Öteki Cepheden Bir Tarih: Yunan Erinin Günlüğünde Büyük Taarruz

"300 Türk 10 bin Yunan askerini kovaladı" sözü, dağılan Yunan ordusundaki psikolojik çöküşün ve Türk taarruzunun yıkıcı hızının bir özeti gibidir. Atina'ya ulaşmayı başaran bir Yunan askeri, Er Vasilikos'un tuttuğu günlük ise, bu büyük yenilginin arifesinde ve hemen ertesinde yaşananları, birinci elden anlatan paha biçilmez bir tarihi vesikadır.

25 Ağustos 1922: Fırtına Öncesi Sessizlik ve Moral Çöküntü
Taarruzdan bir gün önce, Er Vasilikos'un günlüğü Yunan ordusundaki derin bir korku, belirsizlik ve moral bozukluğunu ortaya koyar:

Hissedilen Tehdit: "Günlerden beri, hatlarımızın önünde Türk birliklerinin önemli bir hareketliliği söz konusu. Hazırlıklar düşmanın harekete geçeceğini haber veriyorlar." Bu satırlar, Türk ordusunun hazırlıklarının ne kadar iyi gizlenememiş olduğunu veya Yunan istihbaratının durumu fark ettiğini, ancak buna etkili bir karşılık veremediğini gösterir.

Psikolojik Baskı: "Sabah 03:00'dan itibaren düşman taarruzunu bekler durumdayız." Bu bekleme hali, askerler üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturmuştur.

Geçmişin Travması: Er Vasilikos, Sakarya Meydan Muharebesi'nin yıl dönümünde aynı korkuyu tekrar yaşadıklarını belirterek, Yunan ordusunda Sakarya'nın travmasının hâlâ taze olduğunu ifade eder.

Savaşın Anlamsızlığı: En çarpıcı ifade ise, savaşın amacına dair duyduğu umutsuzluktur: "Yıllardan beri boş yere mücadele ediyor ve kana bulanmış Konstantin'in tahtını desteklemek amacıyla kanıyoruz." Bu cümle, sıradan bir Yunan askerinin gözünde savaşın artık bir "Megali Idea" (Büyük Ülkü) değil, siyasi bir iktidar uğruna yapılan bir kan dökme eylemi olarak görüldüğünü gözler önüne serer.

26 Ağustos 1922: Türk Taarruzu ve Yıkımın Başlangıcı
Büyük Taarruz'un başladığı gün, günlüğün tonu tamamen dehşet ve çaresizliğe dönüşür:

Türk Askerinin Azmi ve Kararlılığı: Vasilikos, Türk taarruzunu şu sözlerle betimler: "Ağızlarında 'Urra!' ile yoğun dalgalar halinde saldırıyor ve verdikleri ciddi kayıplara rağmen durmayı bilmiyorlar." Bu ifade, Türk askerinin ne pahasına olursa olsun hedefine ulaşma kararlılığını ve savaş ruhunun yüksekliğini tasvir eder.

Ağır Kayıplar ve Dehşet Manzarası: "Güneş Kalecik'teki mücadeleden daha feci bir manzarayı aydınlatmamıştır. Her yerde gömülmemiş cesetler var." Günlük, savaşın vahşi yüzünü ve Yunan tarafında yaşanan ağır kayıpları tüm çıplaklığıyla aktarır.

Astsubay Aggelopulos'un Sorusu: Öleceğini bilmeden sorduğu, "Vasilikos, olayları nasıl görüyorsun? Türkler çok kızgın görünmüyorlar mı?" sorusu, taarruzun şiddetini ve Yunan askerleri üzerinde yarattığı şaşkınlığı özetler niteliktedir.

Yenilginin Kabulü: Er Vasilikos, günü şu trajik cümleyle bitirir: "Ağustos 1922, Küçük Asya Harekatı'nın trajik sonunun başlangıcıdır." Bu, artık zafer umudunun tamamen tükendiğinin ve nihai hezimetin başladığının bir itirafıdır.

Tarihsel Değerlendirme
Er Vasilikos'un günlüğü bize şunları gösteriyor:

Psikolojik Üstünlük Türk Tarafındaydı: Yunan ordusu, taarruzun başlamasından önce bile moralsiz ve yenilgiyi bekler haldeydi. Türk ordusu ise ölümüne bir kararlılıkla saldırıyordu.

Stratejik Baskın Etkili Oldu: Yunan tarafı bir taarruz beklese de, bu kadar şiddetli, organize ve sürekli bir saldırıyı beklemiyor olmalıydı.

Savaşın Meşruiyeti Sorgulanıyordu: Sıradan bir Yunan askerinin dahi, savaşın "Kral Konstantin'in tahtı" için yapıldığını düşünmesi, Yunan ordusundaki inanç ve motivasyon kaybının boyutlarını gösterir.

Sonuç: Bu günlük, sadece bir askerin kişisel deneyimi değil, aynı zamanda bir ordunun ve bir işgal hayalinin çöküşünün birinci elden tutulmuş kaydıdır. Türk tarih yazımında "bir destan" olan Büyük Taarruz, karşı tarafta "bir trajedinin başlangıcı" olarak yaşanmıştır. Er Vasilikos'un samimi ve çaresiz satırları, zaferimizin büyüklüğünü anlamak için en değerli karşı pencerelerden biridir.

Tarihsel Arka Plan ve Doğruluklar
İzmir'in İşgali: Metnin aksine, Yunan işgali 15 Mayıs 1919'da başladı. "Küçük Asya Ordusu" (Ελληνικός Στρατός της Μικράς Ασίας) olarak bilinen Yunan kuvvetleri, İtilaf Devletleri'nin (başta İngiltere olmak üzere) kararıyla İzmir'e çıktı. Bu çıkarma, Türk Kurtuluş Savaşı'nın en önemli kıvılcımlarından birini oluşturdu.

General İoannis Metaksas: Metinde bahsedilen, "Yok olduğunu zannettiğiniz Türk orduları..." uyarısını yapan General Metaksas gerçek bir tarihi şahsiyettir. Kendisi, bu işgalin bir felaketle sonuçlanacağına inanıyordu ve başkomutanlık teklifini bu nedenle reddetti. Görüşleri, daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi (Ağustos-Eylül 1921) ile haklı çıktı. Metaksas daha sonra Yunanistan'da diktatörlük kurmuş olsa da, Anadolu Harekâtı konusundaki öngörüsü tarihçilerce doğru kabul edilir.

Askeri Muhalefet ve İdamlar: Yunan ordusu içinde, özellikle sosyalist ve anti-emperyalist düşüncedeki askerler arasında, Anadolu'yu işgal etme fikrine karşı çıkanlar oldu. Bu askerler, savaşın İngiliz emperyalizminin çıkarına olduğunu ve Anadolu halkıyla kardeş olduklarını savunuyorlardı. Bu tür muhalif grupların varlığı ve bunlara yönelik askeri mahkemeler ve idamlar tarihi kayıtlarda yer alır. "Zito Epanastasis" (Yaşasın İsyan) sloganıyla idam edilen askerler, Yunan ve Türk sol tarih yazımında sıklıkla anılan trajik kahramanlardır.

Metnin Üslubu ve Yorumu
Metin, bu muhalif askerleri "kahraman" ve "idealist" olarak nitelendirerek onların trajedisine odaklanıyor. Bu, tarihin genellikle göz ardı edilen bir yönünü vurguluyor: Savaşların, "öteki taraf" içinde de benzer insani çelişkiler, vicdan muhasebeleri ve trajediler barındırdığını gösteriyor. İdam mangasının karşısında ölüme gitmenin "er adam işi" olduğu yorumu, bu askerlerin inançları uğruna ölümü göze alan cesaretlerine bir saygı duruşu niteliğinde.

Daha Geniş Tarihsel Çerçeve
Bu hikayeyi anlamak için daha geniş bir bağlma yerleştirmek önemlidir:

Emperyal Planlar: Metnin de vurguladığı gibi, Yunanistan'ın Anadolu'ya çıkarması, İtilaf Devletleri'nin (özellikle İngiltere Başbakanı Lloyd George'un) Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalama ve nüfuz alanları yaratma planlarının bir parçasıydı. Yunanistan, bu planda "araç" olarak kullanıldı.

"Megali İdea" (Büyük Ülkü): Yunanistan'ın bu maceraya atılmasının arkasında, Bizans İmparatorluğu'nu diriltme ve tüm Yunan nüfusunu bir araya getirme hayali olan "Megali İdea" yatıyordu. Ancak bu hayal, Anadolu'daki gerçeklerle ve Türk ulusal direnişiyle çarpıştı.

Trajedinin İki Yüzü: Bu dönem, hem Türk halkı hem de savaşın sonucunda mağlup olan ve Anadolu'dan büyük bir mülteci dalgasıyla karşılaşan Yunan halkı için büyük bir trajediydi. İdam edilen bu Yunan askerleri, aslında bu büyük trajedinin ilk kurbanlarından sadece birkaçıydı.

Sonuç olarak, bu metin, resmi tarih anlatılarının ötesine geçerek, bir işgal ordusunun içindeki insani ve ahlaki çatışmaları gözler önüne seriyor. İdam edilen bu askerler, emperyalizmin oyunlarına karşı çıkan, savaşın anlamsızlığını gören ve kardeş halkların birbirini öldürmesini reddeden bir vicdanın sesi olarak tarihteki yerlerini alıyorlar. Onların hikayesi, savaşın her zaman siyah ve beyaz olmadığını, her iki tarafta da inanç, vicdan ve trajedi bulunabileceğini hatırlatması açısından son derece önemli ve düşündürücüdür.

Rasih Hacıkadiroğlu

YORUM EKLE