
O gece hem ay tutuldu, hem akıl tutuldu, hem de bir karakolun kapısı tutuldu.
Gökyüzünde kanlı ay, yerde kanlı karakol, etten bariyerler ve çelik kalkanlı polisler...
Her şey bir kez daha gösterdi ki bu ülkede devleti idare eden iradenin sopası, muhalefetin kafasına inmeye ayarlı. Yargı, kolluk, YSK ve Valilik adeta tek yumruk olmuş, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nı fethetmeye çıkmıştı. Sanki bir muhalefet binası ele geçirilince sanırsınız ki memleket kurtulacak!
Vatandaş, üyesi olduğu partiye giremiyor. Girişi kapatan şey sadece barikat değil; aslında iktidarın demokrasiye karşı ördüğü duvar. Sebep mi?
Valilik üç günlük eylem yasağı koymuş!
Peki ortada bir eylem var mı? Hayır!
Polis bariyerleri çekilmese, millet girip çıksa kimse sokakta gösteri yapmayacak. Ama yasak bahanesiyle CHP’ye ablukayı meşrulaştırdılar.
Tam o saatlerde İzmir’de yaşanan tablo ise çok daha çarpıcıydı...
16 yaşında bir çocuk devşirilip tekbirlerle karakola sürülüyor, polisler şehit ediliyordu. İşte gerçek güvenlik sorunu bu.
Şeriatçı tarikat yapıları gençleri devşiriyor, sokaklara salıyor.
Çelişkiye bakın.
Polis, CHP binasının önünde barikat kuruyor; tarikat, devletin karakolunun önünde!
Polis, halkın partisine bariyer; tarikat, devletin güvenliğine bariyer!
Ama ülkenin güvenlik sistemi bu gerçekle yüzleşmeyi reddediyor. Çünkü iktidar, tarikatların gölgesinde büyüyor. Çocuk yaşta beyinleri yıkanan, tekbirlerle polis katline sürülen gençlerin sorumlusu işte bu karanlık düzen. Devlet ise bu sorunu görmezden gelip muhalefeti tehdit ilan ediyor.
Geçtiğimiz gece Sarıyer’de kurulan tablo bir kez daha ispatladı.
“Hukuk devleti” denilen şey bu ülkede sadece bir aldatmacadır.
CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı polis kordonuyla kuşatıldı.
İçeriye giriş çıkış neredeyse imkânsız.
Elinizde yargı kararı mı var?
Mahkeme hükmü mü?
Hukukun üstünlüğü mü? Hayır!
Hepsi yerle bir edilmiş. Geriye kalan tek şey, iktidarın “ben yaptım oldu” anlayışı.
Üstelik bu kuşatma sadece partililere değil, vatandaşa da fatura edildi. Sosyal medya bant daraltmasıyla milyonlar susturuldu. Milyonlarca insan VPN’lere mahkûm bırakıldı. 24 saat boyunca BTK’dan tek bir kelime açıklama yapılmadı. Daraltma, Gürsel Tekin’in polis eskortuyla CHP binasından ayrılmasıyla birlikte sona erdi. Tesadüf mü bu? Yoksa siyasi mühendisliğin yeni bir boyutu mu?
YSK Başkanı Ahmet Yener’in sözleri de demokrasiye indirilmiş tokadın başka bir versiyonuydu. Basın toplantısında adeta korsan bir karar verip Ankara’daki mahkemeye mesaj gönderdi. “CHP’nin kurultayına dokunamazsınız ama yönetime kayyum atarsanız ses çıkmaz” dedi. Adalet Bakanı’nın “İstanbul’daki karar Ankara’daki mahkemeyi etkiler” açıklamasıyla birleşince resim tamamlandı.
Şimdi gözler 15 Eylül’de. Ankara’daki mahkeme kayyum kararı verirse ne olacak? CHP lideri Özgür Özel çok net konuştu: “Kayyumun ömrü 6 gün olur.” Çünkü 21 Eylül’de olağanüstü kurultay, kasımda olağan kurultay var. CHP delegesi sandık başına gelir, seçimini yapar, yolunu belirler. Bu hukuksuz mühendislik girişimi sadece demokrasi tarihine kara bir leke olarak yazılır.
Ama asıl mesele şu: CHP’nin kapısına barikat diken devlet, neden tarikatın kapısına barikat dikmiyor?
On yıllardır tarikatlar, cemaatler, dernek tabelası altındaki karanlık yapılar bu ülkenin çocuklarını yutuyor. FETÖ örneği hâlâ hafızamızda taze. Devletin damarlarına kadar sızdırılmış bir yapı, bir gecede ülkeyi uçurumun eşiğine getirdi. Ama ders çıkarılmadı. Tarikatların yurtlarında çocuklar yanarak öldü. Tarikat kurslarında çocuklar istismar edildi. Tarikat evlerinde gençlerin beynine kin, nefret ve şeriat zehri aşılandı.
İşte İzmir’deki karakol baskını bunun sonucudur. 16 yaşında bir çocuğu eline silah verip polisin üzerine süren düzenin adı tarikat düzenidir. Polis CHP’nin kapısında görev başındayken, tarikat devletin kapısında saldırı başlatıyor. Ve iktidar, bu gerçeği örtmek için parmağını muhalefete sallıyor.
Devletin görevi halkın güvenliğini sağlamak değil mi? Hangi güvenlik stratejisi CHP binasını kuşatmayı, tarikat hücrelerini görmezden gelmeyi haklı çıkarabilir? Hangi akıl, hangi hukuk bunu makul görebilir?
Tarih tekerrür ediyor. Yöntem aynı, hedef aynı: Halkın iradesini bastırmak.
12 Eylül’de “asayiş” bahanesiyle gençler işkenceden geçirildi, siyasetçilere kelepçe vuruldu. Amaç toplumu sindirmekti. Bugün CHP binasına kurulan barikatın mantığı da aynı: “Asayiş” diyerek muhalefeti susturmak.
28 Şubat’ta “irtica” bahanesiyle siyaset mühendisliği yapıldı. Yargıdan üniversitelere kadar tüm mekanizmalar iktidarın sopasına dönüştürüldü. Bugün de “gösteri yasağı” bahanesiyle aynı şey yapılıyor. Sadece aktörler değişti.
15 Temmuz’da tarikatların devleti ele geçirme girişimine şahit olduk. Meclis bombalandı, sokaklar kan gölüne çevrildi. Ama ders çıkarılmadı. Tarikatların devletten temizlenmesi gerekirken, yeni tarikatlar palazlandırıldı.
Aslında yaşanan şey güvenlik değil, demokrasiye operasyon.
Ve işin ironisi: Gürsel Tekin beş bin polisle CHP binasına sokuldu. O video hâlâ hafızalarda. Altına “CHP İstanbul İl Başkanı” yazdırmış. Seçilmeden, sandıktan çıkmadan, halkın oyunu almadan! Demokrasi buysa, darbe ne?
Başkan parti binasına polisle değil, halkın oyuyla girer. Demokrasiye kurşun sıkanlar yarın sandıkta milletin cevabını alır.
Evet, manzara karanlık. Evet, iktidarın baskısı, yargının suskunluğu, kolluğun kanunsuz emirlerle tarafgirliği umut kırıcı. Ama unutmayalım: Bu topraklarda karanlık ne kadar yoğunlaşsa da, sonunda mutlaka bir şafak söker.
Çözüm bellidir:
Halkın örgütlü iradesi. Hukuku savunan, özgür basını sahiplenen, sokakta da sandıkta da sesini yükselten bir demokrasi bilinci. Ve tarikatların gölgesinden temizlenmiş, laik ve özgür bir devlet yapısı.
Bu ülkenin kaderi barikatlarla çizilemez. 12 Eylül’ün karanlığı aşıldı, 28 Şubat’ın baskısı aşıldı, 15 Temmuz’un kanlı gecesi aşıldı. Bugün yaşananlar da aşılacak.
Çünkü bu milletin mayasında teslimiyet yok. Barikatları kuranlar da, karakollara saldıran tarikatlar da tarihin çöplüğüne gidecek. Geriye ise halkın iradesi, demokrasinin onuru kalacak.
Kanlı ayın gölgesinde yaşananları unutmayacağız.
Ama o gölgenin ötesinde mutlaka bir sabah güneş doğacak. İnancımız, dik duruş ve umudumuz var.
Umutlarımızın önüne de barikat kuramazsınız ya…
8 Eylül 2025
Mustafa Temiz