Sivrisineklerle Değil, Bataklıkla Mücadele Zamanı

Sivrisineklerle Değil, Bataklıkla Mücadele Zamanı

Çocukların suç makinesi hâline getirildiği, kimliklerin düşmanlığa dönüştürüldüğü bir ülkede adalet de birlik de ancak bataklık kurutularak sağlanabilir.

Türkiye, çocukların ve gençlerin suçun merkezine sürüklendiği son derece tehlikeli bir döneme girmiş bulunuyor. Uyuşturucu, çeteleşme, cinayet ve organize suçlar artık yalnızca yetişkinlerin meselesi olmaktan çıkmış; 15–16 yaşındaki ergenler bu karanlık tabloda başrol oynamaya başlamıştır. Bakanlar Kurulu gündemine kadar gelen bu mesele, artık münferit olaylarla geçiştirilemeyecek kadar derinleşmiştir.

Daha birkaç gün önce Nusaybin’de yaşanan olaylar bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermiştir. Suriye’deki gelişmeler sonrası DEM Parti öncülüğünde düzenlenen bir yürüyüşte sınır kapısına yönelenlerin neredeyse tamamının henüz reşit bile olmayan gençlerden oluştuğu görülmüştür. Türk bayrağını gönderden indiren, ardından çiğneyen bir gencin yakalanış görüntülerini sosyal medyada izlerken, faillerin yakalanmış olmasına sevinmem gerekirken derin bir hüzün duydum.

Asıl sormamız gereken soru şudur:
Daha düne kadar bu milletin ayrılmaz bir parçası olduğuna inanan insanların çocukları, nasıl oldu da bugün özgürlüğümüzün ve devletimizin sembolü olan bayrağa düşmanlık hissi besler hâle geldi?

Yıllar önce üniversite yıllarımda Kürt bir arkadaşımın bana söylediği bir cümleyi hiç unutmam. “Eğer bu milletin bir parçası olduğuma inanmasaydım, büyük bir aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlarca asırdır birlikte yaşadığımız insanlar bizi kardeş olarak görmese, Türkler bizi tamamen yok edebilirdi. Beni kardeş bilen bir milletin kardeşi olmak benim için şereftir,” demişti. Bugün Türkiye’nin saygın üniversitelerinden birinde akademisyen olan bu arkadaşım, işte bu aidiyet duygusunun yaşayan bir örneğidir.

Şimdi sormak zorundayız:
Bu insanların çocukları nasıl oldu da ay yıldızlı bayrağa düşman hâle getirildi?

Ortada açık bir gerçek var: Çetelerde kullanılan çocuklar, kriminal vakalarda öne sürülen gençler bir sebep değil, bir sonuçtur. Tabiri caizse ortada bir bataklık vardır; bu çocuklar da yalnızca sivrisineklerdir. Sivrisinekleri tek tek öldürmek, bataklık kurutulmadıkça hiçbir işe yaramaz.

Asıl mücadele edilmesi gereken; çocukları kimlik üzerinden ayrıştıran, devletle millet arasına nifak sokan, gençleri suç örgütlerinin ve ideolojik yapıların eline teslim eden kuklacılardır, yönlendiricilerdir, perde arkasındaki gerçek faillerdir. Onların yaptıkları, demokrasi ve fikir özgürlüğü kabul edilerek görmezden gelinemez.

Çocuğu korumak, onu suça sürükleyen yapıları korumak değildir.
Çocuğu korumak, onu istismar eden örgütleri, çeteleri ve adı ne olursa olsun o sözde ideolojik aparatları dağıtmaktır.

Bugün daha fazla zaman kaybetmek, bu milleti derin fay hatları boyunca ayrışmaya sürüklemek anlamına gelir. Bu kadar tehlikeli bir sürece seyirci kalamayız. Her çocuğun bu bayrağı kendi bayrağı olarak görmesini, bu milletin şerefli bir üyesi olduğunu hissetmesini sağlamak zorundayız.

Bunu engelleyen her kim varsa; hiçbir gevşemeye yer vermeden, hiçbir mazerete sığınmadan, hukuk içinde ama kararlılıkla takip edilmeli ve etkisiz hâle getirilmelidir.

Çünkü mesele yalnızca bir güvenlik meselesi değildir.
Bu, bir millî birlik meselesidir.
Bu, bir gelecek meselesidir.

Sivrisineklerle oyalanan toplumlar bataklıkta boğulur; bataklığı kurutan milletler ise geleceğini kurtarır.

23 Ocak 2026

Ahmet Orhan

YORUM EKLE