Sermayenin Gölgesindeki Sandık – III Paranın Propaganda Gücü

Sermayenin Gölgesindeki Sandık – III

Paranın Propaganda Gücü

Demokrasi, farklı fikirlerin özgürce yarıştığı bir yönetim biçimidir. Seçim dönemleri ise bu yarışın en yoğun yaşandığı zamanlardır. Siyasi partiler ve adaylar projelerini anlatır, seçmeni ikna etmeye çalışır; millet de bütün bu değerlendirmelerin sonunda sandığa giderek kararını verir.

İdeal olan budur.

Peki ya propaganda imkânları eşit değilse?

Bir aday düşüncelerini milyonlarca insana ulaştırabilirken, bir diğeri sesini kendi mahallesinin dışına bile duyuramıyorsa, yarış gerçekten eşit şartlarda mı yapılmaktadır?

İşte burada ekonomik güç, demokrasinin en hassas noktalarından biriyle karşı karşıya gelmektedir.

Günümüzde propaganda yalnızca mitinglerden ibaret değildir. Televizyon yayınları, gazeteler, dijital platformlar, sosyal medya reklamları, profesyonel iletişim ekipleri, kamuoyu araştırmaları ve gelişmiş veri analizleri, seçim kampanyalarının ayrılmaz parçaları hâline gelmiştir. Bunların tamamı ise ciddi mali kaynak gerektirmektedir.

Dolayısıyla ekonomik güç; yalnızca daha fazla afiş bastırmayı değil, daha fazla görünür olmayı, daha fazla konuşulmayı ve çoğu zaman kamuoyunun gündemini belirleyebilmeyi de beraberinde getirmektedir.

Demokrasi açısından asıl tartışılması gereken nokta da burasıdır.

Çünkü seçmenin iradesi, baskı altına alınmadan da etkilenebilir. Bir düşüncenin sürekli görünür olması, diğerlerinin ise neredeyse hiç duyulmaması, seçmenin tercihlerini doğal olarak etkileyebilir.

Burada kimsenin propaganda yapma hakkı tartışılmamaktadır. Tam tersine, propaganda demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Tartışılması gereken husus, propaganda hakkının ekonomik güç sayesinde sınırsız bir üstünlüğe dönüşüp dönüşmediğidir.

Bu mesele yalnızca Türkiye'nin değil, bütün demokratik ülkelerin ortak sorunudur. Dünyanın birçok ülkesinde seçim harcamalarına sınırlar getirilmesi, bağışların şeffaf biçimde açıklanması, siyasi reklamların denetlenmesi ve medya çoğulculuğunun korunmasına yönelik düzenlemeler yapılmasının nedeni de budur.

Çünkü demokrasi, sadece konuşma özgürlüğünü değil; farklı seslerin duyulabilmesini de güvence altına almak zorundadır.

Aksi hâlde ekonomik gücü yüksek olanların sesi büyürken, toplumun diğer kesimlerinin sesi giderek kısılır.

Bugün teknolojinin ulaştığı nokta, bu tartışmayı daha da önemli hâle getirmiştir. Yapay zekâ destekli içerikler, hedefe yönelik dijital reklamlar ve sosyal medya algoritmaları, propaganda faaliyetlerinin etkisini geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak ölçüde artırmaktadır. Artık mesele yalnızca kimin daha çok para harcadığı değil; o parayla seçmenin karşısına hangi içeriklerin, ne zaman ve ne sıklıkla çıkarıldığıdır.

İşte bu nedenle seçim güvenliği kavramını yeniden düşünmek zorundayız.

Seçim güvenliği yalnızca sandıkların korunması değildir. Seçmenin doğru bilgiye ulaşabilmesi, farklı görüşleri duyabilmesi ve ekonomik gücün oluşturduğu tek yönlü propaganda baskısından mümkün olduğunca uzak bir ortamda karar verebilmesi de demokratik güvenliğin ayrılmaz parçalarıdır.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Demokrasilerde seçimi gerçekten fikirler mi kazanıyor, yoksa fikirleri daha güçlü duyurabilen ekonomik imkânlar mı?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bugünün seçimlerini değil; geleceğin demokrasisini de şekillendirecektir.

5 Temmuz 2026

Ahmet Orhan

YORUM EKLE