Suriye Mutabakatı Bir Tuzak mı? Terörün "Ermenileşme" Riski!

Suriye Mutabakatı Bir Tuzak mı? Terörün "Ermenileşme" Riski!

Arap Baharı ile başlayan o büyük altüst oluş; Tunus’tan Mısır’a, Libya’dan Suriye’ye kadar uzanan coğrafyada hücreleri yenilemek yerine, ardında derin belirsizlikler ve dinmeyen sancılar bıraktı. Bugün gelinen noktada söz, İran sınırına dayanmış durumda. Türkiye’yi de içine alan geniş bir coğrafyada tarihî olaylar silsilesi tüm hızıyla devam ediyor. Yaşama geçirilen bölgesel projelerin nereye evrileceği ve uzun vadede nasıl sonuçlanacağına dair belirsizlikler ise bir sis bulutu gibi üzerimizde duruyor.

ABD’nin Gözü Uzak Doğu’da, Eli Orta Doğu’da

Küresel satranç tahtasında kartlar yeniden karılıyor. ABD, asıl büyük rakibi olarak gördüğü Çin’e, yani Uzak Doğu’ya odaklanabilmek için Orta Doğu dosyasını artık bir “ayak bağı” olmaktan çıkarma niyetinde. Washington, bölgede yürüttüğü operasyonları bir nihayete erdirip daha rahat hareket edebilmek için acele ediyor.

Bu durum, bir süredir istenen uyumdan uzak olan Türkiye–ABD stratejik ortaklığı açısından “yeni bir bahar” kapısını aralamış gibi görünüyor. Ankara, ABD’nin telkin ve tavsiyelerinin de etkisiyle Suriye’de yeniden istikrarlı bir yapının kurulmasını sağlayarak bölgedeki yıkıcı etkilerden korunmaya çalışıyor. Ancak bu diplomatik hamlelerin maliyetinin henüz tam olarak hesaplandığını söylemek zor.

10 Mart Mutabakatı ve Rahatsız Olanlar

Takvimler 10 Mart 2025’i gösterdiğinde hayata geçirilen SDG–Suriye mutabakatı, tüm zorluklara rağmen belirli bir aşamaya taşındı. Ancak her büyük uzlaşı, kendi karşıtını da doğurur. Gelinen durumdan memnun olmayan yerel ve bölgesel aktörlerin —muhtemelen İsrail’in de desteğiyle— yeni bir protesto sürecini başlatmaları gecikmedi.

Bugün bölgede ve Avrupa’da tanık olduğumuz, eylem ve terör niteliği taşıyan gösteriler yalnızca yerel bir huzursuzluğun yansıması değildir. Bu tablo, Türkiye’yi yeni bir diplomatik ve güvenlik kıskacına alma girişimi olarak okunmalıdır.

Terörün “Siyasallaşması”: Yeni Bir Ermeni Sorunu mu?

Türkiye’yi de içine alan bu eylemler dizisi, terör sorununun mahiyet değiştirdiğini açıkça göstermektedir. Karşı karşıya olduğumuz tablo; terör probleminin, tıpkı “Ermeni Sorunu” gibi, on yıllarca sürecek şekilde uluslararası platformlarda Türkiye’ye karşı bir şantaj kartı olarak kullanılacağı ve tarihsel bir “çözümsüzlük” yüküne dönüştürüleceği bir sürece evrildiğine işaret ediyor.

Artık mesele yalnızca sınır güvenliği değildir. Asıl hedef, Türkiye’nin uluslararası alanda sürekli savunmada kalmasına yol açacak kronik bir “siyasi pranga” oluşturmaktır.

Türkiye, bölgesel projelerin rüzgârıyla belirli bir yola girmiş ve bu süreci nihayete erdirmeye çalışmaktadır. Ancak dikkat edilmelidir ki bugün “uzlaşı” adı altında atılan adımlar, yarın karşımıza Ermeni meselesi benzeri, bitmek bilmeyen uluslararası bir baskı mekanizması olarak çıkabilir. Bölgesel istikrar aranırken, gelecek nesillere devredilecek kronik bir sorunlar manzumesinin kapısını aralamamak, en büyük önceliğimiz olmalıdır.

29 Ocak 2026

Ahmet Orhan

YORUM EKLE