
Ankara’da bayram şekeri yerine artık “mutlak butlan”, “tedbir kararı”, “kayyum genel başkan” ve “arınma” ha unutuyordum, biber gazı, en son ise savaştan arta kalan ve işgal kuvvetlerince ganimet sayılan çikolatalar ikram ediliyor. Siyaseti takip ettiğim gazetecilik hayatımda geçen yıllarda çok şey gördüm ama ilk kez bir partinin kapısında çevik kuvvet, bahçesinde TOMA, koridorlarında “demokrasi nöbeti” ve kürsüsünde “arınma” konuşması aynı anda görüyorum. Cumhuriyet tarihi biraz trajedi, biraz komedi derlerdi; meğer eksik söylemişler. Biraz da kara mizahmış. "Arınma" diye gerekçesi olup, mahkeme kararıyla, mazbatasız genel başkan olan adam bile, verdiği dilekçe sayesinde çevik kuvvetle girilen, yıkılan, dökülen, biber gazı ve yangın tüpü sıkılan yeri temizlik işçilerine arıttırıyor.
KILIÇDAROĞLU İLK KEZ KONUŞTU AMA HALKTA KARŞILIK BULAMADI
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “tedbir kalkmadan kurultay olmaz” çıkışı Ankara kulislerinde şaşkınlık yaratmadı. Çünkü artık kimse açıklamaların ne söylediğine değil, neyi geciktirdiğine bakıyor. Türkiye’de hukuk öyle bir yere geldi ki, tedbir kararları artık geçici değil; neredeyse ömür boyu abonelik sistemi gibi çalışıyor. Eskiden siyasette “emanetçi başkan” olurdu, şimdi “tedbirli genel başkan” dönemi başladı.
Türk siyasetinde önceden CB seçimleri öncesi diplomalı, diplomasız aday meselesi tartışılırdı. Şimdi diploması olup iptal edilen CB adayı ve Kurultayda seçim kaybedip mazbatası olmadığı halde isminin altına genel başkan yazdıranlar konuşuluyor.. Bu arada mazbata şartı aranmıyor artık..Seçimlerde anayasadan gelen kudretiyle karar veren, kararlarına itiraz edilemeyen YSK ise kaçamak cevaplarla sahada top dolaştırıyor. Mahkemeye "karar verici benim, sana ne oluyor" diyemiyor...
Dünün “helalleşme” siyaseti bugün “mahkeme koridorlarında hesaplaşma”ya dönüştü. İşin ironisi şu: CHP yıllarca “saray yargısı siyaseti dizayn ediyor” dedi, şimdi parti içindeki mücadele tam da bu tartışmanın göbeğinde yaşanıyor. Muhalefet, iktidarın yöntemlerinden şikayet ederken kendi iç krizini yine aynı yöntemlerin gölgesinde çözmeye çalışıyor. Hatta butlan genel başkan, ilk röportajını iktidarın yandaş gazetecisi olarak bilinen ve adliye bölge mahkeme kararının UYAP'a ne zaman yükleneceğini günler önce TV'den açıklayan, gazverici mi gazeteci mi olduğu tartışılan birine veriyor.
CHP Genel Merkezi'nin içinde A Haber artık canlı yayın yapıyor.
Kılıçdaroğlu "arınma" diye söylevler söylüyor ama son gelişmeler ve görüntüler Kılıçdaroğlu'nun artık AK'landığını gösteriyor. Kılıçdaroğlu, işte butlan olduktan sonra sırf bu yüzden milletten destek görmüyor.
ÖZGÜR ÖZEL MEMLEKETİ MANİSA'DA "HELALLİK İSTEDİ"
Özgür Özel’in Manisa’daki konuşmasını dinleyenler “veda havası vardı” diyor. “Zorlu bir yolculuğa çıkıyorum, hakkınızı helal edin” cümlesi siyasi tarihe geçecek kadar ağırdı. Türkiye’de artık siyasetçiler seçim kampanyasına değil, adliye koridorlarına hazırlanır gibi konuşuyor. Eskiden liderler mitinge çıkmadan önce ses kontrolü yaptırırdı; şimdi danışmanlarına avukat kontrolü yaptırıyorlar.
Bir CHP’li yönetici bana “Özgür Bey tutuklanacağını biliyor” dediğinde önce abartı sandım. Sonra Ankara’ya baktım… Bu ülkede artık en gerçekçi senaryolar bile "distopya fragmanı" gibi duruyor. Bayram öncesi kurban pazarlarında değil, siyaset kulislerinde “kim kesilecek” hesabı yapılıyor.
İşin en acı tarafı ise vatandaşın artık hukuki tartışmalarla ilgilenmemesi. Sokaktaki insan “mutlak butlan”ın ne olduğunu bilmiyor belki ama şunu görüyor: Bir siyasi partinin önüne polis yığılıyor, biber gazı sıkılıyor, TOMA bekletiliyor. İnsanlar hukuki metin okumuyor; görüntü izliyor. Ve o görüntüde “partiyi arındırma operasyonu”ndan çok “partiyi teslim alma operasyonu” gibi görüyor.
Kılıçdaroğlu’nun “arınma” söylemi teoride kulağa hoş gelebilir. Fakat siyasette sosyoloji, teoriden daha güçlüdür. Vatandaşın hafızasında şöyle bir denklem oluşmuş durumda:
Kılıçdaroğlu = kaybedilen Cumhurbaşkanlığı ve CHP Kurultayı seçimi.
Özgür Özel ve ekibi = kazanılan yerel seçimler.
Siyaset bazen bu kadar acımasızdır. Dün “değişim” isteyenler bugün “istikrar” savunucusu oldu. Dün “koltuk sevdası” eleştirisi yapanlar bugün mahkeme kararlarıyla koltuk koruma stratejisi tartışıyor. Dün “demokrat dede” diye alkışlanan isim bugün sosyal medyada “AK Parti’ye çalışıyor” suçlamasıyla karşılaşıyor. Türk siyaseti insanı bir günde hain, ertesi gün kahraman yapabiliyor. Çünkü burada ideolojilerden çok pozisyonlar değişiyor. Kılıçdaroğlu bunun için şu an kızgınlıkların ve kendisinden nefret edenlerin tepkisini çekiyor.
Bahçeli’nin çıkışları ise Ankara’nın ayrı bir bilmecesi. Türk siyasetinde Devlet Bahçeli bazen iktidarın resmi sözcüsü gibi konuşuyor, bazen muhalefetin duymak istediği cümleleri kuruyor. Yıllardır bu durum için “milletin gazını alıyor” denirdi. Fakat bu kez kulislerde farklı bir hava var. Özellikle “CHP kurultayını 9 Eylül’de yapın” mesajı, devlet aklının tansiyonu ölçmeye başladığı şeklinde yorumlanıyor.
Bülent Arınç’ın “mutlak butlan” çıkışı da aynı dosyanın başka sayfası gibi. Ankara’da eski siyasetçiler bazen aktif siyasetçilerden daha aktif hale geliyor. Çünkü onlar konuştuğunda insanlar “acaba sistem içinde bir rahatsızlık mı var?” diye düşünüyor. Türkiye’de artık açıklamanın kendisi değil, açıklamayı kimin yaptığı haber değeri taşıyor.
Bayramlaşma sırasında görüştüğüm deneyimli bir siyasetçi bana şunu söyledi:
“İstanbul seçimleri iptal edildiğinde toplumun vicdanı başka yere kaymıştı. Şimdi de aynı refleks oluşuyor.”
Sanırım Ankara’nın korktuğu şey tam olarak bu. Çünkü toplum bazen siyasi partilerden daha hızlı pozisyon alıyor. CHP içindeki kriz, bir noktadan sonra CHP meselesi olmaktan çıktı. İnsanlar artık “kim haklı”dan çok “bu yöntem normal mi?” sorusunu soruyor.
Kulislerde konuşulan en dikkat çekici iddia ise Yargıtay’ın sürece müdahale ederek dengeyi değiştirebileceği. Eğer bu olursa Ankara bir anda “hukuk kazandı” manşetleriyle dolacak. Oysa birkaç hafta önce aynı süreç için “hukuk siyasetin aparatı oldu” deniliyordu. Türkiye’de siyasi pozisyonlar o kadar hızlı değişiyor ki, dün yargıya güvenmeyenler bugün yargıdan medet umuyor.
Ve bütün bu hengâmenin ortasında vatandaş yine aynı soruyu soruyor:
“Bunlar ülkeyi ne zaman konuşacak?”
"Bunlar emekliyi, dar gelirliyi ne zaman gündemlerine alacak?"
"Bunlar ülkedeki kaybolan adalete güveni yeniden yerine getirmek için neler yapacaklar?"
Daha bir çok sorun gündemden çıktı..
Galiba kimsenin vatandaşın hayat pahalılığı ile debelendiği bu süreç gündemlerinde yok. Çünkü siyaset artık memleket yönetmekten çok, birbirinin hamlesini boşa çıkarma oyunu haline geldi. Satranç gibi görünüyor ama çoğu zaman mahalle kavgasına benziyor.
Şimdi daha bugün bu yazıyı kaleme alırken yeni bir haber... KILIÇDAROĞLU KENDİSİNİN 1,5 YIL KULLANDIĞI ARABANIN ÖNÜNE "HARAM" YAZIP GENEL MERKEZİN ÖNÜNDE SERGİLEDİ
Bildiğiniz basit yöntem, aslında kendilerinin CHP'ye çöküşünü aklamak için başka malzemeleri ortalığa döküyorlar.
Polis zoruyla girilen CHP Genel Merkezi önüne iki araba konulmuş. İkisinin ön camlarında HARAM yazılıydı. Plakalarında birinin önünde Özkan Yalım, diğerinin önünde Aziz İhsan Aktaş yazıyordu. Du diyorum.. Bunu yayınladılar. Özgür Özel bir açıklama yaptı. Hemen arabaların üstündeki yazıları alıp, arabaları da genel merkezin önünden alıp anında alıp, arka tarafta otoparka çektiler.
Özgür Özel'in açıklamasını ibret-i alem için aynen yayınlıyorum.
"Genel Merkezimizdeki iğrenç araç görüntülerinden sonra iki kelam etmek farz oldu:
-İki araç da partinin parasıyla alınmıştır, faturaları mevcuttur.
-Araçlardan biri 2022 yılında Kılıçdaroğlu tarafından alınmış ve kullanılmıştır. O aracı oraya koyanlar bunu bilmeyecek kadar cehalet sahibidir.
-Kılıçdaroğlu, Çubuk’ta saldırıya uğradıktan sonra, Erdoğan Toprak, Aziz İhsan Aktaş’tan bir zırhlı araç almış ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun kullanımıma sunmuştur. Kılıçdaroğlu, Aziz İhsan Aktaş’ın zırhlı aracını 1,5 yıl boyunca kullanmıştır.
-Evi camdan olan başkasının evine taş atmasın!"
Yani Kılıçdaroğlu bindiği arabanın farkında değil.
Yani Kılıçdaroğlu butlan genel başkanlığını bile yüzüne gözüne bulaştırıyor.
Bu adam bence hem anket sonuçlarını görüp, sorunsuz seçim yapmak, CHP'yi yapratmak için AKP'nin bir aparatı hale geldi. Ya da CHP'de barınamayan eski kindarlar Kılıçdaroğlu marifetiyle partiye yeniden sızdılar güya kendilerine göre öç alıyorlar. Bay Kemal'i de konu mankeni yaptılar.
En büyük ironi ise şu:
CHP yıllarca “tek adam rejimi” eleştirisi yaptı. Şimdi partinin kaderi de birkaç mahkeme kararı, birkaç siyasi açıklama ve birkaç kulis hesabının arasında sıkışmış durumda. Demokrasi savunusu yapılırken demokratik meşruiyet tartışmalı hale geliyor.
Ankara’da herkes birbirine aynı soruyu soruyor:
“Bu işin sonu nereye gider?”
Ama kimse cevabı bilmiyor. Çünkü Türkiye’de artık siyaset bilimciler, hukukçular değil, senaristler haklı çıkıyor.
27 Mayıs 2026
Mustafa Temiz
