Kek ve Çayla Uyutulan Ülkenin Çeyrek Asırlık Uykusu / Mustafa Temiz Yazdı...

Bu ülke kimsenin tapulu malı değildir. Sarayın camından görülenle sınırlı değil hakikat. Bu millet, o sarayın duvarlarının dışında yaşıyor. Gerçek orada!

Kek ve Çayla Uyutulan Ülkenin Çeyrek Asırlık Uykusu / Mustafa Temiz Yazdı...

Ormanlar cayır cayır yanıyor. Göz göre göre, bile isteye, neredeyse "alıştık" denilecek bir umursamazlıkla.

Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıyor, “Bu büyükşehirlerin sorumluluğunda,” diyor.

Yok artık!

Koca ülke yanıyor. Canlılar diri diri yanıyor. Tarım alanları kül oluyor, doğa nefes alamaz hale geliyor. Ama iktidarın dilinde yine aynı nakarat: Sorumluluk bizde değil…

Peki kimsiniz siz? Hani şu tek yetkili Türkiye modelinde kimin ne yaptığı belli değil ama kimin hiçbir şeyden sorumlu olmadığı çok net!

Yangınlara müdahale eden itfaiye ekiplerini bile parmakla gösterip “onlar destek veriyor” diyerek sorumluluktan sıyrılmaya çalışıyorsunuz. Oysa mevzuat çok açık... Yangınlar doğrudan Orman Genel Müdürlüğü’nün, yaz döneminde oluşturulan yangın ekipleri, dağların zirvesindeki telsizli yangın kulelerindeki 7/24 nöbet tutanlar, büyükşehirlerden maaşlarını almıyor, yangın sırasında bu ekipler Orman Bakanlığı'nın emrinde dolayısıyla da devleti temsil eden valinin kontrolündedir. Yani sizsiniz! Sorumlu da, yetkili de sizsiniz!

Ama ne gam… Bu halk yıllardır aynı tiyatroyu izliyor. Ve her defasında oyuncular aynı, senaryo aynı, sadece sahne dekoru değişiyor.

Cumhurbaşkanı çıkıyor ve diyor ki: “Türkiye asrın en parlak dönemini yaşıyor.”

Şimdi burada bir duralım.

Derin bir nefes alalım.

Sonra şöyle soralım. Hangi ülke bu?

Aynı sokaklarda mı yürüyoruz gerçekten?

Aynı markete mi gidiyoruz?

Aynı maaşla, aynı faturayla mı yüzleşiyoruz?

Sayın Erdoğan, dünyada yedi kıta üzerinde, 190 küsur ülkede bu sözü doğrulayan bir tane akademik makale, bir tane bağımsız gazete, bir tane uluslararası kurum raporu var mı? Yok. Çünkü hakikat başka bir yerdedir.

Bu millet yıllardır aynı masalı dinliyor.
Aynı vaatler. Aynı yalanlar. Aynı “biz kandırıldık” itirafları.

Ama artık milletin de bir cümlesi var bu tabloya karşı... Çözüm sürecinin hüsranla bitmesi, Cemaatin, hizmet hareketinin FETÖ'ye dönüşüp başımıza bomba yağdırmasından sonra açıklamıştınız ya hani...Siz milletten ve Allah'tan bile af niyaz etmiştiniz ya.. Bizde gelecek nesillerden, çocuklarımızdan helallik isteyeceğiz..

Çünkü size inandık çeyrek asırdır destek verdik ama  onlara güzel bir ülke bırakamayacağız, böyle devam ederseniz...

Çünkü...
Sizde bizim umutlarımızı söndürdünüz... Geleceğimizi düşünemez hale getirdiniz icraatlarınızla...Yani..“Kandırdınız bizi!”
“Artık size güvenmiyoruz!”

Hatırlayalım mı birlikte?

  • Kişi başı gelir 25 bin dolar olacaktı…

  • İhracat 500 milyar doları bulacaktı…

  • İlk 10 ekonomi arasına girilecekti…

  • Ay’a çıkılacaktı…

  • Karadeniz gazı ekonomiye can verecekti…

  • Enflasyon düşecekti…

  • Mutluluktan millet bahçelerinde yuvarlanacaktık…

Yalanın, göz boyamanın, ‘müjde’ tiyatrolarının dozu o kadar arttı ki, artık kandıramadığınızda bile sizi alkışlamaya devam eden bir kitleye sığınıyorsunuz. Çünkü tek dayanağınız, gerçekle yüzleşmeyen kitlelerin alışkanlıkları.

Ama gerçekler kapıyı kırdı artık!

Her sabah uyanan milyonlar, market etiketleriyle uyanıyor. Kira ödeyemeyen gençler, elektriği kesilen yaşlılar, işsizliğe mahkûm edilmiş milyonlar... Hepsi aynı şeyi soruyor:

"Asrın en parlak dönemi mi bu?"

Evet, bu ülke belki de bir dönemin en parlak yalanlarına maruz kalıyor.

Halkın çığlığı duyulmuyor çünkü her eleştiriye bir yafta hazır:
“Terörist”, “hain”, “dış mihrak”, “gezi artığı”, “sapkın”, “yıkıcı”, “vatan haini”…

Bu ülkede artık susmak suç değil; konuşmak, sormak, sorgulamak cezalandırılıyor.

Ama bilin ki;
Sandıktan çıkan irade, halkı kandırma yetkisi değildir.

Bu ülke kimsenin tapulu malı değildir. Sarayın camından görülenle sınırlı değil hakikat. Bu millet, o sarayın duvarlarının dışında yaşıyor. Gerçek orada!

Ve artık bu halk kekle, çayla, bahçeyle, toprakla, betonla susturulacak bir halk değil.

Bütün umutları yakmaya çalıştığınızda bile, o umut küllerinden yeniden doğacak.

Umut sadece bir hayal değil; aynı zamanda bir direniş hakkıdır.

Ve bu halk, o hakkı elinden almak isteyenlere karşı en net cevabı, tam da olması gereken yerde verecektir:

Sandıkta!

Çünkü bazen en etkili çığlık, sessizliktir.

Ve bazen en kararlı başkaldırı, “Artık inanmıyorum!” diyebilmektir.

30 Temmuz 2025

Mustafa Temiz

Güncelleme Tarihi: 30 Temmuz 2025, 12:39
YORUM EKLE
YORUMLAR
Garip.pektaş
Garip.pektaş - 13 ay Önce

Ağzınıza yüreğinize ağzınıza kaleminize sağlık halk uyanırsa ülkede kendide kurtulur umudum yok 75 senedir yiyip kaçıp doyanlar yönetiyor uyanış yok 75 yaşındayım değişen birşey yok hep geriye gidiyoruz selamlar

SIRADAKİ HABER