Türkiye’nin En Büyük Muhalefet Partisi Nasıl Bu Hale Geldi? Meydan mı kazanacak, Afiş mi? Kurultay iki ay içinde yapılmazsa CHP Genel seçime girer mi?

Türkiye’nin En Büyük Muhalefet Partisi Nasıl Bu Hale Geldi?
Meydan mı kazanacak, Afiş mi?
Kurultay iki ay içinde yapılmazsa CHP Genel seçime girer mi?
Bu tablodan kahraman çıkar mı? Siz okurlarımla dertleşeyim dedim.
2009 - İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi

Kılıçdaroğlu, CHP adayı olarak Kadir Topbaş’a karşı yarıştı ve kaybetti.

CHP tabanı o günlerde yine umut pompalıyordu. “Bu kez olacak” denildi. Televizyon ekranlarında “dürüst adam”, “temiz siyaset” manşetleri dolaştı. Ama sandık açıldığında sonuç değişmedi. İstanbul yine AKP’de kaldı. CHP ise klasik refleksine döndü: “Aslında kazandık ama...” cümleleriyle başlayan uzun gece sohbetleri.

2010 - Anayasa Referandumu

CHP’nin “Hayır” kampanyası, %58 “Evet” oyu karşısında başarısız oldu.

Türkiye’nin rejim tartışmalarının fitili o referandumla ateşlendi. CHP “Hayır” dedi ama toplumun çoğunluğu “Evet” dedi. Sonuç sadece bir sandık yenilgisi değildi; devletin yeni düzeninin de kapısı aralanıyordu. Bugün dönüp bakınca, o referandumun ardından kurulan sistemin en büyük mağdurlarından biri yine CHP oldu. İşin kara mizahı burada başlıyor zaten; yıllarca “bu sistem ülkeye zarar verir” diye anlatanlar kaybetti, sistemi kuranlar ise bugün muhalefeti o sistemin bütün imkanlarıyla boğmaya çalışıyor.

2011 - Genel Seçimler

CHP, Kılıçdaroğlu liderliğinde %25,98 oy aldı; AKP %49,83 ile çoğunluğu kazandı.

“Yeni CHP” sloganları atıldı. Değişim denildi. Fakat milletin verdiği not değişmedi. AKP neredeyse yüzde 50’ye yürürken CHP yine yüzde 25 bandına çakılı kaldı. Türkiye’de bazı insanlar için mevsimler değişir, bazıları için döviz kuru değişir; CHP için değişmeyen şey uzun yıllar boyunca yüzde 25 psikolojik sınırı oldu.

2014 - Yerel Seçimler

CHP bazı şehirleri kazansa da, genel çoğunluk AKP’de kaldı.

Kısmi başarı hikâyeleri anlatıldı ama ülke genelinde tablo yine iktidarın lehineydi. CHP’liler her seçim gecesi olduğu gibi yine harita boyamaya çalışıyordu. Bir taraf Türkiye haritasını turuncuya çevirirken, CHP “İzmir bizde” tesellisine sarılıyordu.

2014 - Cumhurbaşkanlığı Seçimi

CHP’nin desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu, Recep Tayyip Erdoğan’a (%51,79) karşı kaybetti.

Türk siyasi tarihinin en trajikomik adaylıklarından biri olarak hafızalara kazındı. CHP tabanı yıllarca laiklik, çağdaşlık, modern siyaset anlatısı dinledi; sonra önüne “Ekmek için Ekmeleddin” sloganı konuldu. O gün birçok CHP’li sandığa giderken adayını Google’da aradı.

Siyaset bazen strateji işidir ama bu başka bir şeydi. Bu, satranç oynarken dama taşıyla şah çekmeye çalışmak gibiydi.

2015 - Genel Seçimler (Haziran)

CHP %24,95 oy aldı; AKP çoğunluğu kaybetti, ancak koalisyon kurulamadı.

İktidar ilk kez sendeledi. Muhalefet için tarihi fırsat doğdu. Ama o fırsat masa başında dağıldı gitti. Türkiye tekrar seçime götürüldü. CHP ise yine “biz haklıyız” psikolojisine sığındı. Bu ülkede muhalefetin en büyük tesellisi yıllarca haklı olmak oldu; iktidarın tesellisi ise kazanmaktı.

2015 - Genel Seçimler (Kasım)

Tekrarlanan seçimde AKP %49,50 ile çoğunluğu aldı; CHP %25,32’de kaldı.

Haziran’da açılan umut kapısı Kasım’da yüzlere kapandı. CHP’nin o dönemki hali, final maçına çıkıp sürekli “ama hakem...” diyen takım görüntüsündeydi. Sonuç değişmiyor, sadece mazeretler güncelleniyordu.

2017 - Anayasa Referandumu

CHP’nin “Hayır” kampanyası, %51,41 “Evet” oyu karşısında kaybetti.

Mühürsüz oy tartışmaları, YSK kararları, itirazlar, hukuk krizleri...

Bugün CHP’nin başına musallat olan “YSK ne yaptı, mahkeme ne dedi, hukuk mu siyaset mi?” tartışmalarının tohumu aslında o günlerde atıldı. O gün “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü siyasetin hafızasına kazındı. Şimdi ise CHP’liler dönüp aynı sisteme “Ama hukuk?” diye soruyor.

Acı olan şu: O sistem çoktan cevabını vermişti.

2018 - Genel Seçimler

CHP’nin yer aldığı Millet İttifakı, %22,65 oy aldı; AKP-MHP ittifakı %53,66 ile kazandı.

Muhalefet ilk kez geniş ittifak denemesi yaptı. Ama Erdoğan karşısında yine sonuç değişmedi. CHP seçmeni artık seçim gecelerinde umut değil, psikolojik dayanıklılık testi yaşıyordu.

2018 - Cumhurbaşkanlığı Seçimi

CHP adayı Muharrem İnce, %30,64 oy aldı; Erdoğan %52,59 ile kazandı.

Seçim gecesi “Adam kazandı” cümlesi muhalefetin hafızasına kazındı. CHP tabanı sadece iktidara değil, kendi iç krizlerine de yeniliyordu. Parti içinde liderlik tartışmaları başladı ama Kılıçdaroğlu koltuğu bırakmadı.

2023 - Cumhurbaşkanlığı Seçimi (1. Tur)

Kılıçdaroğlu, %44,88 oy aldı; Erdoğan %49,51 ile önde bitirdi, kimse %50’yi geçemedi.

Altılı masa kuruldu. Türkiye’nin görmediği kadar geniş bir muhalefet cephesi oluşturuldu. Ekonomi çökmüş, iktidar yıpranmış, toplum değişim istiyordu. Belki de muhalefetin en güçlü fırsatı buydu.

Ama seçim kampanyası ilerledikçe masadaki enerji umut değil, zoraki nikâh görüntüsü vermeye başladı. Bir yanda milliyetçiler, öte yanda muhafazakârlar, başka yerde sosyal demokratlar... Herkes aynı fotoğraftaydı ama kimsenin birbirine tam güvenmediği hissediliyordu.

2023 - Cumhurbaşkanlığı Seçimi (2. Tur)

Kılıçdaroğlu %47,82, Erdoğan %52,18 oy aldı; Erdoğan kazandı.

Ve bir seçim daha kaybedildi.

Siyasette bazen bir yenilgi olur, lider büyür. Ama bazı yenilgiler vardır, insanın siyasi kariyerinin özeti haline gelir. Kılıçdaroğlu için toplumda oluşan algı tam olarak buydu: “İyi insan olabilir ama kazanamıyor.”

CHP tabanı yıllarca iktidarı değiştirmek için mücadele etti, sonunda kendi genel başkanını değiştirdi.

2023 - CHP Genel Başkanlık Seçimi

Kılıçdaroğlu, CHP kurultayında Özgür Özel’e karşı genel başkanlığı kaybetti.

İşte hikâyenin kırılma noktası burada başladı.

Parti tabanı değişim istedi. Delegeler mesaj verdi. Özgür Özel kazandı. Siyasetin doğasında olan şey buydu; yenilen gider, yeni gelen mücadeleye devam ederdi.

Normal bir siyasi olgunlukta eski genel başkan çıkar, “Partim kazansın yeter” der, kenara çekilir, gerektiğinde akıl verir, gerektiğinde susardı.

Ama Türkiye artık normal bir siyaset yaşamıyor.

Bundan sonra ne mi yaptı?

Ankara’da önce kendisine bir ofis açtı.

Partinin bir büyüğü olarak, her zaman CHP'nin gerek Genel Başkanlığını kazanan Özgür Özel, gerekse yönetim kademesi ve hatta milletvekilleri her daim saygılı oldu. Kendisi hakkında hep saygı dolu ifadeler kullanıldı.

Fakat o meğer boş durmuyormuş...

Hatay'dan başlatılan bir süreç demek ki onun bilgisi dahilinde devam ediyormuş...

İstanbul CHP Kongresi.. Kurultay'lar bu sürecin direncini kırmak için parti tüzüğüne uygun olarak yapıldı. O sessiz kaldı. Daha ilk günlerde bu "mutlak butlan" işi konuşulduğunda da sanki için için "ben bu işe hayır demem" gibi cümle aralıklarından sinyaller verdi. Fakat kimse inanmak istemedi.

Yerel seçimlerden büyük bir başarı ile çıkan Özgür Özel. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi ardından İmamoğlu'nun diploma davası, ahmak davası derken... En son CHP li belediyeler üzerinde yürütülen seri operasyonlar, siyasal yargı kararlarıyla ilerlemeye başladı.

İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için CHP yönetimi sandık kurdu yurdun dört bir yerinde.. 15 milyon insan "Cumhur reis İmamoğlu olsun" diye oy verdi, rengini belli etti.

İmamoğlu için imza verenlerden biri de Kılıçdaroğlu.

Aynı Kılıçdaroğlu, Silivri'de İmamoğlu'nu da ziyaret etti.

Fakat ne olduysa oldu...

YSK'nın kontrolünde yapılan kurultaylarda itiraz eden olmadı. YSK'ya süresi dışında verilen dilekçeler ise ret kararıyla açıklandı. İstanbul İl Başkanlığı kongresine icra memurları gitti, seçimi durdurmaya kalktı. YSK acilen toplandı ve “devam edin” kararı verdi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi bir karar verdi. Tedbirli karar YSK'ya gitti ama YSK adeta sağ kulağını sol eliyle gösterdi; kararla ilgili hiçbir şey yapmadı. Ama çıkıp da açık açık şunu söylemedi:

“Bu iş benim yetkimde.”

Demedi.

“YSK kararları kesindir.”

Demedi.

“Mahkeme siyasi partilerin iç işleyişine müdahale edemez.”

Bunu da demedi.

Türkiye’de hukuk bazen çalışmıyor değil; bazen kimin için çalışacağına karar veriyor gibi görünüyor.

Bugün yaşanan tablo tam da bu yüzden toplumun önemli bir kısmında “anti demokratik mühendislik” hissi oluşturuyor.

Çünkü iktidarın siyasal rakibiyle yarışında bu kez doping yapan sporcular değil; devletin kimi kurumları, polis gücü, yargı mekanizmaları ve idari aparatları sahaya sürülmüş görüntüsü oluştu.

Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmemiş görüntüler yaşandı.

Biber gazı…
Plastik mermiler…
Demir testeresiyle kesilen kapılar…

Burası bir siyasi partinin genel merkeziydi, suç örgütü sığınağı değil.

Bay Kemal ise bu süreci “Partim zarar görmesin” çizgisinde yönetmek yerine bambaşka bir yola girdi. Bahçeli’nin “feragat et” çağrısına bile yanaşmadı. Önce parti avukatlarını görevden aldı.

Sonra süreç iyice sertleşti.

Özgür Özel’in yağmur ve dolu altında TOMA üstüne çıkarak yaptığı konuşma, CHP tabanında uzun zamandır görülmeyen bir direnç duygusu oluşturdu. Binlerce insan onun arkasında yürüdü.

Çünkü mesele artık sadece parti içi kavga değildi.

Mesele, muhalefetin dizayn edilip edilmeyeceği meselesiydi.

Bugün Türkiye’de muhalefet yargıya gidiyor, karşısına siyasal sonuçlar çıkaran kararlar geliyor. İktidar bütün vanaları kapatmış gibi bir atmosfer oluşuyor. İnsanlar adeta çölde susuz bırakılmış bedevi gibi nefessiz hissediyor.

Devlet kurumlarında “devlet adamlığı” refleksiyle hareket edecek aklıselim kadroların eksikliği ise toplumdaki kaygıyı büyütüyor.

Ve bütün bunların ortasında Kılıçdaroğlu’nun tavrı…

Sanki yılların birikmiş öfkesiyle geri dönmüş gibi.

Öç alma duygusuyla hareket ettiği yönündeki eleştiriler büyüyor.

Etrafındaki kimi isimler ise CHP’ye yıllarca karşı pozisyon almış kişilerden oluşuyor. Dün televizyon ekranlarında CHP’ye sert yayınlar yapan isimlerin bugün Bay Kemal’in yanında strateji üretmesi, CHP tabanında ayrı bir kırılma yaratıyor.

Parti Meclisi toplanamıyor.

“PM üyelerine tebligat yapamadık” gibi gerekçeler öne sürülüyor.

Türkiye’nin yüz yıllık partisinde yaşanan tablo bazen kara mizahı bile aşmış durumda.

Ama en büyük çelişki şurada:

YSK’ya göre genel başkan Özgür Özel.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarına göre genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu.

Bir ülkede aynı partinin iki farklı resmi gerçekliği olur mu?

Türkiye’de oluyormuş demek ki.

Ve tam bu noktada olay sadece CHP meselesi olmaktan çıkıyor; doğrudan demokrasi krizine dönüşüyor.

Çünkü uzman hukukçuların dikkat çektiği başka bir tehlike daha var.

Tedbirli mahkeme kararına göre CHP’nin takvimi altı yıl geriye çekilmiş durumda.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, Büyük kongreler arası süre kanunen 2 yıldan az ve 3 yıldan fazla olamaz. Diyor. Mahkemenin tedbir kararının içeriğine göre CHP  kongresi 6 yıl öncesine çekilmiş. Altı yıl önce bu sürenin başlangıcı 14-15 Temmuz.. Yani sadece yaklaşık 2 ay sonra 14-15 Temmuz 2026 'da 2820 sayılı  kanuna göre bu süre dolmuş oluyor. YSK seçime girecek partilerin listesini Yargıtay Başsavcılığı'ndan istediğinde istediğinde, Kılıçdaroğlu'nu genel başkan olarak resmi sitesine yazan Yargıtay Başsavcılığı listeye CHP ismini yazar mı? Yazmaz diyor uzmanlar. Listeyi YSK'ya gönderir, YSK'da bunu onaylar diyor hukukçular... Kılıçdaroğlu ne diyor işte bunu bilmiyoruz. O işine gelmedi mi son 48 saatte olan biten iftiraları, gayri resmi uygulamaları bile "benim haberim yok" diye geçiştiriyor.

Şimdi hukuk çevrelerinde konuşulan senaryo şu:

Eğer CHP gerekli kurultay sürecini belirlenen tarihlere kadar tamamlayamazsa, olası bir erken seçimde seçime girme hakkı tartışmalı hale gelebilir.

İşte Türkiye’nin geldiği yer burası.

Ana muhalefet partisinin seçime girip giremeyeceği tartışılıyor.

Ve insanlar doğal olarak soruyor:

Olası baskın seçim kararını almak iktidarın elinde mi?
Evet.

Yargı süreçlerini hızlandırmak CHP’nin elinde mi?
Hayır.

Peki Bay Kemal bütün bu süreci biliyor mu?

Siyaseti bilen herkes aynı şeyi söylüyor:
Elbette biliyor.

İşte tartışmanın en sert noktası da burada başlıyor.

Çünkü toplumun bir bölümü artık şunu düşünüyor:
“Yoksa Bay Kemal'in CHP seçime giremese bile yeter ki koltuk benim olsun anlayışı mı var?”

Yarın 30 Mayıs 2026…

Bir tarafta “Kahraman Kemal” afişleriyle genel merkeze gelecek olan Kılıçdaroğlu…

Diğer tarafta elinde mazbatası bulunan Özgür Özel…

Aynı saatlerde iki ayrı buluşma.

Ve Türkiye dönüp şuna bakacak:

Afişte yazana mı inanacak…
Meydandaki kalabalığa mı?

Çünkü siyasette gerçek kahramanı artık afişler değil, meydanlar belirliyor.

Millet sözünü çoktan söylemeye başladı.

Kurultay delegesi bir şey söyler.
YSK başka şey söyler.
Mahkeme başka şey söyler.

Ama en son sözü sandık söyler.

Diyeceğim o ki…

Sandık gelirse millet yine konuşur.

Ama artık insanların aklındaki soru şu.

Bu CHP seçime girebilecek mi?
Kılıçdaroğlu için afişe yazmaya gerek yok.
Kurultay'a götürsün CHP'yi. söz ilk ben yazacağım.
"Kahraman Kemal Kılıçdaroğlu..."
Gürsel Tekin ile Barış Yarkadaş ne yazar, ne söyler bak onu bilemiyorum...
30 Mayıs günü Ankara'da iki ayrı yerde yapılacak toplantı "milletin samimiyet testi" olacak..
Ankara İl Başkanlığı'nda yapılacak toplantıya, bariyerler, tomalarla, polis güçleri gelir, o bölgeye çıkan yolları kapatıp milletin oraya ulaşmasına mani olurlarsa  yaptırmazlarsa bilemem... Ama bu millet hazır bayram gün ya,  bayramlaşmak için bu defa nereye yürür bilemiyorum... Çünkü doluda yağmurda, polis barikatlarını, tomaları aşarak geçtiğimiz pazar günüTBMM'le kadar bunu yaptı da...

YAZARIN OKURA ÖZEL NOTU:

30 Mayıs 2026 günü Ankara’da iki ayrı merkezde ne olur, ne olmaz bilemiyorum. Yasalara, kanunlara bakıp orda yazana göre olağan şeyleri yazıyoruz, fakat hiç hesap etmediğimiz şeyler de oluyor artık bu ülkede... Yazıyı bir gün önce kaleme aldım. Sitedeki yayın tarihi ve saatini dikkatinize sunarım. Sonra  izlemiş yazmış demesinler.. Bu bir öngörü ve gelişmelere göre benim kendini ifade etme özgürlüğüm içinde yorumlarım..
Uzlaşı, barış ve bir masada görüşme en akıllı yol.
Rahmetli Demirel'in dediğini hatırlayın.. "Siyasette barışmasını bilmiyorsanız, kavga etmeyeceksiniz.."
Kalın selametle...

30 Mayıs 2026
Mustafa Temiz

YORUM EKLE