Toplumsal Detoks

ÇAĞDAŞ UYGARLIK
Türkiye dünya ülkelerinin bir çoğundan farklı özellikleri olan bir ülkedir. Bu gerçeği hayatın her alanında görmek mümkündür.
Tarihinin en büyük ekonomik krizinden biri yaşanmakta olmasına rağmen hayat neredeyse hiçbir şey olmamış gibi devam edebilmektedir.
EKONOMİ
Milli gelirinin yüzde seksenini aşan bölümünü nüfusunun yüzde yirmisi, yani 17 milyonu sahip olurken geriye kalan gelirin yüzde yirmisiyle yetinmek zorunda kalan 58 milyon kişiden hiç itiraz gelmemektedir desek yalan olmaz.
Bu sessizlik yalnız ülke gelirinin paylaşılmasın da mı?
Elbette hayır!
Halkın büyük çoğunluğunun geliri hükümet güdümündeki TÜİK’in kabul görmeyen verileriyle belirlenirken, zamlar ENAG’ın rakamlarıyla hatta daha fazlası olarak gerçekleşmektedir.
Başka bir deyişle halka %38, patronlara %100!
Bir tarafta on bin lira ile geçinmek zorunda olanlar diğer tarafta milyonları pervasızca harcayanlar.
 Avrupa’dan 10-12 doğum yapan ineklerin etleri 3 dolara ithal edip vatandaşa 500 liraya yedirilmesine göz yumanlar, aynı zamanda gözlerini kırpmadan kendi besicilerini de yok etmekten zerre kadar korkmamaktadırlar.
Geçtiğimiz yıl 7 liranın üzerinde buğdaya fiyat vermelerine rağmen çiftçisinin piyasada 5 liraya mal satmak zorunda kalmasına seyirci kalanlar buğdaya yüksek fiyat verse ne olur?
Vatandaşa tasarruf, kemerleri sıkmayı tavsiye edenler “itibardan tasarruf olmaz” zihniyetinin ötesinde zengin ettiklerinin sağladığı konfordan bile vaz geçmemekteler.
Ayrıcalıklı müteahhitlerin “kayığı” olmasa da uçağına binmektedirler.
MÜFREDAT
Son günlerde popüler olan başlıklardan birisi de yeni müfredat konusudur.
Yeni müfredatın başında milli görüşçü olduğunu ifade eden bir bakan tarafından hazırlanmış olması dikkatlerden kaçmış olmalı. 
TC’nin temel özellikleri tevhidi tedrisat kanunuyla eğitim alanına aktarılmış, devletimizin üniter, laik, sosyal bir hukuk devleti olması bakımından hayati öneme sahiptir.
Buna gerçeğe rağmen uygulamaya geçen müfredat bu bakımlardan tartışmalıdır.
ADALET VE GÜVENLİK
Bir de güvenlik ve adalet konusu var ki sormayın gitsin.
Ankara’da siyasilerle içli dışlı olduğu anlaşılan yerli mafya Ayhan Bora Kaplan isimli bir şahsın gözaltına alınasından bu yana aman Allah’ım neler oldu neler.
Halef selef İç İşleri Bakanlarının hesaplaşması mı dersiniz, yoksa inanılması imkânsız Ankara Emniyet Müdürlüğünde bir ihtilal hazırlığımı dersiniz veya işlendiği günden bu güne bir türlü gündemden düşmeyen ve aydınlatılamayan Sinan Ateş cinayeti mi dersiniz.
Velhasıl yedi kısım tekmili birden krıminal bir vaka!
Söz konusu şahsın gözaltına alınmasını gerçekleştiren tüm üst kademe mensubu emniyetçiler zanlıyla birlikte tutuklanmış!
Ne kadar ilginç değil mi?
Tam anlamıyla “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” olayı.
O emniyetçiler şimdi yaptıklarından muhtemelen çok pişmandırlar.
Her halde mümkün olsa filmi başa alsalar kesinlikle ABK rumuzlu şahsın değil ensesine basmak elini bile tutmazlardı.
50 binden fazla vatandaşımızın bazıları hayatını bir kısmı yeni yapı yönetmeliklerine göre yapılmış yeni binalarda kaybetmesine rağmen yıkılan binalara onay veren hiç kimsenin tutuklanmamış olmasına akıl erdirmek ne mümkün.
Yüksek dereceli bir hâkim düşünün odasında onlarca her markadan tabanca ve bir o kadar da uzun namlulu otomatik silah sergilemekte.
Allah aşkına görevi silahlara ve zorbalığa ihtiyaç olmadan adaleti sağlamak olan birinin bu davranışını kim normal görebilir!
Daha da ilginci dünyanın en kanlı terör örgütüyle ortak zeminleri olduğunu ilan eden partinin sözcülerinin bu görüntünün üzerine çullanması.
Bundan da kötüsü bu duruma müdahil olması gerekenlerin takdirlerini ifade etmesidir.
Tuzun kokması bundan başka nasıl olabilir ki!
BİZ VE ONLAR
Yunanistan ülkelerini 9 yıl el koyarak idare eden Albaylar Cuntasını 1974 yılında cezalandırırken, biz ise Kenan Evren ve arkadaşlarını ölüm döşeğinde mahkûm edebildik.
İtalya, kamu işlerini belli şirketlere rüşvet karşılığında verilmesini sağlayan siyasileri mahkûm ettiren Di Pietro’sunu doksanlarda bulmasına rağmen bizim binlerce söylentiye rağmen ele gele gelebilecek bir çalışmamız olmadığı gibi böylesine bir savcımız bile yoktur.
Şimdi soruyorum, bu şartlar altın biz çağdaş uygarlığın neresinde olabiliriz?
03 Mayıs 2024
Ahmet Orhan

 

YORUM EKLE