
Türk siyaset tarihi Demokrat Parti kurulduğundan beri hep çift kutuplu bir yapı üzerine inşa edildi.
Sağcılar ve Solcular...
Bu yelpazenin farklı noktalarına konumlanmış birçok parti geldi geçti.
Aşırı sağ, aşırı sol, merkez sağ ve merkez sol olmak üzere gelip geçen çok parti gördük.
Bizler de bireyler olarak hep bu yelpazeye göre kendimize bir pozisyon bulduk.
Ya sağcı olduk ya solcu...
Ya aşırı ya da biraz daha ılımlı...
Ya şimdi neredeyiz..?
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi geldikten sonra bambaşka bir yapı çıktı karşımıza; Cumhur ve Millet adlarını kendisine seçen iki ittifak...
Şimdi geldik en zor soruya...
Bu ittifakların hangisi sağ, hangisi sol?
AKP ve MHP den oluşan Cumhur İttifakı sağ blok ise haliyle karşısındaki millet İttifakı sol olmaz mı?
Ya da tam tersi, millet ittifakında beş tane sağ parti olduğuna göre millet İttifakına sağ blok diyebilir miyiz?
Tüm bu sorular ve açıklamalardan anlaşılacağı gibi Türk siyaseti ciddi manada değişim sürecine girmiştir.
Bu değişim hem yapısal hem de ilkesel özellikler taşımaktadır.
Yaşanan değerler dizisi değişikliğine direnmeyip vatandaş olarak bakış ve yaklaşım açımızı yeni duruma uygun belirlememiz en isabetlisi olacaktır.
Türkiye olarak geldiğimiz nokta, başkanlık sisteminin geçerli olduğu Amerika’daki Cumhuriyetçiler ve Demokratlar gibi bir çift kutup şeklinde değildir.
İçinde bulunduğumuz dönemde her şeyden önce bildiğimiz klasik sağ ve sol zihniyetle olaylara yaklaşım bizim adımıza tarihe karışmak durumundadır.
Yeni sistemin olgunlaşma sürecinin henüz tüm kurumlarıyla tamamlandığını söylemek mümkün değildir. Görünen o ki asgari müştereklerin belirginleşmesi biraz daha zaman alacak.
Henüz gelinen yeni noktanın hazmedilmediğini gösteren örnekleri seçim sürecine girdiğimiz bu dönemde sıklıkla ve çokça yaşamaktayız.
Örneğin Deva Partisi anayasamızın 66 maddesinde ifadesini bulan “Türklük” konusunda bir çıkış yapıyor haliyle aynı ittifak içinde bulunan İyi Parti buna şiddetle tepki gösteriyor.
Her siyasi partinin ekonomi politikaları, tarım politikaları veya terörle mücadele yaklaşımlarının farklılıklar gösterebileceğini kabul etmek gerekir.
Bu farklılıkları bir noktaya kadar zenginlik olarak görmek normal olsa da asgari müştereklerin de net olarak belirlenmesine ihtiyaç vardır.
Üzerinde mutabık olunan asgari müştereklerle sınırlı siyasi söylemlere topluca sadık kalınması halinde, ittifakların hayatiyetini sürdürmesi mümkün olabilecektir. Sistemin olgunlaşma süreci tamamlandıktan sonra artık partilerin siyasi yelpazenin sağında veya solunda yer alması eskisi kadar çokta önemli olmadığı gibi ayrıştırıcı da olmayacaktır.
Zamanla sağ veya sol siyasi düşünceyle yaklaşım, yerini daha ilkesel ve akılcı değerlendirmelere bırakacaktır.
Geçtiğimiz günlerde öldürülen Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in katillerini CHP’nin arıyor ve sorguluyor olması bu sürece değerli bir örnektir.
Hiç şüpheniz olmasın bu değişim sürecine ayak uyduramayan partiler ya kapanacak ya da diğer partilere katılarak sahneden çekilecektir.
Yakın bir gelecekte ittifakların çok kapsamlı seçim beyannameleri, vizyonları, imajları ve güvenilirlikleri tartıya çıkacak ve milletin tercihine sunulacaktır.
Yasama ve yürütmenin demokratik bir zeminde yeniden tanımlanma süreci güçlü ve bağımsız bir yargı ve tarafsız bir medya olmadan asla tamamlanamaz.
Eksikliklerin giderilmesi sonrası Türk vatandaşları bu yeni dönemde sağcı ve solcu olarak ayrıma tabi tutulmamanın özgürlüğünü tadacak ve bağımsız yargı ile kendini daha güvende hissedecektir.
Türkiye’nin iki yüzyıla yaklaşan demokrasi macerasını, böylesine kusursuz seviyeyle taçlandırmasının artık zamanı gelmiştir, aziz milletimiz buna layıktır.
20 Ocak 2023
Ahmet Orhan
Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2023, 10:36