Dopingli Atlar ve Kırık Teraziler Ülkesi Güçlünün Hukuku ile Hukukun Gücü Arasında Kaldık / Mustafa Temiz Yazdı

Siyasetin senaryosunu bir mizah yazarı yazsa, bu kadar ironik bir kurgu kuramazdı.

Dopingli Atlar ve Kırık Teraziler Ülkesi  Güçlünün Hukuku ile Hukukun Gücü Arasında Kaldık / Mustafa Temiz Yazdı

Türkiye'nin asıl meselesi artık kimin kazandığı ya da kimin kaybettiği değil.

Asıl mesele, kuralların yalnızca bazıları için geçerli olduğu duygusunun toplumun damarlarına kadar işlemiş olmasıdır.

İnsanlar artık mahkeme kararlarına değil, kararların kime yaradığına bakıyor.

Çünkü adaletin gözünün bağlı olması gerekirken, vatandaşın önemli bir bölümü terazinin hangi tarafa eğileceğinin önceden belli olduğuna inanıyor.

İşte tehlike tam da burada başlıyor.

Bir ülkede hukuk, haklıyı bulma mekanizması olmaktan çıkıp siyasi sonuç üretme aracı olarak görülmeye başlandığında devletin kolonları çatırdamaya başlar.

Bugün yaşanan tartışmalarda birçok insanın öfkesinin nedeni tam olarak budur.

Muhalefet seçmeni uzun yıllardır seçim kaybetmenin hayal kırıklığını yaşadı.

Ancak bugün yaşananlara bakıldığında, aynı seçmen kitlesi ilk kez seçim kaybetmekten değil, kazanmaya yaklaşmışken oyunun kurallarının değiştirildiğini düşünmekten öfkeleniyor.

Yıllarca CHP'nin başarısızlığının sembolü olarak eleştirilen isimler, bugün CHP'nin yükselişinin önündeki yeni engeller olarak tartışılıyor.

Siyasetin senaryosunu bir mizah yazarı yazsa, bu kadar ironik bir kurgu kuramazdı.

Bir tarafta "Bizim dahlimiz yok" açıklamaları yapılıyor.

Diğer tarafta yaşanan gelişmeler, milyonlarca insanın zihninde aynı soruyu büyütüyor:

"Madem dahliniz yok, neden bütün yollar aynı kapıya çıkıyor?"

İnsanların öfkesi tam da bu çelişkiden besleniyor.

Çünkü vatandaş artık duyduğu sözlere değil, gördüğü sonuçlara bakıyor.

Bugün sokaktaki insanın hafızasında ekonomi yok.

Oysa birkaç hafta önce herkes enflasyonu konuşuyordu.

Pazardaki yangını konuşuyordu.

Ev kiralarını konuşuyordu.

Emeklinin aldığı maaşın, maaş olmaktan çıkıp sosyal yardım seviyesine düşmesini konuşuyordu.

Şimdi bunların yerini siyasi krizler aldı.

Bir taşla iki kuş hikâyesinin güncellenmiş hâli gibi...

Hem ekonomik başarısızlıkların üzeri örtülüyor hem de en güçlü rakibin enerjisi kendi içine yönlendiriliyor.

Siyasetin mühendisleri açısından bakıldığında kusursuz bir operasyon.

Demokrasi açısından bakıldığında ise ağır bir arıza.

Toplumun önemli bir kesimi bugün yaşananları yalnızca CHP meselesi olarak görmüyor.

Bir demokrasi testi olarak görüyor.

Çünkü mesele, bir partinin iç tartışmasının çok ötesine geçti.

Mesele, sandığın mı güçlü olduğu yoksa siyasi mühendisliğin mi güçlü olduğu sorusuna dönüştü.

Özgür Özel'in çizdiği profil de bu noktada ayrı bir tartışma konusu.

Daha kurumsal.

Daha sakin.

Daha hukuk merkezli.

Daha demokratik.

Fakat Türkiye siyasetinin son yıllardaki gerçekliği, acımasız bir gerçeği de gösteriyor:

Nezaket, çoğu zaman güç olarak değil, zayıflık olarak okunuyor.

Hukuka güvenmek, bazen hukukun sizi koruyacağı anlamına gelmiyor.

Kurallara bağlı kalmak, kuralsızlığa karşı otomatik zafer sağlamıyor.

Belki de muhalefetin en büyük kırılma noktası burada yaşanıyor.

Çünkü insanlar artık yalnızca siyasi rakiplerine değil, hukuka olan inançlarının da yıprandığını hissediyor.

Ve bu duygu, seçim yenilgilerinden daha ağır bir yük bırakıyor.

Toplumun hafızasında geçmişten kalan sahneler hâlâ canlı.

İstanbul seçiminin iptali.

Tartışmalı kararlar.

Siyasi polemikler.

Kamu vicdanında cevap bulmayan sorular...

Bunların tamamı üst üste eklendiğinde ortaya tek bir sonuç çıkıyor:

Vatandaş artık olayları tek tek değerlendirmiyor.

Bir bütün olarak okuyor.

Ve o bütünün içinde gördüğü şey, giderek daralan bir demokrasi alanı.

Bugün yaşananların sonunda kimin kazanacağını kimse bilmiyor.

Ama kaybedenin kim olduğu konusunda büyük bir toplumsal mutabakat oluşuyor.

Kaybeden hukuk duygusu.

Kaybeden kurallara olan güven.

Kaybeden adalet beklentisi.

Çünkü hukukun üstünlüğüne inanan insanlar, bir kez haksız çıktıklarını düşündüklerinde sadece mahkemelere değil, sisteme olan inançlarını da kaybetmeye başlarlar.

İşte bir ülke için asıl tehlike budur.

Ekonomik krizler düzelir.

Siyasi partiler değişir.

Liderler gelir gider.

Türkiye siyaseti uzun zamandır centilmenlik ödülü dağıtmıyor. Tam tersine, en yüksek sesle bağıranın, en sert hamleyi yapanın ve en fazla kriz çıkaranın kazandığı bir arena görüntüsü veriyor.

Bahçeli, aklı başında siyasetçi görünümüyle önce "feragat" diyor, sonra da "Hukukun içinde kal, sokağa çıkma" diyor.

Erdoğan, "Bizim bu olaylara dahlimiz yok" mealinde konuşurken, yüz ifadesiyle sanki altyazısız ve suskun bir mesaj veriyor. Aynı Erdoğan'ın, nisan ayı ortalarında bugünün müjdesini verdiğini arşivler bize söylüyor:

"Herkesin arzu ettiği ana muhalefeti çok yakında göreceğiz."

Şu an Bahçeli'nin, Erdoğan'ın ve aparatları durumundaki Kılıçdaroğlu'nun görmek istediklerine yakın olanı görüyoruz.

Milletin neler gördüğünü ise bilmiyoruz.

"Özgür Özel, naif, nezaketli ve devlet adamı anlayışıyla davranıyor. Bir demokrasi ve hukuk devleti sofisi gibi davrandıkça eziyet arttı, zulüm tüm bünyeyi sardı." diyor vatandaşlar.

"Özgür Özel, daha ilk butlan tuzağı kurulduğunda Kemal Kılıçdaroğlu'nu, Gürsel Tekin'i ve onun tüm şakşakçılarını partiden ihraç edecekti. Bir tetikçi bulunurdu... Kayyum verilirdi, belki alakasız biri atanırdı. Ama en azından partinin kurultaya gitme süreci daha erken olurdu.

'Tüm yolları deneyeceğiz' diyor Özel'in kurmayları. Sonuç belli; yargıdan, mahkemeden döner diyemeyeceğimiz bir despot dönem yaşıyoruz. Adalet, hukuk, yargı; hepsi Erdoğan'ın önünü açmak için anayasayı çiğniyor. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmuyor. Bunların derdi Erdoğan'ı yaşatmak." diyor vatandaşlar.

"Ekrem'i yenemedi Erdoğan. Ellem küllem edip adamın diplomasını iptal ettirdi. Kendisininkini de daha göremedik. Onun için İmamoğlu cezaevinde tutsak ediliyor." diyor vatandaşlar.

"Şu an iktidar hırsıyla saldıran Erdoğan, olaylara cümle kurup sonra arkadan iş çeviren Bahçeli; milletin takdiriyle siyasi hayatımızdan silindiklerinde, bunun kahramanı yine Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu isimleri olacaktır. Ömürleri boyunca, şu an Kılıçdaroğlu'nun yaşadıklarını yaşayacaklardır." diyor vatandaşlar.

"İstanbul seçimlerini de böyle entrikalarla iptal etmediler mi?

O Bahçeli, o dönem İstanbul seçiminin iptalini de savunmadı mı?

Mühürsüz oylar sandığa girerken, seçim devam ederken YSK'nın cilasıyla 2 milyon oy sayılıp sonuca yansıdığında, 'Atı alan Üsküdar'ı geçti' diyen Erdoğan'ın atına 'deh' diyen Bahçeli, bu at dopingli diye itiraz etmeyen de Kılıçdaroğlu idi.

Millet gözünü açtı. Bunların üçüne de artık güvenmiyoruz." diyor vatandaşlar.

Ve tarih bize şunu gösteriyor:

Millet bazen uzun süre bekler.

Uzun süre izler.

Uzun süre susar.

Ama günü geldiğinde yıllarca biriktirdiği notları sandığın içine bırakır.

O gün geldiğinde ne propaganda kalır ne algı yönetimi.

Sadece milletin verdiği hüküm kalır.

13 Haziran 2026 

Mustafa Temiz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER