“MUTLAK BUTLAN” MI, MUTLAK BELİRSİZLİK Mİ?

“MUTLAK BUTLAN” MI, MUTLAK BELİRSİZLİK Mİ?

“Mahkemenin vereceği karar, mahkeme dışında konuşuluyorsa; orada hukuk değil, güç tartışılıyordur.”

Türkiye, son günlerde hukuk literatürüne ait bir kavramı tartışıyor:
“Mutlak butlan.”

Normal şartlarda yalnızca hukukçuların bildiği teknik bir tanım olan bu ifade, bugün siyasetin en hararetli başlıklarından biri hâline gelmiş durumda.

Oysa mesele kavramın kendisi değil.
Mesele, bu kavramın nasıl, ne zaman ve kimler tarafından gündeme taşındığıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybedip Özgür Özel’in genel başkan seçildiği kurultay, hukuki tartışmanın merkezine yerleşti.

İddia büyük:
Kurultay sürecine hile karıştırıldığı ve bu nedenle “mutlak butlan” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği öne sürülüyor.

Bu iddianın hukuki karşılığı açıktır:
“Mutlak butlan, bir işlemin baştan itibaren yok hükmünde sayılmasıdır.”

Yani böyle bir karar çıkarsa:
• Kurultay hiç yapılmamış sayılacak
• Alınan kararlar geçersiz hâle gelecek
• Siyasi sonuçlar kökten değişecektir

Ancak tartışmayı büyüten şey, bu ihtimalin kendisi değil;
bu ihtimal etrafında kurulan siyasi atmosferdir.

CHP yönetimi, bu ihtimalin doğurabileceği sonuçları bertaraf etmek adına hızlı refleks göstermiş; yeni kurultay süreçlerini devreye almıştır.

Ancak dikkat çekici olan şudur:
“Siyasi mekanizma hareket etmiş, ama hukuki tartışma yerinde durmamıştır.”

Bu da meseleyi teknik bir yargı sürecinden çıkarıp,
sürekli canlı tutulan bir siyasi başlığa dönüştürmüştür.

Süreç yalnızca mahkeme salonlarında ilerlememektedir.
Tam tersine, siyasi aktörlerin açıklamalarıyla kamuoyu önünde şekillenmektedir.

Recep Tayyip Erdoğan cephesinden gelen belirsiz ve netleşmemiş tutum,
Devlet Bahçeli tarafından dile getirilen “böyle bir kararın yanlış olacağı” yönündeki yaklaşım…

Ve buna eşlik eden kulis bilgileri, yorumlar, “duyurulan” değerlendirmeler…

Ortaya çıkan tablo şudur:
“Henüz verilmemiş bir mahkeme kararı, siyasi pozisyonlara göre tartışılmaktadır.”

Bu tartışma artık hukuki bir değerlendirme olmaktan çıkmış,
siyasi bir baskı aracına dönüşmüştür.

• Karar çıkacak mı?
• Ne yönde çıkacak?
• Kim ne istiyor?

Bu sorular, hukukun doğasına aykırı bir şekilde kamuoyunda dolaşıma sokulmaktadır.

“Bir kararın kendisinden çok ihtimalinin konuşulması, hukuku belirsizlik üretir hâle getirir.”

Asıl üzerinde durulması gereken mesele şudur:
“Mahkemenin vereceği karar, mahkeme dışında şekilleniyorsa; orada hukuk zedelenmiştir.”

Eğer:
• Yürütmenin tutumu belirleyici hâle geliyorsa
• Siyasi aktörler sonucu önceden tartışıyorsa
• Kamuoyu yönlendirmeleri kararın önüne geçiyorsa

Bu durum yalnızca bir dava meselesi değildir.
Bu, doğrudan doğruya hukukun işleyişine dair bir krizdir.

Modern hukuk devletinin en temel ilkesi açıktır:
“Yargı kararını bağımsız verir; kimsenin beklentisine göre değil.”

Ancak bugün ortaya çıkan tablo, şu soruyu kaçınılmaz hâle getiriyor:
“Karar mahkemede mi verilecek, yoksa mahkeme kararı ilan mı edecek?”

Eğer ikinci ihtimal güçlenirse:
• Mahkemeler tartışılır
• Yargıçlar sorgulanır
• Hukuka olan güven sarsılır

“Mutlak butlan” tartışması, teknik bir hukuk meselesi olmaktan çıkmıştır.

Artık bu konu:
• Siyasetin sınırlarını
• Yargının bağımsızlığını
• Hukukun güvenilirliğini

test eden bir sürece dönüşmüştür.

“Eğer mahkeme kararları, mahkeme dışında yazılmaya başlanırsa; o gün ‘mutlak butlan’ değil, hukukun kendisi yok hükmünde sayılır.”

01 Mayıs 2026

Ahmet Orhan

YORUM EKLE