İçinde bulunduğumuz Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel seçimleri döneminde giderek yoğunluk kazanan siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkilere dair konuşmalara dalarak galiba yaşamsal farkındalığımızı kaybettik.
Her şeyi bir kenara bırakarak bir anlığına durup olan bitene baktığımızda göreceğimiz tablo eminim ki hepimizi korkutacaktır.
Olan bitene bakmak derken kast ettiğim bakarken anlamaktır!
Bu farkındalıkla göreceğimiz manzara; Sel felaketleri, orman yangınları, kuraklık ve küresel ısınmadan oluşan ürkütücü bir tablo olacaktır...!
“Eyvah! Biz dünyaya ne yaptık böyle “ dediğimiz de umarım bir şeyler yapmak adına çok geç kalmış olmayız.
Oysa hemen hemen hepimiz aynı kutsal amaç için çalışıyor ve mücadele ediyoruz.
ÇOCUKLARIMIZA GÜZEL BİR GELECEK HAZIRLAMAK...
Günü kurtarmak için hayatın akışında kendimizi kaybettiğimizde o insanlığın yaratılıştan getirdiği kutsal ideale en büyük zararı kendi ellerimizle vermekte olduğumuzu gözden kaçırıyoruz.
Kısacası onların güzel bir dünyada yaşama şansını bizzat biz alıyoruz.
Yaşanabilir bir dünya olmazsa nasıl güzel bir gelecekleri olabilir ki? Sonuçta bu bir süreçtir.
Olaylara bu açıdan bakınca, bugün gelinen noktanın bir anda oluşuvermediğini görmek hiç de zor olmayacaktır.
İnsanoğlunun doğadaki en etkili belirleyici güç olmasıyla başladı her şey...
Hiç uzağa gitmeden, kendi ülkemizden ve tarihimizden bir örnekle konuyu ele almaya devam edelim...
Ünlü Türk gezgincisi Evliya Çelebi Seyahatnamesinde şöyle diyor; Afyon’dan Konya’ya doğru ilerlerken ormanın sıklığından atımı sürmekte zorlanıyorum(!).
Söz konusu güzergâhta hepimizin seyahat ettiğini göz önüne alarak soruyorum, şimdi o yolda yapacağınız kısa bir yolculukta göreceğiniz ağaç sayısı ne kadardır?
Eminim ki vereceğiniz cevabın Evliya Çelebi’nin sözleriyle uzaktan bile hiçbir yakınlığı olmayacaktır.
Yine aynı dönemde Anadolu, Edirne’den Kars’a bir sincap hiç yere basmadan gidebilir diye anlatılmaktadır.
Günümüze geldiğimizde ne yazık ki atalarımızın bize miras bıraktığı bu topraklarda durum hiç de iç açıcı değildir.
Temmuz Ağustos aylarında orman yangınlarından haberleri izleyemez olduk.
Göller ve barajlar kuruyor, kuraklık ciddi anlamda tehdit olarak kapımıza dayanmadan öteye sonuçlarıyla evlerimize girmiş durumdadır.
Daha az su kullanın anonslarından geçilmez haldedir.
Bir taraftan susuzluk çekerken canlar alan sel felaketlerine ne demeli!
Nadiren yağan yağmurlarda dahi yanlış yapılaşmanın doğal sonucu olarak yaşamak durumunda olduğumuz seller sıradan olaylar haline gelmiştir.
Daha fazla kazanç hırsıyla acımasızlaşan endüstriler ve bu amaca hizmet eden ülkeler eliyle kendi kıyametimizi hazırlıyoruz.
Yaşam konforumuzdan fedakârlık yapmazsak ve radikal tedbirler almazsak bu gidişin önüne geçemeyiz.
Gıdada bile ciddi anlamda yıllık ürün kaybı sinyallerini kış bitmeden almaya başladık.
Enflasyon rakamlarının göreceli olarak aşağı yönlü olmasına rağmen sebze ve meyve fiyatlarındaki artışın tek sebebinin Antalya’da yaşanan sel felaketi ile seraların zarar görmesi olarak açıklandı.
Bugün arz azaldığı için fiyatlar artar ama biz aklımızı başımıza almazsak çocuklarımız belki de bir kaç yıl sonra o sebze ve meyveleri hiç göremeyecekler.
Onlara ev, arsa, tarla bırakalım derken dünyalarını ellerinden almaya hiç hakkımız yok.
Tabii bu sadece bizimle olacak bir şey değil topyekûn küresel bir farkındalık gerektiriyor.
Bu alanda AB tarafından yürürlüğe sokulan “yeşil dönüşüm” uygulaması son derece dikkat çekici ve dünyanın geleceğini kurtarma adına yararlıdır.
Yeri gelmişken detaylarına girmeden ifade edeyim;
Türkiye çevreye en büyük zararı veren endüstri tesisleri açısından bu dönüşüme ayak uydurmak durumundadır.
Aksi takdirde o çok öğündüğümüz ihracat rakamlarını tutturmamız hayal olacaktır.
Söz konusu ticari şartı çevremiz açısından bir fırsat olarak değerlendirmek Türkiye’nin geleceği açısından kesinlikle yararınadır.
Sözün özü bugünden yarına hiç zaman kaybetmeden çevre duyarlılığı açısından köklü bir değişim yaşamsal önemdedir.
Bu anlamda uluslararası ticaret ve uluslararası siyaset en kapsayıcı şekilde yeniden yazılmalıdır.
Yaşam kaynağımız hava su ve doğamızı kurtarmak için tüm yaşamsal unsurlara büyük zararlar veren, hizmet ettiğimiz o büyük endüstriler ve sera gazı pompalayan bacalar ya zararsız hale dönüşmeli ya da bir an önce kontak kapatmalıdır.
29 Ocak 2023
Ahmet Orhan