
Seçim tarihi belli oldu gibi, iş resmiyete kaldı.
14 Mayısı önce Bahçeli işaret etti ve ardından Erdoğan.
Muhtemelen siyaset tarihimizde önemli bir sürecin ilk günlerini yaşıyoruz.
Bu süreç benzerlerinden çok farklı olacak duygusunu yaşatıyor insana.
-Siyasilerin açıklamaları ardı ardına geldikçe “gülsek mi, ağlasak mı” dedirten ironileriyle sarsılıyoruz.
-Milletin aklıyla oynuyorlar desem, seçim öncesi böyle bir şeyi kolay kolay bilerek yapmazlar.
Ancak görünüşe bakılırsa en azından yaptıklarının çok da idrakinde değiller.
Birçoklarınızın bildiği gibi 14 Mayıs olarak belirlenen seçim tarihi, Türk demokrasi tarihinin milat özelliği taşıyan dönüm noktalarındandır.
14 Mayıs 1950 Demokrat Partinin, “milli şef” olarak bilinen tek adam İnönü’nün CHP’sine karşı zafer kazandığı tarihtir.
Şimdi de Başkan Erdoğan bir başka 14 Mayısta seçimi yaparak aynı zaferi tekerrür ettireceği imasında bulununca gerçekten çok şaşırdım.
Valiler dâhil tüm mülki idare amirlerinin, polis şeflerinin ve askerlerin emrinde olduğu bir tek adama karşı kazanılan bir zafer tarihidir;14 Mayıs...
Demem o ki 14 Mayısı telaffuz etmek, aynı gün seçim istemek muhalefetin mi yoksa Başkan Erdoğan’ın mı ağzına yakışır?
Öyle ya, bu açıklamayı Erdoğan mı yapmalı yoksa Erdoğan’a mı karşı yapılmalıydı.
Cumhur İttifakından gelen her teklif gibi Devlet Bahçeli’nin sızdırdığı Erdoğan’ın 14 Mayıs bombasının ne anlama geldiğini henüz anlamadan başka bir açıklamayla şaşkınlığımız daha da arttı.
Bu sefer de DP’nin genç lideri Gültekin Uysal başka bir ironik bomba patlatıyor; "Erdoğan, 14 Mayıs’ı işaret etmiş; Biz Demokrat Parti olarak buradayız, aynı yerdeyiz, bekleriz! Yerli ve milli Şef’e karşı #YeterSözMilletindir diyeceğimiz bir gün olacaktır!"
Sözleriyle meydan okuyor!
Gülmece serisine devam yani.
Sayın Genel Başkan, Adnan Menderes 14 Mayıs da CHP’ye karşı zafer kazandı, şimdi sen CHP’nin kanatları altında seçime giriyorsun diye biri çıkıp söylese ne diyebilir ki!
Biz bunları düşünüp hazmetmeye çalışırken Erdoğan, bu sefer Menderes’in meşhur sloganını “Yeter Söz de Karar da Milletindir” diyerek tekrar dile getiriyor.
Bu slogandan sonra adama sormazlar mı, hangi “Milletin” diye.
Rakip ittifakın adı “Millet İttifakı” iken!
Dedim ya ironi bombaları ardı ardına gelirken şaşırmamak, sarsılmamak elde mi?
İçinde bulunduğumuz günlerin yetkiler bakımından 1950 öncesi milli şef dönemiyle ne farkı var?
Kusura bakmayın ama mart kedisi durumundan başka bir şey değildir bu durumlar.
Şükürler olsun ki aynı günlerde takdir edilen, düşündüren ve hatta kaygılandıran açıklamalarda gelmedi değil.
Mesela Meral Akşener’in grup konuşmasında “Kahrolsun İstibdat Yaşasın Hürriyet “ haykırışını takdirle alkışlamamak mümkün değil.
Aslında Akşener bunu yaparak ısrarla gündemi değiştirmek isteyenlere inat, ülkenin hali hazırda durumunu gündeme geri taşıyor ve hedef saptırılmasına müsaade etmiyor.
Bunu kısaca açalım.
“İstibdat” tanım olarak baskıcı tek adam yönetimi anlamına gelen, özellikle Osmanlı’nın son döneminde İttihat ve Terakki tarafından siyasi sözcük dağarcığımıza sokulmuş bir kelimedir.
Hangi baskıdan bahsediyorsun?
Nerede baskı var, ispatla da görelim, diye sorulursa nasıl ispatlarım diye düşünürken Bülent Arınç bir televizyon kanalına çıktı ve açıklamalar yaptı.
Yani bu kadar olur!
Sayın Arınç, kendisine yöneltilen bir soruya cevaben “yalvardım, dinletemedim belki de sakalım yok diye dinlemediler“ diyerek İstanbul yerel seçimlerinin tekrarlanmasına mani olmaya çalıştığını ifade etti.
Bülent Arınç, samimiyetle bir açıklama yapıyor ama bunu yaparken de İmamoğlu’nun elinden İstanbul Belediye Başkanlığının alınmasının yolunu açmak için bir talimat, bir baskı olduğunu da itiraf etmiş oluyordu...
Böylece Sayın Akşener’in dilinin pelesengi olmuş “istibdat” kelimesi yerini bulmuş oluyordu.
Bir tarafta Cumhurbaşkanlığı seçimini ve TBMM’de çoğunluğu alarak rejimi geçmişe, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e dönüştürmek isteyen Millet İttifakı.
Diğer tarafta ise geride bıraktığı 20 yıla rağmen iktidarı bırakmak istemeyen Başkan Erdoğan liderliğindeki Cumhur İttifakı.
Ha bir de Cumhuriyetimizin temel ilkelerinin bazılarını devre dışı bırakmak için ilkesizce her türlü pazarlığı yapmaya teşne HDP önderliğindeki İttifakı da göz ardı etmemek yerinde olur!
Velhasıl, Türkiye yeniden karmaşık, gergin yeni bir seçim dönemine böyle bir atmosferde giriyor.
Hükümet bir yandan Devlet Hazinesinin ağzını açıyor maşallah dağıttıkça dağıtıyor.
Öte yandan kalenin içine Truva atı ile sokulmuşçasına Babacan ve Davutoğlu gündem saptırmaya devam ediyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, benim diyen siyaset uzmanlarının bile sonucu şimdiden kestirmesi mümkün olmayan bir seçimi yaşamaktayız.
Rabbimiz “Aziz Milletimizin” hakkında hayırlısını versin.
22 Ocak 2023
Ahmet Orhan