Yıllardır eli kanlı terör örgütü liderlerinin, kutsal Meclis çatısı altında dahi övüldüğüne şahit oluyoruz. Bu yaklaşımın normalleştirilmesi, toplum vicdanında derin yaralar açtı. Ancak son yıllarda çok daha tehlikeli ve yaygın bir eğilim sessizce büyümekte: Suç örgütü liderlerine duyulan sempati…
Gençler arasında hızla yayılan bu sempatinin en çarpıcı yüzü, sosyal medyada karşımıza çıkıyor. Romantize edilen mafya figürleri, lüks yaşam tarzlarıyla parlatılan videolar, “ağabey” kültüyle meşrulaştırılan yasadışı ilişkiler... Tüm bunlar, genç zihinlerde meşruiyet sınırlarını bulanıklaştırıyor.
Ne yazık ki bu eğilim sadece sosyal medya fenomenlerinin ürünleriyle sınırlı değil. Siyasetin kalbinde de benzer bir bulanıklık dikkat çekiyor. Bazı mafya figürlerinin doğrudan siyasi aktörler tarafından sahiplenilmesi ya da onlara mesafesiz bir tutum sergilenmesi, bu sempatinin kurumsal düzeyde de meşruiyet kazanmasına yol açıyor.
Yürütme temsilcilerinin ve parti liderlerinin bu kişilere dair verdiği pozlar, gençlerin zihin dünyasında bazı yanlış okumaların önünü açıyor. Oysa devletin bekası, adaletin tesisi ve hukukun üstünlüğü gibi temel değerleri savunması gereken bir siyasi anlayışın, bu tür yapılanmalarla yan yana anılması; telafisi zor bir meşruiyet krizine yol açar.
Bu gidişatın en acı sonucu ise gençler üzerindeki etkisidir. Suçun, şiddetin ve yasa dışılığın; “güç”, “sadakat” ve “delikanlılık” gibi kavramlarla özdeşleştirilmesi, bir nesli kaybetme riski doğuruyor. Gençlerin idealize etmesi gereken isimler; eğitimde, bilimde, sanatta, hukukta ve dürüst siyasette başarıya ulaşmış insanlar olmalıdır. Eli silahlı, karanlık ilişkiler içinde yer alan figürler değil.
Dahası var…
Son yıllarda suç örgütlerinin çocuk yaştaki bireyleri doğrudan suça yönlendirdiği vakalar artıyor. Ceza sorumluluğu yaşı altında olan çocuklara uyuşturucu taşıtmak, hırsızlık yaptırmak ya da şiddet olaylarında taşeron olarak kullanmak... Bu tablo, yalnızca çocukları değil, tüm toplumu derinden yaralayan karanlık bir sistemin varlığına işaret ediyor.
Bu gidişata “dur” diyebilmek için hem hukuki hem sosyal boyutta acil tedbirler alınmalıdır.
Cezai sorumluluk yaşı altındaki çocukları suça yönlendiren kişilere yönelik yaptırımlar daha caydırıcı hâle getirilmeli; yalnızca suça itilen çocuklar değil, onları kullanan kişi ve yapılar da en ağır şekilde yargılanmalıdır.
Aynı zamanda, risk altındaki çocuklar için sosyal destek mekanizmaları güçlendirilmeli; aileden okula, çevreden devlet kurumlarına kadar uzanan bir koruyucu ağ oluşturulmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, siyaset ile suç dünyası arasındaki mesafe ne kadar kısalırsa, hukuk da, adalet de, toplumsal huzur da o denli zedelenir.
Türkiye bir Güney Amerika ülkesi olamaz, olmamalıdır!
Devleti yönetenlerin ve siyasi liderlerin bu konuda en yüksek düzeyde ahlaki ve hukuki hassasiyet göstermesi gerekir. Aksi takdirde sadece siyasetin meşruiyeti değil, devlet düzeni de büyük yara alır. Halkın sisteme olan güveni ise geri dönülmez biçimde sarsılır.
Toplum olarak bu yanlış algılara karşı uyanık olmalı; gençleri mafya estetiğinin cazibesinden, yasa dışı hayatların sahte büyüsünden uzak tutmalıyız.
Onlara hukuka, dürüstlüğe ve üretkenliğe dayalı sağlam rol modeller sunmalıyız.
Çünkü bu ülkenin geleceği, ancak doğru değerlerle yetişmiş gençlerin ellerinde şekillenebilir.
02 Ağustos 2025
Ahmet Orhan

