Bir Eksikliğin Hikâyesi! Tamamlanamayan Bir Hayatın Son Perdesi ve Vuslat Günü... Genç Enver Toprağa Verildi

Hayat, yaşanması gereken bir şey olmaktan çıkar, katlanılması gereken bir yük haline gelir. Enver’in hikâyesi de böyle son buldu.

Kütahya’nın Simav ilçesi bir sabaha daha uyandı…
Ama bu sabah, sıradan bir sabah değildi.
Bir apartmanın üçüncü katında, henüz 17 yaşında bir genç, sessizce hayata veda etti.

Ekipler geldiğinde artık çok geçti.
Nabız yoktu.
Tıp dilinde “yaşam sonlanmıştı”…
Ama aslında o yaşam, belki de yıllar önce, küçük bir çocuğun kalbinde kırılmaya başlamıştı.
Enver…
Daha 5 yaşındayken babasını kaybetti.


Psikolojide buna “erken dönem ebeveyn kaybı” denir.
Ve bu kayıp, yalnızca bir insanı değil; güven duygusunu, aidiyet hissini ve geleceğe dair umutları da alıp götürür.
Bir çocuğun dünyasında baba;
koruyucu bir çatı,
güvenli bir liman,
kimlik inşasının en temel taşıdır.
O taş yerinden oynadığında, hayatın dengesi de bozulur.
Enver’in hayatı da işte o gün, o göletin kıyısında değişti.
Travmanın İlk Anı... Tanıklık
Babası suya sürüklenirken…
Arama çalışmaları sürerken…


Küçük Enver, bir kayanın üzerinde diz çökmüş, çaresizce olan biteni izliyordu.


Bu sahne, bir çocuğun zihninde silinmez izler bırakır.
Psikolojide bu durum “travmatik tanıklık” olarak adlandırılır.
Çocuk, yalnızca kaybı yaşamaz;
o kaybın her anına şahit olur.
Ve bu, travmayı katlayarak derinleştirir.
Yıllar geçer…
Ama o görüntü zihinden silinmez.
Her sessizlikte, her yalnızlıkta yeniden oynar.
Sosyolojik olarak bakıldığında, babasız büyüyen çocuklarda sıkça görülen bir durum vardır:
“rol modeli eksikliği.”
Enver için hayat;
sürekli bir “tamamlanamama” haliydi.
Bir boşluk…
Adını koyamadığı ama hep hissettiği bir eksiklik. Bu durum zamanla “kronik yalnızlık” ve “duygusal yoksunluk” hissine dönüşebilir.
Kişi kalabalıkların içinde bile kendini eksik hisseder.
Ve en tehlikelisi…
Bu eksiklik, zamanla “değersizlik algısı”na evrilir.
Travma, çoğu zaman dışarıdan görünmez.
Gülümseyen yüzlerin arkasında saklanır.
Ama içeride başka bir hikâye yazılır:
Bastırılmış acılar,
konuşulamayan duygular,
ve bir türlü iyileşmeyen yaralar…
Bu süreçte birey, “öğrenilmiş çaresizlik” içine girer.
Artık ne yaparsa yapsın değişmeyeceğine inanır.


Ve bir noktadan sonra…
Hayat, yaşanması gereken bir şey olmaktan çıkar,
katlanılması gereken bir yük haline gelir.
Enver’in hikâyesi de böyle son buldu.
Yıllar önce bir göletin kıyısında başlayan dram,
Simav’da bir apartmanın üçüncü katında noktalandı.
Cenazesi baba ocağına götürüldüğünde,
yakınlarının feryatları gökyüzüne karıştı.
Sanki yıllar önceki o çığlık,
yeniden yankılanıyordu.
Minnetler Mahallesi’nde toprağa verilirken,
aslında bir genç değil…
tamamlanamamış bir hayat,
iyileşememiş bir çocukluk gömüldü toprağa.


Ve O Cümle…
Bir kayanın üstünde diz çökmüş küçük bir çocuk vardı…
Babası sudan çıkarılsın diye bekleyen…
Yıllar geçti.
O çocuk büyüdü.
Ama içindeki o an, hiç büyümedi.
Ve belki de Enver…
Hayatına son verirken,
aslında sadece o anın içinden çıkmaya çalışıyordu.


Işıklar içinde uyu Enver…


Belki de şimdi, yarım kalan hikâyen tamamlanmıştır.
Belki de bu kez… beklediğin kişi seni karşılamıştır. "Oğlum" demiştir umarım.


Enver'in hikayesine tanık olan bizlerin yapacağı belli...Sadece.. Bir Fatiha…
Belki de en çok ona bu yakışır şimdi. 


Mustafa Temiz- Manisa Son Haber

Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2026, 21:28
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kadriye altun
Kadriye altun - 4 ay Önce

Ben enver in yengesi enver ne için kendi cananına kıydı ve kim yaptıysa çıksın araştırmamısın istiyorum şuçlar bulusun

Kadriye altun
Kadriye altun - 4 ay Önce

Ben enver in yengesi enver ne için kendi cananına kıydı ve kim yaptıysa çıksın araştırmamısın istiyorum şuçlar bulusun

SIRADAKİ HABER