19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, Anadolu’nun küllerinden bir ihtilali ateşledi. Bu ateş, emperyalizmi yakan bir meşaleye dönüştü ve 30 Ağustos 1922’de destansı bir zaferle taçlandı. Ardından Başkomutan’ın o unutulmaz emri geldi.
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
9 Eylül’de İzmir’e girildiğinde, yalnızca Anadolu değil, tüm mazlum milletler özgürlüğün yolunu gördü. Bu zafer, sadece bir askeri başarı değil; çağdaşlığın, özgürlüğün ve onurun ilk halkasıydı!
Bugün 30 Ağustos’un 103. yılı… Ama soruyorum: O zincir hâlâ sapasağlam mı? Cumhuriyet’in harcını karanlık eller sökmeye çalışırken biz hâlâ sadece “zafer kutlaması” ile mi yetineceğiz?
Artık Atatürk devletin resmi korumasında değil! Evet, doğru duydunuz. Bu ülkede Atatürk düşmanlığı artık gizli değil, fiili hale gelmiş durumda.
Anıtkabir’e gitmeye utanır hale gelen makam sahipleri var!
Atatürk’ün adını anmaktan korkan yöneticiler var!
Cumhuriyet’in temellerini dinamitleyen, laikliği tarikat sofralarında satan bir zihniyet var!
Zafer Haftası’ndaki Cuma hutbesinde bile onun adı anılmıyor. Üstelik buna özen gösteriliyor adeta. Bu hutbeyi yayınlayan ve okutma talimatını veren kurum Diyanet İşleri Başkanlığı. Peki bu kurumu kim kurdu? Atatürk. Kurduğu kurum bugün onun adını hutbeye koyamıyor!
Ama şunu bilin ki: Halk Atatürk’ten vazgeçmedi, vazgeçmeyecek!
Atatürk artık sarayların, protokolün değil; milletin ta kendisidir!
Atatürk sine-i millete dönmüştür. Onu devletten söküp atamazsınız, çünkü halkın vicdanından silemezsiniz!
Bu zafer; Mudanya’nın, Lozan’ın, Cumhuriyet’in, Montrö’nün ve çağdaşlık zincirinin ilk halkasıdır. O zinciri kırmaya çalışan her kim varsa bilsin ki karşısında halkın iradesini bulacaktır!
Bugün Cumhuriyet’in tüm kazanımları kuşatma altındayken biz bir kez daha haykırıyoruz:
Bu topraklar padişahlığın değil, halkın yurdudur!
Ekonomik çöküş mü yaşıyoruz? Evet!
Diplomaside teslimiyet mi var? Evet!
Sosyal çürüme, tarikat saltanatı, kadın düşmanlığı mı var? Evet!
Çözüm ne mi? Dün olduğu gibi bugün de tek bir reçete var:
Atatürk’ün izinden yürümek.
Hem de ödünsüz, tavizsiz, tastamam uygulanarak. Çünkü bizi tekrar kulluğa mahkûm etmek isteyen bu zihniyete verilecek tek cevap budur.
Bu ülkenin özgürlüğünü borçlu olduğumuz şehitlere, bağımsızlık ateşini yakan önderimize sözümüz var: Cumhuriyet’in kazanımlarını sonuna kadar savunacağız!
Ya laik, çağdaş, özgür bir Türkiye’de yaşayacağız…
Ya da tarih bizi teslim olanların çöplüğüne gömecek!
Zafer Bayramı’nı, “Yunan kazandı” diyeni rehber edinenler kutlamasın!
Atatürk’e saldıranlar bu zaferi kutlamaya layık değildir.
Onun kurduğu Cumhuriyet devletinin demokratik kuralları ile millet iradesiyle gelenler, bugün bu milletin ona olan sevgisini görmezden gelemezler.. Onu anmayarak, hutbeye koymayarak asla bu millete unutturamazlar...Onu unutmayanlar ve unutturmayacaklar hep var olacaktır, millet bunu görüyorsa, onlar da yine günü geldiği gün milletin iradesiyle, geldikleri gibi gideceklerdir.
Yüreğiyle “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyenlerin, Cumhuriyet değerlerini içine sindirenlerin, Atatürk’ü içinde yaşatanların bayramıdır bu.
Zafer Bayramımız kutlu olsun!
30 Ağustos 2025
Mustafa Temiz
