
İktidarın siyasi literatürümüze kattığı en popüler sorulardan biridir: “Nereden nereye?” Bu soru genellikle devasa tünellerin çıkışında, parıltılı şehir hastanelerinin açılışında veya savunma sanayiindeki yerlilik oranları açıklanırken sorulur. İstatistikler havada uçuşur, grafikler şahlanışı gösterir. Ancak sokağın, mutfağın ve pazar tezgâhının bir de kendi “en”leri vardır ki; onlar ne parıltılı ekranlarda ne de resmî bültenlerde kendine yer bulabiliyor.
Gelin, iktidarın çizdiği o pembe tablonun arkasındaki gerçek “nereden nereye” hikâyesine, AK Parti döneminin son beş yılının “en”leri üzerinden bakalım.
En Derin Bölüşüm Şoku
Türkiye ekonomisi kâğıt üzerinde büyüyor olabilir; ancak bu büyümenin kime yaradığı sorusu, bugün toplumsal barışı tehdit eden bir uçuruma dönüşmüş durumda. Son beş yılda millî gelirden alınan payda sermaye sahiplerinin ve rantiyecilerin payı rekor kırarken, emeğiyle geçinenlerin payı tarihî dipleri gördü. 2021 yılında 2.825 TL olan asgari ücretin bugün 28.075 TL bandına gelmiş olması bir “iyileştirme” değil, enflasyon yangınına atılan bir kova sudan ibarettir. Çünkü asgari ücret rakamsal olarak yaklaşık 10 kat artsa da halkın sofrasındaki et, süt ve peynir miktarı aynı oranda azaldı. Eskiden yoksulluk sadece çalışmayanların sorunu iken, bugün “çalışan yoksullar” ülkesi hâline geldik.
En Yüksek Mutfak Yangını
“Nereden nereye?” diye soranlara en net cevabı pazar poşetleri veriyor. 2021 yılında bir asgari ücretli maaşıyla yaklaşık 73 kilo dana eti alabiliyorken, bugün bu miktar 32 kiloya kadar geriledi. Halkın temel protein kaynağı olan paketlenmiş süt ve süt ürünleri artık “lüks tüketim” kategorisine girdi.
Market raflarında yerini alan diğer gıda ürünleri ve temizlik malzemelerindeki durum da bu tablonun diğer kara renklerini oluşturmaktadır. Gıda ve zorunlu tüketim ürünleri enflasyonunda dünya ile makasın bu denli açıldığı, tarım ülkesi olan Türkiye’nin kendi vatandaşını doyurmakta zorlandığı bir dönemi daha önce hiç yaşamamıştık. Betonun yükseldiği ama tencerenin boşaldığı bu tablo, iktidarın “en” büyük başarısızlık hanesidir.
En Ağır Döviz Kıskacı
Tüm baskılamalara rağmen doların 8 liradan 45 liraya koştuğu bu beş yıllık süreç, sadece bir kur artışı değil, ulusal paranın itibar kaybıdır. En büyük banknot olan 200 TL bile büyük şehirlerde bir fincan kahve almaya yetmeyecek hâle gelmiştir. İnsanlar, günlük alışverişlerinde kullanacakları parayı dahi taşımakta zorlanır hâle gelmiş; internet üzerinden havale ile ödeme yapmaya yönelmiştir.
“Faiz sebep, enflasyon sonuç” denilerek girilen o tehlikeli yolun faturası, bugün halkın üzerine bir karabasan gibi çökmüş durumdadır. Kurlar arttıkça iğneden ipliğe her şeye zam gelmiş; zam geldikçe alım gücü erimiştir. Bugün üniversite mezunu gençlerimiz, bir teknolojik cihaz alabilmek için aylarını feda etmek zorunda kalıyorsa, burada anlatılacak bir “başarı hikâyesi” kalmamış demektir.
En Kalabalık Yardıma Muhtaçlar Ordusu
İktidar, sosyal yardımlarla övünüyor. Oysa bir ülkede sosyal yardıma muhtaç hane sayısının artması bir başarı değil, o ülkenin vatandaşlarını yoksullaştırdığınızın itirafıdır. Kendi kendine yetebilen, tarlasını ekip biçen, fabrikasından evine ekmek götüren orta sınıf tasfiye edildi. Yerine; devlete, yardımlara ve “makarnaya” mahkûm edilmiş devasa bir kitle bırakıldı.
Sonuç: Hangi Yolun Yolcusuyuz?
Evet, köprüler yapıldı, yollar duble oldu, gökdelenler yükseldi. Ancak o köprülerden geçecek yakıtı alamayan, o yolların ulaştığı marketlerde etikete bakmaktan yorulan bir halk yaratıldı.
“Nereden nereye?” mi?
Refahın demokratikleştiği bir ülkeden, yoksulluğun kitleselleştiği bir ülkeye...
Umutların yeşerdiği bir iklimden, gençlerin valiz topladığı bir mevsime...
Tencerenin kaynadığı mutfaklardan, boş buzdolaplarının gölgesine...
İşte AK Parti döneminin gerçek “en”leri bunlardır.
Rakamlar yalan söyleyebilir; ancak halkın boşalan tabağı asla yalan söylemez.
15 Nisan 2026
Ahmet Orhan