Sultaniye üzümü yalnızca Manisa’nın değil, Türkiye’nin stratejik tarım ürünlerinden biridir. Bağcı maliyetini hesaplamış, dünya piyasasını izlemiş, bağ bozumuna başlamış; fakat devletin açıklaması gereken alım fiyatı hâlâ ortada yok.
Ağustos ayının ikinci yarısına girdik. Manisa’nın birçok ilçesinde bağ bozumu, her yıl olduğu gibi bu yıl da yoğun bir tempoyla başladı.
Gediz Ovası’nda aylarca emek verilen bağlarda artık ürün toplanıyor. Üretici, bir yıllık emeğinin karşılığını alacağı günü bekliyor.
Fakat bu yıl bağ bozumu, üretici açısından her zamankinden daha fazla soru işareti taşıyor.
Çünkü üzüm var, emek var, maliyet var, dünya fiyatları belli… Ama fiyat yok!
Türkiye’nin dünya kuru üzüm piyasasında söz sahibi olmasını sağlayan Sultaniye çekirdeksiz üzümü, sadece Manisa çiftçisinin geçim kaynağı değildir. Aynı zamanda Türkiye ekonomisinin önemli tarımsal ihraç kalemlerinden biridir.
Kurutmalık çekirdeksiz üzüm üretiminin büyük bölümü Manisa’da gerçekleştiriliyor. Ürün; üretiminden kurutulmasına, işlenmesinden paketlenmesine, depolanmasından ihracatına kadar çok geniş bir ekonomik zincir oluşturuyor.
Bağcı kazanırsa tarım işçisi kazanıyor.
Üretici kazanırsa zirai ilaççı, gübreci, nakliyeci, ambalajcı, tüccar ve ihracatçı kazanıyor.
Kısacası üzüm, Manisa’da yalnızca bağda yetişmiyor; bütün bir ekonomik hayatı besliyor.
Tam da bu nedenle Sultaniye üzümüne sıradan bir tarım ürünü gibi bakılamaz.
Bu Yıl Bağcının Yükü Ağır
2026 yılı, bağcılık açısından kolay geçmedi.
Değişken hava koşulları, yüksek yağış ve nem, mildiyö ve külleme gibi hastalıklarla mücadeleyi artırdı. Bu durum, bir taraftan rekolte kaybı riskini beraberinde getirirken, diğer taraftan ilaçlama maliyetlerini yükseltti.
Bunun üzerine enerji ve akaryakıt maliyetlerindeki artış eklendi.
Çiftçi, traktörünü çalıştırmak, ürününü taşımak ve üretimini sürdürebilmek için yüksek maliyetlere katlanmak zorunda kaldı.
Tarımsal girdi fiyatlarındaki yüksek artış da tabloyu ağırlaştırdı.
Dolayısıyla 2025 yılıyla 2026 yılı arasındaki maliyet farkının küçümsenebilecek bir fark olmadığını kabul etmek gerekiyor.
Bugün bağcının önündeki temel soru şudur:
Bir kilogram üzümü üretmenin maliyeti ne kadar?
Bu sorunun cevabı bilinmeden açıklanacak hiçbir alım fiyatının üreticiyi tatmin etmesi mümkün değildir.
Dünya Liderliği Üreticinin Sırtında Taşınamaz
Türkiye, çekirdeksiz kuru üzüm ihracatında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri.
Üstelik bu ürünün ithal girdiye bağımlılığı, birçok sanayi ürününe kıyasla oldukça düşük.
Yani Sultaniye üzümü, Türkiye açısından gerçek anlamda net döviz kazandıran tarımsal ürünlerden biri.
Dünyanın farklı ülkelerine ihraç edilen her kilogram kuru üzüm, Türkiye ekonomisine döviz kazandırıyor.
Peki, bu dünya liderliği nasıl korunacak?
Üretici zarar ederek mi?
Çiftçi her yıl biraz daha borçlanarak mı?
Bağlar sökülerek mi?
Gençler köylerden uzaklaşarak mı?
Elbette hayır!
Bir ülke, dünya pazarında lider olduğu stratejik bir tarım ürününü korumak istiyorsa önce o ürünü üreten insanı korumak zorundadır.
TMO Neden Hâlâ Susuyor?
İşte tam burada Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıklayacağı alım fiyatı önem kazanıyor.
Bağ bozumu başlamışken üreticinin önünü görebilmesi gerekiyor.
Maliyetler aşağı yukarı belli.
Dünya piyasalarındaki fiyatlar belli.
Enflasyon belli.
Üreticinin bir yıl boyunca yaptığı harcama belli.
O hâlde açıklanması gereken fiyatın daha fazla geciktirilmesinin, üretici açısından anlaşılır bir tarafı yok.
Çünkü fiyatın gecikmesi, belirsizliği artırıyor.
Belirsizlik ise özellikle küçük ve orta ölçekli üreticinin pazarlık gücünü zayıflatıyor.
Üretici, ürününü bekletemiyor.
Bağ bozumu geldiğinde üzümün toplanması, serilmesi ve kurutulması gerekiyor.
Çiftçinin borcu var.
İşçinin ücreti var.
Mazotun, gübrenin, ilacın ve elektriğin bedeli var.
Bu nedenle üretici, çoğu zaman “Fiyat yükselir mi?” diye bekleyebilecek durumda değil.
Fiyatın Hesabı Basit
Tarım politikası aslında çok karmaşık bir matematik gerektirmiyor.
Özellikle destekleme kapsamında bulunan stratejik ürünlerde öncelikle üretim maliyeti hesaplanmalı, bunun üzerine üreticinin emeğini ve yatırım riskini karşılayacak makul bir kâr marjı eklenmelidir.
Dünya fiyatlarının çeşitli nedenlerle maliyetin altında kaldığı dönemlerde ise devletin devreye girmesi gerekir.
Aradaki farkın tamamını üreticinin sırtına yüklemek yerine, kamu kaynaklarıyla belirli ölçüde desteklenmesi düşünülebilir.
Çünkü burada desteklenen yalnızca çiftçi değildir.
Türkiye’nin ihracat kapasitesi, tarımsal üretim gücü ve dünya pazarındaki konumu desteklenmektedir.
Enflasyonun yüksek ve süreklilik gösterdiği dönemlerde ise daha basit bir yöntem de uygulanabilir.
Bir önceki yılın alım fiyatına, gerçekleşen enflasyon oranı dikkate alınarak yeni fiyat belirlenebilir.
2025 yılında kalite gruplarına göre 100, 110 ve 120 lira seviyelerinde oluşan fiyatlar dikkate alındığında, 2026 için 140–170 lira arasında değişen bir taban fiyatın tartışılması, üreticinin maliyetleri açısından makul bir başlangıç noktası olarak değerlendirilebilir.
Elbette nihai fiyatın, resmî maliyet hesabı ve kalite kriterleri üzerinden belirlenmesi gerekir.
Çiftçinin Sessizliği Kimseyi Yanıltmasın
Burada bir başka önemli mesele daha var.
Çiftçi kuruluşları…
Üreticinin hakkını savunmak için kurulmuş örgütlerin, bağ bozumu başlamış olmasına rağmen daha güçlü ve daha net bir ses ortaya koyması gerekiyor.
Son ana kadar sessiz kalmak, ardından da belirsiz ifadeler kullanmak üreticinin kaygısını azaltmıyor; tam tersine artırıyor.
Çiftçinin ihtiyacı olan şey hamaset değil.
Net maliyet hesabı, net fiyat talebi ve net bir üretim politikasıdır.
Manisa’nın bağcısı ne istediğini biliyor.
Ürettiği üzümün dünya pazarındaki değerini biliyor.
Bir yıllık emeğinin maliyetini biliyor.
Devletten istediği de aslında çok basit:
“Beni zarar ettirmeyecek bir fiyatla üretmeye devam edebilmemi sağla.”
Bu talep fazla değildir.
Aksine, dünya piyasasında liderliğini korumak isteyen bir ülkenin üreticisine karşı en temel sorumluluğudur.
Bağ Bozumu Yalnızca Üzümün Değil, Politikanın da Sınavıdır
Manisa’da bağ bozumu başladı.
Şimdi mesele yalnızca üzümün kaç liradan satılacağı değildir.
Asıl mesele, Türkiye’nin stratejik tarım ürünlerine nasıl baktığıdır.
Üreticiyi korumadan üretimi koruyamazsınız.
Üretimi korumadan ihracatı koruyamazsınız.
İhracatı korumadan döviz gelirini koruyamazsınız.
Ve üreticisini her yıl biraz daha yoksullaştıran bir ülke, dünyanın en kaliteli üzümünü üretse bile o pazardaki liderliğini uzun süre sürdüremez.
Bugün Manisa Ovası’nda bağ bozumu var.
Bağcı, alın terini sergiye seriyor.
Şimdi sıra devlette.
Üreticinin bir yıllık emeğinin karşılığını belirleyecek fiyat açıklanmalıdır.
Çünkü Sultaniye üzümü yalnızca bir tarım ürünü değildir.
O, Türkiye’nin dünyaya sattığı stratejik bir değerdir.
Ve stratejik değerler, piyasanın insafına terk edilerek korunamaz.
21 Ağustos 2026
Ahmet Orhan
Güncelleme Tarihi: 21 Ağustos 2026, 11:15
