
Geçenlerde bir kaplıca bölgesinde karavan otoparkının önünden geçiyorum. 60 yaş üstü biri, bir selamla yolumu kesti. Beni tanıdığını ismimle söyleyince anladım.. Tanıştık, hemşeriymişiz. İstanbul'da yaşıyormuş, kaplıca tatiline gelmiş.. Altında 2 milyonluk bir karavan… Allah daha çok versin, içinde yok yok. Elektriği, suyu, dev ekran televizyonu, sürgülü otomatik kapısıyla küçük bir saray sanki.
Sohbet ilerledikçe laf dönüp dolaşıp İstanbul’a, İmamoğlu’na geldi. Dedi ki “Bilader, o da götürmüş.” Götürmüş... Neymiş efendim, bütçesinde olmayan bir kurumun iki katı kadar bütçeyi güya tek başına yok etmiş. Adam, İstanbul’da yaşayıp hâlâ bu masala inanıyordu. Gerçekleri anlattım, mantığı kabul etti. "Ben sana inanırım" dedi, "senin sitenden memleket haberlerini takip ediyorum." İçimi bir umut kapladı. Ta ki gider ayak içini görmek istediğim ve kapısı bile otomatik açılan o ışıl ışıl karavanın içindeki o dev ekran televizyonda “A Haber”in açık olduğunu görene kadar...
İşte algı böyle yönetiliyor sevgili okur. Gerçeği duysan da, görsen de, içini örten yalan perdesi kalınsa, hakikat sana asla ulaşmıyor. Modern karavanın içinde, geçmişin hurafeleriyle donatılmış bir zihin dolaşıyor. Sağlam temel dini bilgi yok, pantalonunun arka cebindeki dantelden örülmüş namaz takkesi ile kendini kutsamış biri.. Çünkü dinin arkasına saklanan yalanlar, artık kutsal metin gibi sorgusuz sualsiz kabul görüyor. Sormak suç, düşünmek günah, eleştirmek vatan hainliği!
Bir başka gün, bir sitenin hizmet personeliyle oturmuş çay içiyorum. Dertleri ortak, maaşlar yetmiyor, eğitim lüks olmuş, geçim zor. Her biri alın teriyle hayatını sürdüren bu insanlar, yoksulluğu yaşıyor ama yoksulluğun failini hâlâ muhaliflerde arıyor. Dertleniyorlar ama gerçek düşmanlarını değil, kendilerine işaret edileni hedef alıyorlar.
Söz döndü dolaştı Leman karikatürüne geldi. Cemaatlerinin whatsapp grubundan gelen bir görsel üzerinden “Peygamberimize hakaret” diyerek feveran ediyorlar. Dergiyi çantamdan çıkardım.. Gerçeği gösteriyorum, belgeyi masaya koyuyorum. Ama nafile... Bu cehalet özgüveni fena.. Kuran Kursuna bile gitmemiş, ilkokul 3 ten tasdikname almış adam diyor ki...Karikatür değişmiş, dergi yeniden basılmış da ben yenisine inanmışım... Tek akıllı bunlar, peki öyle mi? Buz gibi bir gerçekle yüzleşince, yalanı kutsayan yeni bir kurgu inşa ediyorlar. Kandırılmış olmaktan utanmak yerine, kendilerini kandıranlara sahip çıkıyorlar. Çünkü o kandıranlar, dini söylemlerle zihinlerini işgal etmiş durumda. Bu yaşadıkları travmanın adı..Bilgi değil, inanç değil... Kör bağlılık.
Bu insanlar, mahalle arasında duyduklarıyla üç beş vaazla “dindar” oluyor, ama o sahte özgüvenleriyle hem kendilerine hem topluma zarar veriyor. Çünkü cehalet artık bir inanç biçimi oldu. Bilgiye düşman, gerçeğe sağır, akla hakaret eden bir anlayışa dönüştü. Ve en kötüsü, bu kitleleri diri tutan arka plandaki vampir yapı, onların kanını emmeye devam ediyor. Onlar yoksullaştıkça, o yapı zenginleşiyor.
Bizler, yani halkın uyanması için çabalayanlar, kalemiyle, sözüyle hakikati arayanlar ise sistemli biçimde itibarsızlaştırılıyor. Çünkü biz yalanı sevimli göstermiyoruz. Biz “Ay’a yol yapacağız” diyenlere alkış tutmuyoruz. Biz 2019’da olduğu gibi, “hakkımızı yedirmeyiz” diyenlere sahip çıkıyoruz. Öyle bir yalan ki aday bile inanarak saatler önce "İstanbul'u biz kazandık" diye açıklama yapıyor.. Ama bu kandırılmaya müsait yapının sadık adami Binali'yi bile, "bin Ali" diyerek yalan trenine bindirip kandırabilen bir yapı ona bile gerçeği göstermiyor...Hakikat gömleğin kollarını sıvayan ve "biz öndeyiz" diyen adamda görünendi.. Masayı devirip, seçimi iptal ettiklerinde hala göremediler. kindar beyinleri gözlerine talimat veriyordu görmediler...Ve evet, 806 bin farkı onlar da gördü, gördü ama bu adamları tarih de yazdı.
Bugün “yeni anayasa” safsatası üzerinden, 1923’te kurulan Cumhuriyet’in temellerine dinamit döşeniyor. Yarın “güneş batıdan doğar” deseler, buna da bir “referandum evet’i” bulacaklar. Çünkü medya onların, yargı onların, para onların, ekran onların. Ve beyinleri yıkamak için oluşturdukları sistem kusursuz işliyor. Kandırıyorlar, inandırıyorlar, ardından susturuyorlar.
Benim bakışım bir gün Bülent Ersoy’un Hindistan’da yaptığı programla değişti. Tanrı sanıyorlardı onu. Renkli, şatafatlı, gösterişli… O gün anladım ki bu dünyada her şey mümkün. Gerçek mi yalan mı, önemli değil. Önemli olan hangi maskeyle sunduğun. Ve bu iktidar, yalanı en güzel maskeleyen yapı olarak tarih kitaplarına geçecek.
Amerika’nın Türkiye’yi içten içe çökertmek için attığı her adım, bu iktidarın elinde “yerli ve milli” kılıfla süslenip halka yutturuluyor. Gerçekleri gören, bu kurguyu anlayan azınlık ya cezalandırılıyor ya da susturuluyor. Diğerleri mi? Ya kandırılmış ya da umursamıyor.
Ama biz buradayız. Gerçeği haykırmaktan, hakikati savunmaktan, cehalete karşı mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü bu karanlık, ancak gerçeğin ışığıyla dağılır.
Ve unutma sevgili okur; bir yalan ne kadar kutsanırsa kutsansın, gerçeğin karşısında bir gün mutlaka diz çöker.
21 Temmuz 2025
Mustafa Temiz