Siyasette Tehdit Dili: Güç Gösterisi mi, Zafiyet İtirafı mı?

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, göreve geldiği günden bu yana eş zamanlı iki zorlu sınavla karşı karşıya kaldı. Bir yanda parti içi meşruiyetini pekiştirme mücadelesi, diğer yanda ise uzun süredir iktidarda bulunan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi ile yürütülen sert siyasi rekabet…
Ancak zaten zor olan bu denklem, Ekrem İmamoğlu ve çevresine yönelik başlatılan soruşturmalar ve tutuklamalarla birlikte bambaşka bir boyuta taşındı. Adana, Adıyaman, Antalya ve Bolu’yla devam eden tutuklamalar, süreci daha da ağırlaştırdı. Böylece mesele, yalnızca hukuki bir tartışma olmaktan çıkıp doğrudan siyasi gerilim hattına dönüştü.
Özgür Özel’in bu tablo karşısında sert tepki vermesi anlaşılabilir. Ancak mesele, tepkinin varlığı değil; biçimidir.
Çünkü siyaset, yalnızca ne söylediğinizle değil, nasıl söylediğinizle de şekillenir.
Tehdit Dili: Siyasetin Meşruiyetini Aşındırır
Son dönemde Özel’in açıklamalarında dikkat çeken unsur, eleştirinin ötesine geçen; zaman zaman “hesap sorma” ve “bedel ödetme” gibi ifadelerle şekillenen bir dilin öne çıkmasıdır.
Bu dilin iki temel riski vardır:
Birincisi, yargı süreçlerini eleştirirken kullanılan tehditkâr tonun, eleştirinin haklı zeminini zayıflatmasıdır. Hukukun siyasallaştığını iddia ederken, gelecekte yargıyı siyasallaştırma iması taşıyan bir söylem kullanmak, inandırıcılığı aşındırır.
İkincisi ise bu üslubun yalnızca iktidara değil, aynı siyasi gelenekten gelen isimlere de yönelmesidir. Parti içinden ayrılan ya da farklı pozisyon alan aktörlere karşı kullanılan sert ifadeler, liderlik gücünü değil; aksine kontrol kaybı algısını besler.
Geçmişin Gölgesi: Ergenekon ve Balyoz Hatırlatması
Türkiye siyaseti, “bugünün güçlülerinin yarının sanığı olduğu” örnekleri daha önce de gördü.
Ergenekon Davası ve Balyoz Davası dönemlerinde iddia makamında bulunan birçok isim, yıllar sonra bizzat yargılanan konuma düştü.
Özgür Özel’in bu örnekleri referans göstererek bugünkü yargı aktörlerine mesaj vermesi, ilk bakışta politik bir hamle gibi görülebilir. Ancak bu yaklaşım, hukukun evrensel ilkelerle değil; güç dengelerine göre işlediği algısını güçlendirir.
Bu ise muhalefetin en temel iddiasına zarar verir.
Sertlik mi, Sükûnet mi?
Siyasette sert olmak ile ölçüsüz olmak arasında ince ama hayati bir çizgi vardır.
Toplumu ikna etmek isteyen bir lider için;
- Öfke, kısa vadede dikkat çeker.
- Ancak güven, uzun vadede iktidar getirir.
Bugün Türkiye’de geniş kitlelerin beklentisi, yalnızca iktidarın eleştirilmesi değil; aynı zamanda alternatif bir yönetim anlayışının da güven vermesidir.
Tehdit dili ise güven üretmez.
Sonuç: Üslup, Stratejinin Kendisi Hâline Gelmiştir
Özgür Özel’in karşı karşıya olduğu tablo zor; hatta yer yer haksızlık algısını besleyen gelişmelerle dolu olabilir. Ancak tam da bu nedenle kullanılacak dilin daha dikkatli, daha kapsayıcı ve daha soğukkanlı olması gerekir.
Çünkü siyaset, yalnızca rakipleriyle değil; kendi üslubuyla da sınanır.
Ayrıca unutulmamalıdır:
Tehdit dili çoğu zaman bir güç göstergesi değil, çaresizliğin en görünür ifadesidir.
Özel’in mevcut muhalefet üslubundan en fazla memnun olan kişinin, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu ihtimali de göz ardı edilmemelidir.
13 Mayıs 2026
Ahmet Orhan
