varken mescit haramdır hadisini unuttular, din üzerinden şov yaptılar...
Unuttular, biliyor musunuz unuttular ve seccadeler geceyi yapay çimlerin üstünde geçirdi, o seccadelerin üstünde de üşüyen sokak köpekleri sabahı karşıladı...
Böyle bir Ramazan ayıydı bu teravih, böyle bir 8 Mart gününde oldu Angaralı Ayşen vakası...
Mobbing yaparak cana kast edenler, dava arkadaşlığı maskesi takarak timsah gözyaşları döktüler...
Şimdi birkaç kelam da vicdanlı okurlarım için yazayım...
Ben ne yazdıysam doğru çıktı, biliyorsunuz değil mi?
Demirci'nin altını deldiler, 50 bin nüfusun altına düşüyoruz, düşeceğiz dedim.. Haklı çıktım, manşetlerimden indirmedim ama kimsenin sesi çıkmadı...
Borlu giderken el salladılar... Ülkeye en çok zarar veren üç ismi daha önce yazdım...
Biri kaymakamdı, biri başkandı, yakın zamanda bir isim daha ortaya çıktı sanırım 3. kişi bu listede değişecek....
Ama bildiğim şey şu; bu listeye girmeye aday 3. kişi bu sefer kadrodan eksildi.... Salına bile girmeyecek kişi sayısı azımsanacak gibi değil...
Haklı olduğum için üzgünüm...
Ama sizler izlerken ve susarken, dediğim dedik çaldığım düdük derken, ben üzülerek izliyordum. Çereşe'de havai fişekler atılırken memleketin geleceğinin patladığını biliyordum ve sizin gibi ayakta uyumuyordum, ben uyumuyordum...
Bu vesileyle tüm kadınlarımızın gününü de kutluyorum. İnancım şudur ; Kadınların dokunacağı bir milli irade bu yukarıda yazdığım pislikleri arındıracaktır ve adeta bayram temizliği yapılan bir ev gibi tertemiz edecektir. İyi ki varsınız, yaşam sizlerle daha güzel olacak.. Sevgiyle ve yaşama sevinciyle kalın..
Hepinize hayırlı Ramazanlar...
8 Mart 2025
Mustafa Temiz
