Ben Bu Filmi Daha Önce de İzledim... / Mustafa Temiz Yazdı...

Cumhurbaşkanının “AK Parti, MHP ve DEM bu yolu birlikte yürüyecek” sözüyle ilan ettiği bu yeni sürecin, bana kalırsa bir “barış” hamlesinden ziyade, 2028 seçimlerine giden yolda DEM Parti’nin oylarını Cumhur İttifakı hanesine yazdırma çabasının siyasi bir alt yapısı olduğu kanaatindeyim.

Ben Bu Filmi Daha Önce de İzledim... / Mustafa Temiz Yazdı...

Son günlerde ülke gündeminde yeniden ısıtılan “çözüm süreci” veya "terörsüz Türkiye" tartışmaları, bana bir kez daha ezber bozan değil, ezberlenen bir senaryonun farklı aktörlerle sahneye konduğunu düşündürtüyor. Ortada güven veren bir strateji yok, aksine endişe veren bir belirsizlik var. Bu belirsizlik, sadece siyasetin iç hesaplarından ibaret değil; ülkenin birliğini, toplumun vicdanını ve şehitlerin aziz hatırasını doğrudan ilgilendiriyor.

Kimlerle, nerelerde hangi şartlarda görüşüldü de bu sonuç şimdi millete gösteriliyor?

Millet bunları bilmek isterken, sonuç varilden bozma bir saçın içine atılan silahlar ve teröristlerin tören mangası gibi tek sıra sözde örgüt disiplini görselli kamuflaj kıyafetleriyle, sırayla gelip silahları içinde ateş yakılan şeye bırakmasıydı. Silahlar yandı iş bitti mi? O namlularından canice  mermi kusturulan silahlar kaç masumun, kaç askerin canını yaktı acaba? Diye düşünmeden de edemiyor insan..

Cumhurbaşkanının “AK Parti, MHP ve DEM bu yolu birlikte yürüyecek” sözüyle ilan ettiği bu yeni sürecin, bana kalırsa bir “barış” hamlesinden ziyade, 2028 seçimlerine giden yolda DEM Parti’nin oylarını Cumhur İttifakı hanesine yazdırma çabasının siyasi bir alt yapısı olduğu kanaatindeyim. Kılıçdaroğlu'na "terörle işbirliği yaptı" diye kurgu videolar izletenlerin, bugün DEM ile “yeni Türkiye” fotoğrafı verme gayretine girişmesi, sadece tutarsızlık değil, aynı zamanda siyasi hafızaya hakarettir.


PKK’nın geçmişine baktığımızda; 1993, 1999, 2009 ve 2013 gibi yıllarda da benzer “silah bırakma” açıklamaları yapılmış, ancak her biri yeni bir terör dalgasıyla noktalanmıştır. Bugün “barış çağrısı” yapanların, yarın Kandil’den veya sınır ötesinden ne yönde bir mesaj vereceği belli değil. Hele ki Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisinin ciddi anlamda zayıfladığı bir dönemde, yapılan çağrıların pratik bir karşılık bulacağına inanmak, yalnızca naiflik olur.

ABD’nin Suriye sahasında YPG/SDG’ye verdiği destek hâlâ sürerken, Türkiye sınırları içinde yürütülecek bir sürecin samimi ve kalıcı olması nasıl mümkün olabilir? ABD'nin “devlet sözü vermedik” gibi beyanları, sahada herhangi bir somut değişiklikle desteklenmediği sürece anlam taşımaz.

Hatırlatmak Gerekirse: Silahın Susması Yetmez
Evet, silahın susması elbette önemlidir. Ancak yalnızca silah bırakılması değil, terörün ideolojik altyapısının da tasfiye edilmesi gerekir. PKK yalnızca bir terör örgütü değildir; ideolojik, siyasi, ekonomik ve hatta dış bağlantıları olan çok katmanlı bir yapıdır. Sadece bir fraksiyonun silah bırakması, kalan parçaların aktif tehdit oluşturmadığı anlamına gelmez. Bu noktada, KCK, YPG, PJAK gibi yapılardan bağımsız bir çözüm süreci hayal etmek, bir kez daha devleti kandırmaya çalışan bir stratejinin aracı olabilir.

Unutulmayan Habur Travması ve Yeni Tören Alanlarını Hatırlayalım… 2009’da Habur’da yaşanan tören görüntüleri, toplumun vicdanında kapanmamış yaralar bıraktı. Bugün benzer bir mizansenin “mağara girişlerinde tören alanı düzenleniyor” haberleriyle dünya medyasına servis edilmesi, yeniden bir “göstermelik barış fragmanı” izletilmek isteniyor algısı yaratıyor. Özdemir Paşa'nın Musul için karargah olarak kullandığı Casene mağarası bugün izlettirilen silah yakma şovunun film platosu mu oldu? Balistik inceleme yapılması gereken silahlar yakıldı. Yoksa bu görüntü delil karatmanın görünmeyen yüzü mü? Bu, yalnızca iç kamuoyuna değil, uluslararası mecralarda da Türkiye'nin duruşuna gölge düşürür. 

Meclis çatısı altında çözüm arayışına hep karşı çıkanlar, şimdi DEM’i “çözüm ortağı” ilan etmiş durumda. Oysa bu ülkenin muhalefeti, ta en başından beri “sorunun adresi Meclis’tir” diyerek açık çağrılarda bulunmuştu. Geldiğimiz noktada, “Selo’ya teşekkür telefonu”, ardından acaba sorusunu zihinlerde sorduran “Dağdan inene af”, “Siyasete alan açma” gibi söylemler mi? Diye insanın içine kurt düşürüyor. İki günlük şu sürede sokaktaki adama sorduğumda onun ve halkın bir çoğunun yaklaşımı şüphe dolu. Bu son hamle neden iktidarda iken 23 yıldır yapmamış ta bugün yapılıyor denilerek, seçmen gözünde sadece oy devşirme hamlesi olarak algılanıyor.

Bahçeli'nin kürsüde ip attığı günlerden, Erdoğan’ın DEM’le yol yürüme mesajlarına… Bu sert zikzaklar, sadece siyasi güveni değil, devlet aklını da aşındırıyor. Siyasi ikballer uğruna yapılan bu manevralar, ülkeyi daha büyük belirsizliklere sürüklüyor. Seçim sistemi gereği “ilk turda %50+1 ya da ikinci turda çoğunluk” hedefinin gölgesi altında, yeni bir açılım değil, yeni bir seçim mühendisliği hazırlanıyor.

Ve elbette unutulmaması gereken en temel gerçek: Türkiye, teröristlerle müzakere ederek değil, milli birlik ve anayasal sadakatle güçlü kalabilir. Atılacak her adımın şeffaf, toplumsal meşruiyet temelli ve güvenlik eksenli olması şarttır. Aksi hâlde, bugün susan namlular, yarın daha ölümcül şekilde geri dönebilir.


Ben bu filmi daha önce izledim… Aynı replikler, benzer sahneler ve değişmeyen son. Bu kez sadece oyuncular farklı. Ama finalin yine hüsran, yine kan ve gözyaşı olmaması için susmayacağım. Çünkü biliyorum; Silahların namlularından çıkan her kurşun, sadece bir askeri değil, bir ülkenin vicdanını da vurur.

13 Temmuz 2025

Mustafa Temiz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER