REFAH ARTIYOR, HUZUR NEDEN AZALIYOR?

Dünyada servet büyürken yoksulluğun, ekonomik imkânlar artarken gelecek kaygısının yaygınlaşması, insanlığı yeni bir toplumsal sorunla karşı karşıya bırakıyor. Fransa'daki gelişmeler, bu sorunun artık ertelenemeyeceğini gösteriyor.
Bir okulun sorunu, bir ülkenin meselesi
Fransa'da eğitim kurumlarındaki öğretmen yetersizliği, okulların bakımsızlığı ve kötüleşen eğitim koşulları üzerine başlayan öğrenci protestoları, daha geniş bir toplumsal tepkinin parçası hâline geldi. Hayat pahalılığından, düşük gelirlerden ve ekonomik eşitsizlikten şikâyet eden kesimlerin de katılmasıyla büyüyen eylemler, kamu yöneticilerini kaygılandıran bir boyuta ulaştı.
Olayların şiddete dönüşen bölümleri, polisin müdahale biçimi ve kamu düzenine ilişkin tartışmalar elbette önemlidir. Ancak asıl üzerinde durulması gereken, farklı toplumsal kesimleri aynı tepki etrafında buluşturan nedenlerdir.
Bir okulun öğretmensiz kalması, bir emeklinin maaşıyla geçinememesi veya çalışan bir ailenin ay sonunu getirememesi ilk bakışta birbirinden farklı sorunlar gibi görünebilir. Oysa bunların arkasında ortak bir soru vardır: Toplumun ürettiği refah neden toplumun bütün kesimlerine adil biçimde yansımamaktadır?
Zenginlik artarken orta sınıf daralıyor
Dünya ekonomisi son yarım yüzyılda büyük bir dönüşüm geçirdi. Teknoloji gelişti, üretim kapasitesi arttı, uluslararası ticaret genişledi ve sermaye sınırları aşarak hareket etme imkânına kavuştu.
Bütün bu gelişmeler insanlık için önemli fırsatlar yarattı. Ancak ekonomik büyümenin sonuçları toplumun bütün kesimlerine aynı ölçüde ulaşmadı.
Servet sahibi kesimlerin varlıkları büyürken ücretleriyle geçinen milyonlarca insanın konut, eğitim, sağlık ve temel ihtiyaçlara erişimi zorlaşabiliyor. Bir zamanlar düzenli çalışmanın, tasarruf etmenin ve çocuklarını okutmanın daha iyi bir gelecek sağlayacağına inanan orta sınıf, bugün ekonomik güvencesini korumakta zorlanıyor.
Dünyanın birçok ülkesinde milyarderlerin servetleri büyürken yoksulluk ve geçim sıkıntısı da önemini koruyor. Orta sınıf ise adeta bir kum saatinin daralan boğazı gibi, ekonomik baskılar altında sıkışıyor.
Bir toplumda servet büyürken çalışanlar yoksullaşıyor, orta sınıf daralıyor ve gençler geleceklerini kurmakta zorlanıyorsa ekonomik başarıyı yeniden değerlendirmek gerekir.
Fransa'dan Türkiye'ye uzanan ortak soru
Fransa, özgürlük, eşitlik ve yurttaşlık kavramlarının dünya siyasetindeki en önemli tarihsel merkezlerinden biridir. Buna rağmen bugün orada da gençlerin eğitim koşulları, çalışanların satın alma gücü ve emeklilerin yaşam standardı toplumsal huzurun temel meseleleri arasındadır.
Bu durum, gelişmiş ülkelerin ekonomik ve kurumsal imkânlarının toplumsal sorunları kendiliğinden ortadan kaldırmadığını gösteriyor.
Türkiye açısından da çıkarılacak önemli dersler var.
Enflasyonun gelirleri aşındırdığı, ücretli çalışanların ve emeklilerin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, gençlerin eğitim ve istihdam konusunda gelecek kaygısı taşıdığı bir ülkede ekonomik büyüme rakamları tek başına yeterli bir başarı ölçüsü olamaz.
Ekonominin gerçek başarısı, insanların nasıl yaşadığı, çocuklarına ne tür imkânlar sunabildiği ve geleceklerine ne kadar güvenle bakabildiğiyle ölçülmelidir.
Türkiye gibi üretim kapasitesini geliştirmeye, nitelikli istihdam yaratmaya ve tarımsal üretimini korumaya ihtiyaç duyan ülkeler için gelir dağılımı yalnızca sosyal adalet meselesi de değildir. Aynı zamanda ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliğiyle ilgilidir.
Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir
Toplumsal taleplerin karşılanamadığı, kamu hizmetlerinin aksadığı ve ekonomik kararların yükünün sürekli aynı kesimlerin omuzlarına bırakıldığı düşüncesinin yaygınlaştığı ülkelerde yönetenlere duyulan güven de aşınır.
İnsanlar kendilerini karar süreçlerinin dışında hissettiklerinde, seçimlerle değişim sağlayabileceklerine ilişkin inançlarını kaybettiklerinde veya hukuk önünde eşit muamele görmediklerini düşündüklerinde toplumsal tepki büyüyebilir.
Demokratik yönetim, yalnızca seçim kazanmak ve iktidarı sürdürmek olarak anlaşılmamalıdır. Kamu kaynaklarını toplum yararına kullanmak, fırsat eşitliğini korumak, hukukun üstünlüğünü sağlamak ve vatandaşların taleplerini zamanında değerlendirmek de demokratik sorumluluğun ayrılmaz parçalarıdır.
Sorun küresel, çözüm kapsamlı olmalı
Küreselleşme, ülkeler arasındaki ekonomik ilişkileri sıklaştırırken sorunların da sınırları aşmasına neden oldu. Sermaye uluslararası ölçekte hareket ederken çalışanların gelirleri, sosyal güvenlik sistemleri ve kamu hizmetleri büyük ölçüde ülkelerin kendi politikalarıyla sınırlı kalıyor.
Bu dengesizlik, çözümün yalnızca geçici yardımlarla veya kriz dönemlerinde alınan tedbirlerle sağlanamayacağını gösteriyor.
Adil vergilendirme, nitelikli eğitim, erişilebilir sağlık hizmetleri, insanca yaşamaya yetecek ücretler, sürdürülebilir emeklilik sistemleri ve üretimi destekleyen ekonomi politikaları bu çözümün temel unsurlarıdır. Bunlara demokratik denetim, şeffaflık ve hukukun üstünlüğü de eşlik etmelidir.
Hiçbir ülkenin bütün sorunları tek başına çözmesi mümkün değildir. Ancak her ülke, kendi vatandaşlarının yaşam koşullarını iyileştirecek ve uluslararası iş birliğini güçlendirecek politikalar geliştirmekle yükümlüdür.
Fransa'da yükselen toplumsal tepkiyi yalnızca bir güvenlik sorunu olarak görmek, asıl meseleyi gözden kaçırmak olur.
Çünkü bugün sorulması gereken soru şudur: Ekonomik sistem daha fazla servet üretirken insanlara neden daha güvenli bir hayat sunamıyor?
Bu soruya adil ve kalıcı bir cevap bulunamazsa sorun yalnızca Fransa'nın, Avrupa'nın veya Türkiye'nin sorunu olarak kalmayacaktır.
Unutulmamalıdır ki toplumsal huzurun temeli, servetin ne kadar büyüdüğünden önce, o servetin insanlara nasıl bir hayat sunduğudur.
19 Ekim 2026
Ahmet Orhan
