Siyasette Vefa Mı Özgürlük Mü?

SİYASETTE VEFA MI ÖZGÜRLÜK MÜ?

Siyasetin renkli dünyasında parti değiştirmek, son zamanlarda yine gündemimizin baş köşesinde.

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı’nın CHP’den AK Parti’ye geçişi, ortalığı fena karıştırdı.

CHP lideri Özgür Özel, bu durumu protesto ederken ateş püskürdü.

Ama gelin görün ki, aynı CHP, geçmişte İYİ Parti, Gelecek Partisi ve DEVA’dan milletvekili transfer ederken pek memnundu.

Peki, bu işte bir çifte standart mı var, yoksa siyasetin doğası mı bu?

Parti değiştirmek, bir politikacının fikir özgürlüğünü koruyan bir hak.

İnsanlar değişir, inançlar evrilir.

Bir vekil ya da belediye başkanı, partisinin çizgisinden uzaklaştıysa, başka bir çatı altında yoluna devam etmek isteyebilir.

Türkiye’de yasalar da bunu destekliyor; kimse zorla bir partide tutulamaz.

Bu, demokrasinin esnekliği, hatta gücü olabilir.

Yeni fikirler, dinamizm böyle doğar.

Ama madalyonun bir de öbür yüzü var.

Seçmen, oy verirken hem adaya hem partiye güveniyor. Ani bir geçiş, bu güveni sarsıyor.

Mesela, Özlem Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçişinde, bazıları hapis tehditlerinden bahsediyor.

Gerçek mi, değil mi, bilinmez; ama bu tür iddialar, vatandaşın aklını karıştırıyor.

Son yıllarda, DEVA’dan, Gelecek’ten, Saadet’ten CHP’ye ya da AK Parti’ye geçen vekiller, Meclis’in aritmetiğini altüst etti.

Bu, Seçmen iradesi nerede? sorusunu sorduruyor.

Bazı ülkeler bu soruna çare aramış.

Hindistan’da mesela, parti değiştiren vekilin koltuğu düşüyor.

Türkiye’de böyle bir yasa düşünülse, özgürlükler kısıtlanır mı?

Belki.

Bu günün Türkiye’sinde, geçişler çoğu zaman ideolojiden çok güç, çıkar ya da baskıyla anılıyor.

Bu da siyasetin inandırıcılığına gölge düşürüyor.

Siyasette etik, her şeyin üstünde olmalı.

Parti değiştirmek, ideolojik bir duruşla, seçmene hesap verilerek yapılırsa saygı görür.

Ama fırsatçılık kokuyorsa, demokrasiye zarar.

CHP’nin kaybedince ihanet, kazanınca zafer tavrı da bu çelişkiyi gözler önüne seren başka bir yaklaşım.

Doğal olarak bu türden olayların siyasi etik yönü de göz önüne alınmalıdır.

SİYASİ ETİK

Siyasi etik, siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin davranışlarını yönlendiren ahlaki ilkeler ve değerler üzerine kurulu.

Temelde, dürüstlük, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu yararına bağlılık gibi prensipleri içeriyor.

Biraz açayım:

Siyasetçiler, seçmenlerin güvenini kazanmak ve sürdürmek için etik davranmalı.

Örneğin, çıkar çatışmasından kaçınmak çok önemli; bir vekilin ya da belediye başkanının kişisel kazanç için konumunu kullanması, etik ihlal sayılır.

Türkiye’de bu konuda sıkça tartışılan bir örnek, ihale süreçlerindeki şaibeler veya yakın akrabalara sağlanan ayrıcalıklar.

Mesela, geçmişte bazı belediye başkanlarının akrabalarına iş vermesi eleştirildi.

Şeffaflık da bir o kadar kritik.

Siyasetçilerin mal varlıklarını açıklaması, karar süreçlerini açıkça paylaşması güven inşa eder.

Ancak Türkiye’de mal varlığı beyanları genellikle kamuoyuna tam açılmıyor, bu da soru işaretleri yaratıyor. Hesap verebilirlik ise, bir yanlış yapıldığında sorumluluğu kabul etmek ve gerekirse istifa etmek demek.

Japonya’da, ufak bir skandalda bile istifa eden bakanlar görürüz; Türkiye’de bu kültür pek yerleşik değil.

Parti değiştirme meselesine dönersek, etik açıdan bu, şeffaf ve ideolojik gerekçelerle yapıldığında savunulabilir. Ama baskı, çıkar veya koltuk koruma gibi nedenlerle olursa, seçmene ihanet gibi algılanıyor. Mesela, Özlem Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçişinde hapis tehdidi iddiaları, etik tartışmaları alevlendirdi.

Bazı ülkelerde, siyasi etik kuralları yasalarla sıkı düzenlenir.

Örneğin, Kanada’da çıkar çatışması yasaları çok katı; bir vekilin hediye alması bile sıkı denetlenir.

Türkiye’de ise Siyasi Etik Kanunu 2004’te çıktı, ama uygulanması zayıf kaldı.

Etik kurulların bağımsızlığı ve yaptırım gücü artırılırsa, siyaset daha güvenilir olabilir.

Gerçek demokrasi, her durumda tutarlılık ister.

Sizce, siyasette vefa mı ağır basmalı, yoksa özgürlük mü?

YORUM EKLE