Terörsüz Türkiye’nin Ardındaki Asıl Soru

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’da düzenlenen Milli Güvenlik Konferansları’nın açılışında yaptığı konuşma, ilk bakışta Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin değerlendirmelerden ibaret gibi görünebilir.
Ancak dikkatle dinlendiğinde, konuşmanın yalnızca terörle mücadeleye değil, Türkiye’nin gelecekteki rolüne ilişkin daha kapsamlı bir vizyona işaret ettiği görülmektedir.
Özellikle Erdoğan’ın kullandığı “Terörsüz Türkiye süreci, ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik devlet vizyonunun adıdır.” ifadesi üzerinde durulmayı hak etmektedir.
Çünkü burada terörün sona erdirilmesinden değil, bir devlet vizyonundan söz edilmektedir.
İşte tam da bu nedenle bugün tartışılması gereken konu yalnızca terör değildir. Asıl mesele, bu vizyonun Türkiye’yi hangi istikamete taşımayı hedeflediğidir.
Terörün Ötesinde Bir Hedef mi Var?
Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında dikkat çeken bir diğer husus, Türkiye’nin güvenliğini artık yalnızca kendi sınırları içinde değerlendirmediğini açıkça ortaya koymasıdır.
Kuzey Afrika’dan Doğu Akdeniz’e, Körfez’den Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yapılan atıflar, Ankara’nın kendisini sadece kendi sınırlarını koruyan bir devlet olarak görmediğini düşündürmektedir.
Son yıllarda yaşanan gelişmeler de bu tabloyu desteklemektedir:
-
Suriye’deki askerî varlık,
-
Irak’taki operasyon bölgeleri,
-
Libya’daki etkinlik,
-
Kafkasya’da üstlenilen rol,
-
Afrika’da hızla genişleyen diplomatik ve ekonomik ilişkiler...
Bütün bunlar, Türkiye’nin etki alanını genişletmeye çalıştığını göstermektedir.
Fakat burada sorulması gereken soru şudur:
Terörsüz Türkiye, bu genişlemenin ön şartı olarak mı görülmektedir?
Başka bir ifadeyle, içerideki güvenlik sorunlarının çözülmesi, dışarıda daha büyük roller üstlenebilmenin hazırlığı mıdır?
Türkiye’ye Yeni Bir Rol mü Biçiliyor?
Bu sorunun cevabını ararken uluslararası gelişmeleri de göz ardı etmemek gerekir.
Amerika Birleşik Devletleri, uzun yıllar boyunca Ortadoğu’nun doğrudan müdahili olmayı tercih etti. Bugün ise Washington’un öncelikleri değişmektedir.
Çin ile rekabet, Pasifik’teki güç mücadelesi ve küresel ekonomik yükler, Amerika’yı bölgesel ortaklarla çalışma arayışına yöneltmektedir.
Bu çerçevede Türkiye’nin ön plana çıkması tesadüf müdür?
Yoksa yeni dönemde Ankara’ya daha farklı bir rol mü öngörülmektedir?
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın aynı zamanda Irak ve Suriye dosyalarında etkin görevler üstlenmesi, bu soruları daha da anlamlı hâle getirmektedir.
Elbette bu durum, tek başına Türkiye’ye yeni bir misyon verildiğinin kanıtı değildir. Ancak gelişmelerin bu ihtimali düşündürdüğü de inkâr edilemez.
Bölgesel Güç Olmanın Bedeli
Türkiye’nin bölgesel bir güç olma hedefi varsa, bunun yalnızca avantajları değil, maliyetleri de olacaktır:
-
Daha fazla diplomatik sorumluluk,
-
Daha fazla askerî yük,
-
Daha karmaşık dış ilişkiler,
-
Daha yüksek ekonomik maliyetler,
-
Ve belki de içeride daha farklı siyasal tartışmalar...
Bu nedenle mesele yalnızca Türkiye’nin bölgesel güç olup olmayacağı değildir. Asıl mesele, böyle bir rolün Türkiye’yi nasıl değiştireceğidir.
Çünkü tarih boyunca nüfuz alanı genişleyen devletler, yalnızca dış politikalarını değil, yönetim anlayışlarını da yeniden şekillendirmek zorunda kalmışlardır.
Değişen Sadece Politika mı, Devletin Kendisi mi?
Belki de Cumhurbaşkanı’nın konuşmasından sonra sorulması gereken en önemli soru budur.
Terörsüz Türkiye süreci yalnızca bir güvenlik politikası mıdır?
Yoksa Türkiye Yüzyılı olarak tanımlanan dönemin siyasi ve kurumsal altyapısını oluşturmayı amaçlayan daha kapsamlı bir projenin parçası mıdır?
Bugün bu soruların hiçbirine kesin cevap vermek mümkün değildir.
Ancak dikkat çekici olan, iktidarın kullandığı kavramların artık sadece güvenlikten değil, devlet vizyonundan söz etmeye başlamış olmasıdır.
Bu da doğal olarak yeni soruları beraberinde getirmektedir.
Türkiye’nin önünde duran hedef yalnızca terörü bitirmek midir?
Yoksa Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’ye yeni bir rol, yeni bir misyon ve buna bağlı olarak yeni bir devlet tasavvuru mu önerilmektedir?
Sonuç
Bugün yapılması gereken şey, ortaya konulan vizyonu peşinen alkışlamak da değildir, kategorik olarak reddetmek de değildir.
Yapılması gereken, kullanılan kavramların nereye işaret ettiğini dikkatle takip etmektir.
Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan artık sadece terörle mücadeleden söz etmemektedir.
“Stratejik devlet vizyonu”ndan söz etmektedir.
Bu ifade, sıradan bir güvenlik politikası tanımı değildir.
Belki de önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin en önemli tartışması, terörün bitip bitmeyeceği değil, terör sonrasında nasıl bir Türkiye’nin ortaya çıkacağı olacaktır.
Asıl cevap bekleyen soru budur.
10 Haziran 2026
Ahmet Orhan
