Neredesiniz ey yüreği evlat kokusuyla yanan anne babalar…
Gerçekten neredesiniz?
Duyuyor musunuz, görüyor musunuz bu haykırışı?
Yoksa artık hiçbir şey size ulaşmıyor mu?
Bir dram yaşandı, suskunluklar, isyanlar ve içinde sevgisizlik semptomu olan genç bir beden bugün toprakla buluştu, haberiniz oldu mu?
Bir evlat…
Bir can…
Sokak köpeği gibi kapının önüne bırakılıyor,
Arkasına bile bakılmadan…
Ve sonra herkes susuyor.
Kimse sormuyor: “Neredesin?”, “İyi misin?”, “Yaşıyor musun?”
Dayanamıyor o küçücük yürek…
Kendi hayatına son veriyor.
Sessizce…
Kimseyi rahatsız etmemek ister gibi…
Oysa içindeki fırtına, dünyayı yerinden oynatacak kadar büyük…
Böyle mi bitsin evlatlarımızın hikâyesi?
Bu gibi şeyleri hiç hayal ettik mi onlar geleceği için?
Bu muydu beklediğimiz son?
Paralarınız…
Mallarınız…
Mülkleriniz…
Ne işe yarar, bir evladın kalbi paramparça olduktan sonra?
Ne anlamı kalır, bir çocuk “yaşamak istemiyorum” dediğinde?
Çok mu zordu…
Sadece sarılıp,
“Ne yaparsan yap, ben buradayım” demek?
O çocuk…
Sizin canınızdan bir parça değil miydi?
Yoksa gerçekten sokakta mı buldunuz onu?
Bakın, bu dünyada sokakta bulduğuna bile sahip çıkan insanlar var…
Ama siz…
Siz sevginizi kaybetmişsiniz.
Kalpleriniz körelmiş…
En çok da evlat sevgisini…
Masum, günahsız, gencecik bedenler giriyor toprağa…
Ve siz buna razı oluyorsunuz.
Sessizce…
Hiçbir şey olmamış gibi…
Olmaz olsun böyle analık…
Olmaz olsun böyle ebeveynlik…
Neden getirdiniz madem o çocukları bu dünyaya?
Sevmeyecektiniz…
Sarmayacaktınız…
Yanında olmayacaktınız…
O zaman neden?
Bir anne çığlık atıyor.
“Dayanamıyorum hasretine!”
Sesi gökyüzünü yırtıyor…
Ama ulaşmıyor kimseye…
Diğer tarafta ise bir sessizlik…
Bir soğukluk…
Bir yabancılık…
“Nasıl olduğunu” bile sormayan bir dünya…
Bugün…
17 yaşında bir beden daha toprağa girdi…
Bir hayat gitti…
Hayalleriyle birlikte…
Umutlarıyla…
Sevinçleriyle…
Suçlu kim mi?
Sevip de sahip çıkmayan herkes…
“Paşam” deyip arkasını dönen herkes…
Akrabalık uzaktan bakmakla olmaz…
Teyzelik, amcalık, dayılık sadece sözle olmaz…
El uzatacaksın…
Herkesten önce…
Her şeyden önce…
Benim de yandı yüreğim…
Kendi evladım gibi…
Çünkü o da bir evlattı…
Küçücük yaşta babasını kaybetmiş…
İstenmemiş…
Sahiplenilmemiş…
Ne yaşadın sen…
Nasıl kırdılar kalbini…
Kim bilir kaç gece sessizce ağladın…
Ben senin yerine isyan ediyorum…
Bu hayata…
Bu düzene…
Bu sevgisizliğe…
Artık anlamıyorum insanlığı…
Nasıl bu kadar kalpsiz oldunuz?
Nasıl bu kadar değerli oldu dünya malı?
Bir çocuk…
Ne yaparsa yapsın…
Bir anneye, bir babaya muhtaçtır…
Onun sığınağı…
Onun umudu…
Onun ışığı olmalıdır…
Ben böyle öğrendim…
Böyle bildim…
Ya bana yanlış öğretildi…
Belki aynısını sizde öğrendiniz, dedenizden, ebenizden...
Ya da siz çoktan unutmuşsunuz…
Bugün...Acı bir gündü.
5 yaşında ayrıldığı babasına, tam 12 yıl sonra bir çocuk daha kavuştu...
Kendisi sandalyesini tekmeledi giderken, biliyor musunuz?
12 Nisan 2026
Bahar Çelik