
Siyasetin doğasında değişim vardır; ancak MHP söz konusu olduğunda bu değişim, diğer partilerde gördüğümüz o “gürültülü” süreçlerden çok farklı işler. Son günlerde Ayhan Bora Kaplan dosyası ve Eyüp Yıldız etrafında kümelenen kriminal iddiaların gölgesinde, İzzet Ulvi Yönter’in istifası kamuoyunda geniş yankı buldu. Ancak bu gelişme, sadece bir görev değişimi değil; MHP’nin o kendine has “cerrahi” tasfiye kültürünün ve Sayın Bahçeli’nin mutlak otoritesinin bir kez daha tescilidir.
“Veliaht” İllüzyonu ve Gerçeklik
Kamuoyunda bir dönem Bahçeli’nin “veliahtı” gibi görülen, partinin beyin takımının en ön safında yer alan Yönter’in gidişi, aslında siyasette kendinde güç vehmedenlere verilen çok sert bir cevaptır. MHP hiyerarşisinde “veliaht” yoktur; sadece “görevli” vardır. Bahçeli’nin sunduğu “akademik kariyer” gerekçesi, bu tasfiyeyi kurumsal bir nezaketle örtse de aslında Yönter dönemi siyasetinin MHP bünyesinden tamamen sökülüp atıldığının ilanıdır.
Buradaki asıl mesaj şudur: Liderin gölgesini kendi ışığı sananlar, o gölge çekildiğinde bir “hiç” olduklarını anlarlar. Dahası, bu tasfiye sadece şahsı değil, bir ekolü de kapsar; zira bu yapıda tasfiye edilen isme yakın durmak bile aynı akıbete davetiye çıkarmaktır.
Mutlak Güç ve Vazgeçilmezlerin Yokluğu
MHP’yi diğer yapılardan ayıran temel yasa şudur: Mutlak güç, sadece ve sadece Devlet Bahçeli’dedir. Partide güç, şahıslara dağıtılan bir kredi değil; lider tarafından geçici sürelerle “emanet edilen” bir yetkidir. Bu nedenle MHP’de “boşluğu doldurulamayacak” hiç kimse yoktur. Liderin tek bir cümlesiyle, dün “kudretli” görünen bir isim bugün siyasi tarihin tozlu raflarına kaldırılabilir.
İştahlı Bekleyiş: “Ağzı Sulananlar” Kulübü
İşte bu noktada MHP’nin sosyolojik gerçeği devreye girer. Bir isim sahneden çekildiğinde partide bir panik değil; aksine sessiz ve iştahlı bir bekleyiş başlar. Tasfiye edilen koltuğun yeni sahibi olmak isteyenler, tabiri caizse ellerini ovuşturarak Bahçeli’nin dudaklarından çıkacak o “daveti” beklerler.
Tıpkı kaset skandalı sonrası sayıları onu aşan üst düzey yöneticinin görevlerinden istifa etmek durumunda kaldıkları dönemde olduğu gibi, yerlerinin doldurulması ve o dönemin tüm yapılanmalarının tamamen tasfiye edilmesi sürecinde de görüldüğü üzere akıbet bellidir.
Bu yapıda talepkâr olmak ayıptır; ama “hazır olduğunu hissettirmek” bir sanattır. Birileri giderken, arkada ağzının suyu akarak sırasını bekleyenlerin varlığı, Bahçeli’nin otoritesini besleyen en büyük yakıttır. Lider, gidenin yerine gelecek olanın iştahını bildiği için bu “cerrahi” müdahaleleri yaparken asla tereddüt etmez.
Kriminal Yüklerden Arınma Seansı
MHP, kapısına dayanan kriminal veya magazinel tartışmaları kamuoyu önünde tartıştırmadan sonlandırır. Mart başında Aksaray Milletvekili Ramazan Kaşlı örneğinde gördüğümüz o “hızlı infaz” mekanizması bugün de devrededir. Eğer bir isim partinin kurumsal imajına veya liderin stratejik hattına “yük” olmaya başlamışsa, o yük anında sökülüp atılır.
Son Söz
MHP’de şahıslar, kurumsal disiplinin ve liderin çizdiği hattın önüne geçtiği an neşter kaçınılmaz olur. Bugün yaşananlar bir kadro krizi değil; MHP’nin yeni döneme hazırlanırken gerçekleştirdiği bir “kadro sterilizasyonu” ve liderin mutlak otoritesini tescilleyen bir güç gösterisidir.
30 Mart 2026
Ahmet Orhan