TARİHİN YENİ RİTMİ: ÖZGÜR ÖZEL İÇİN “ECEVİTÇE” YOL AYRIMI

Siyaset analistleri uzun bir süredir CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yürütmeye çalıştığı siyaseti, Bülent Ecevit’in 1972’de İsmet İnönü’ye karşı kazandığı kurultay zaferiyle kıyaslayıp duruyor. “Değişim” sloganıyla gelen Özel’in, Ecevit gibi parti içi statükoyu yıkarak CHP’yi bir bütün hâlinde iktidara taşıyabileceği anlatılıyor.
Ancak sosyolojinin, Erdoğan’ın planlarının ve parti içi dengelerin çıplak gerçeği bize başka bir şey fısıldıyor: Özgür Özel için CHP’yi bir bütün olarak koruyarak başarıya ulaşma formülü artık miadını doldurmuştur.
Bugün Özel’in önündeki asıl tarihî rehber, Ecevit’in CHP içindeki kurultay zaferleri değil; aksine, 1980 sonrasında o hantallaşmış, kliklere bölünmüş CHP mirasını tamamen reddederek kendi partisini, yani Demokratik Sol Parti’yi (DSP) kurduğu radikal dönemdir.
CHP’nin Prangalarından Kurtulmak
Bülent Ecevit, 12 Eylül darbesinin ardından eski CHP’nin elitist, fraksiyonlara bölünmüş ve sokağın gerçeklerinden kopmuş yapısıyla bir yere varılamayacağını erkenden gördü. Tarihî mirasa saygı duyuyordu; ancak o mirasın bir prangaya dönüştüğünün de farkındaydı.
Bu yüzden statükoyla uzlaşmak yerine sıfırdan, doğrudan halka dokunan ve kendi ideolojik berraklığına sahip DSP’yi kurdu. Neticede o DSP, Cumhuriyet’in kurucu partisini baraj altında bırakarak solun tek başına son başbakanını (1999) çıkardı.
Bugün Özgür Özel’in karşı karşıya olduğu manzara, Ecevit’in DSP’yi kurduğu günkü manzaradan farklı değil. Özel, ne kadar “normalleşme” derse desin, ne kadar meydanlarda halkın ekmeğini savunursa savunsun; arkasında sürekli kurultay hesapları yapan, geçmiş dönemin bagajlarını taşıyan ve partiyi bir “bütün” olmaktan ziyade bir “hisseli harikalar kumpanyası” gibi yönetmek isteyen kliklerin freniyle karşılaşıyor.
Bu kurumsal yapı içinde enerjisini halka harcamak yerine parti içi dengeleri gözetmeye harcayan bir liderin kalıcı başarı elde etmesi, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Tasfiye Değil, Yeni Bir İnşa
Özgür Özel için Ecevit’in son dönemini örnek almak, hırpalanmış bir yapıyı tamir etmeye çalışmaktan vazgeçmektir. Bu, solun parçalanması değil; aksine, sokağın, tarlanın, emeklinin ve fabrikanın sesini statükonun koridorlarından kurtarıp yepyeni bir siyasi merkezde toplama iradesidir.
Ecevit’in kasketi ve mavi gömleği, eski CHP’nin genel merkezine değil, sokağın yalınlığına aitti.
Özel’in bugün yürüttüğü “Türkiye İttifakı” söylemi, eğer mevcut CHP’nin iç çekişmelerine ve ideolojik katılıklarına hapsedilirse kuşa dönecektir. Bu söylemin toplumsallaşabilmesi ve her mahalleden oy alabilmesi; ancak geçmişin tüm hizipçi ve yıpranmış mirasıyla arasına net bir mesafe koyarak yepyeni bir siyasi yürüyüş başlatmakla mümkündür.
Son Söz: Kendi Hikâyesini Yazmak
Siyasette bazen en büyük radikallik, gitmeyecek bir arabayı tamir etmekten vazgeçip yeni bir yol açmaktır. Bülent Ecevit, Türk siyasetine adını altın harflerle yazdırdıysa bunu sadece CHP Genel Başkanı olduğu için değil, gerektiğinde o kurumsal devasa yapıya meydan okuyup kendi bağımsız yolunu çizebildiği için başardı.
Özgür Özel için de çanlar çalıyor. Ya CHP içerisindeki bitmek bilmeyen iç savaşın ve kliklerin arasında enerjisini tüketerek statükonun bir parçası olacak ya da Ecevit’in o cesur “DSP hamlesini” 2020’lerin Türkiyesi’ne uyarlayarak kendi özgün, prangasız ve doğrudan halka dayanan siyasi hareketini inşa edecek.
Çünkü tarih, eski binaları restore edenleri değil, yeni meydanlar kuranları yazar.
18 Haziran 2026
Ahmet Orhan
