Bastırılan Duygular Hastalıklara Sebep Oluyor

Bastırılan duyguların sağlık üzerinde etkileri olduğu bilimsel olarak incelenmiştir. Ancak bu konu oldukça karmaşık bir konsepttir ve duyguların hastalıklara sebep olma süreci birçok faktöre bağlıdır

Bastırılan Duygular Hastalıklara Sebep Oluyor

Stres: Bastırılan duygular, stres seviyelerini artırabilir. Uzun süreli stres, bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir.

Psikosomatik Hastalıklar: Bastırılan duyguların fiziksel sağlık üzerindeki etkileri psikosomatik hastalıklarla ilişkilendirilebilir. Bu hastalıklar, vücutta somatik (fiziksel) semptomlarla kendini gösterir, ancak temel nedeni duygusal veya psikolojik faktörlerdir.

Zihinsel Sağlık Sorunları: Bastırılan duygular, depresyon, anksiyete ve diğer zihinsel sağlık sorunlarının gelişimine katkıda bulunabilir.

İlişki Sorunları: Bastırılan duygular, kişinin ilişkilerinde sorunlara yol açabilir. İletişim eksikliği, öfke ve hayal kırıklığını içeren duyguların bastırılması, ilişkilerin zarar görmesine neden olabilir.

Fiziksel Sağlık Sorunları: Uzun vadeli duygu bastırma, kronik fiziksel sağlık sorunlarına katkıda bulunabilir. Bu, bağışıklık sistemi zayıflığından, sindirim sorunlarına kadar çeşitli sağlık sorunlarını içerebilir.

Ancak bastırılan duyguların her zaman hastalıklara yol açtığı anlamına gelmez. Bu konu karmaşıktır ve bireyden bireye farklılık gösterebilir. Duygusal sağlığın korunması, duyguların sağlıklı bir şekilde ifade edilmesi ve yönetilmesi önemlidir. Bu, stresi azaltabilir ve fiziksel sağlık üzerinde olumlu etkileri olabilir.

Eğer duygusal sorunlarınız veya bastırılmış duygularınız sağlığınızı olumsuz etkiliyorsa, bir psikolog veya psikiyatrist gibi uzman bir sağlık profesyonelinden yardım almanız faydalı olabilir. Duygusal sorunlarla başa çıkmak için terapi veya danışmanlık gibi yöntemler kullanılabilir.

Psikolojik Danışman Ekrem Çağrı Öztürk konu hakkında bilgiler verdi. Dünyada üç ana renk vardır. Sarı, kırmızı ve mavi. Diğer bütün renkler bu ana renklerin karışımı ile oluşur. İnsanın varoluşunda da bazı temel duygular vardır. Bu duyguları korku, üzüntü, sevinç, şaşkınlık, öfke ve tiksinti şeklinde sıralayabiliriz. İnsanoğlu olaylar karşısında bu duyguları ve türevlerini yaşarlar. Dolayısıyla hepimiz aynı kaynakla doğuyor ve aynı bütünün parçasıyız. Yaşam senaryolarımız farklı olsa da olaylar karşısında yaşadığımız duygular benzerdir.

Bazıları belirli olaylar karşısında yaşadığı duyguları olumsuz olarak anlamlandırıp kendilerini yargılarlar. Her duygunun bir işlevi vardır ve duygular bize yaşadığımızı hissettirir. Peki ne oluyorda duygular yaşamımızın bir parçası olmasına rağmen bazı duyguları yaşamak istemiyoruz ? Özellikle öfke, üzüntü, korku gibi... duyguları olumsuz olarak nitelendirip bunları yaşamaktan kaçınıyoruz. Oysa bu duyguların hepsinin bir anlamı vardır. Örneğin bir kayıp durumunda üzüntümüzü yaşayarak yas sürecini anlamlandırıyoruz ya da ilişkide bulunduğumuz insanlar alanımıza girmeye çalışıp sürekli saygısızlık yapıyorsa uyarılıp öfkelenebiliyoruz bu da bizim karşı tarafa sağlıklı sınırlar koymamıza yardımcı oluyor. Bir gaz kokusu karşısında tiksinip gerekli önlemleri alabiliriz. Üzerimize bir araba geliyorsa korkup reflekslerimizle kazadan kurtulabiliriz. Örneklerde olduğu gibi olumsuz olarak gördüğümüz bazı duygular içinde bulunduğumuz yer ve zamana göre bizim için işlevsel olabilir. Fakat ailemiz biz çocukken üzülüp ağladığımızda ‘ağlama, ağlayacak ne var, sil gözyaşlarını’ dediğinde üzüntü duygumuzu içimize gömebilirve yetişkin hayatımızda üzüntü yaşamaktan kaçabiliriz. ‘Bana sesini yükseltme’ diyen bir ebeveyn öfkelenmeye hakkın yok mesajını vererek çocuğun ileride öfkesini yaşamamasına ya da çok yoğun yaşamasına neden olabilir. Dolayısıyla ailemiz ve çevremiz tarafından gördüğümüz ve yaşadığımız davranışlar gelecek hayatımızda duyguları yoğun yaşamamıza veya hiç yaşamamamıza sebep olabilir.

Duyguları çok yaşamak veya hiç yaşamamak; bir anda parlamak, bir anda keder çökmesi, belli belirsiz zamanlarda ağlamak, hiç ağlayamamak, öfkelenememek, çok mutlu olup bir anda durağanlaşmak ilişkilerimizde kalıcı problemler yaratabilir ve bedensel rahatsızlıklar yaşamamıza neden olabilir.

Bu nedenle yaşadığımız zorlanmalara kulak vermeliyiz. Örneğin yolda önünüzde biri yavaş yürüdüğünde, düzensiz birini gördüğünüzde, dikkat eksikliği olan birinden rahatsız olup aniden parlıyorsak veya tahammül edemiyorsak yani herhangi bir bedensel ve duygusal uyarılmayı yoğun bir şekilde yaşıyorsak bunun bizim için anlamı vardır diyebiliriz. Hayatta her zaman yavaş, düzensiz, sorumluluk sahibi olmayan ve dikkatsiz insanlar olacak. O zaman benzer durumlar ile her karşılaştığımızda öfkeleneceğiz anlamına gelir. Bu da elimizde olmayan ve bir başkasından kaynaklı eylemler nedeniyle sık aralıklarla öfkeleneceğiz anlamına gelir. Yani duygu durumumuzun kumandası her daim başkasında demektir. Oysa karşı tarafta rahatsız olduğumuz davranışlar belki de ihtiyacımız olan davranışlardır.

Yaşadığımız duygular doğuştan getirdiğimiz duygular mı ailemizin bize öğrettiği davranışların ürünü mü sorgulamasını yapmamız gerekir. Bedenimiz uyarılıyor ve zorlanıyorsa bu kötü bir şey değil tam aksine kendimizi anlamamız için bir fırsattır. Bunlara kulak vermezsek bedenimiz terleme, baş ağrısı sırt ve boyun ağrısı, kilo, egzama gibi problemlerle gelerek ‘kendinle ilgilen’ mesajını verir. Hastalıkların bir çoğu önce ruhta başlayıp sonra vücutlarımıza sirayet eder.

Yaşadığımız duyguları yargılamak, yok saymak, kulak vermemek demek hayatın içinden renkleri silmeye benzer..

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER