
Tarım Hâlâ Milyonların Geçim Kapısı
Her geçen yıl, geçimini sağlayamayan yüzbinlerce insan tarımsal üretimi terk ediyor. Buna rağmen toplam çiftçi sayımız hâlâ 5 milyon, aktif çalışan çiftçi sayısı ise 2,5 milyon civarında seyrediyor. Bu rakamları hatırlatmaktaki amacım, tamamen ya da kısmen tarımdan elde ettiği gelirle ayakta duran insanların ne kadar kalabalık olduğunu gözler önüne sermek. Gıda güvenliği bakımından bütün milleti ilgilendiren bu konuda, yaklaşık 20 milyon vatandaşımızın geçimi doğrudan tarıma bağlı.
Devletin Sorumluluğu ve Tutmayan Sözler
Bu denli geniş bir kitlenin kaderini belirleyen bir alanda devlete düşen sorumluluk ağırdır. Cumhuriyet’in bütün hükümetleri bu gerçeği bilerek çiftçiyi desteklemeye çalışmış, üretimin devamı için çeşitli tedbirler almıştır. AKP hükümetleri de aynı doğrultuda programlar uygulamış, yasal düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemelerin en önemlilerinden biri, tarımsal desteklerin genel bütçeden karşılanmak üzere yurt içi gayrisafi millî hasılanın yüzde biri oranında ayrılmasını hükme bağlamıştır. Ne var ki bu kural kâğıt üzerinde kalmış; destekler hiçbir zaman yasal seviyenin yakınına bile yaklaşamamış, en fazla yüzde 40-70 bandında tutunabilmiştir.
Ekonomik Büyüklük, Tarımın Küçüklüğü
Daha dün Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye ekonomisinin 2 trilyon dolarla dünyanın en büyük on altıncı ekonomisi olduğunu gururla açıkladı. Oysa bu devasa ekonomik büyüklükten tarıma düşen pay yalnızca 168 milyar lira. Yasal hedefin çok gerisinde, neredeyse utanç verici bir rakam.
2026: Üreticinin Yüzünün Gülmediği Yıl
2026 yılı, neredeyse bütün ürünlerde üreticinin yüzünün gülmediği bir yıl olarak tarihe geçiyor. Destek fiyatları şöyle açıklandı: Yaş çayda yüzde 37,5, fındıkta yüzde 27,5, buğdayda yüzde 22 artış… Çekirdeksiz kuru üzümde ise yüzde 20’lik bir indirim. Alım görevi yine TMO’ya verildi.
Oysa tarımsal girdi fiyatları bir yılda yüzde 50’nin üzerinde arttı. Çiftçi, ilan edilen destek fiyatlarıyla bile ürününü satmakta güçlük çekiyor; çoğu zaman bu rakamların bile altına düşerek serbest piyasada malını elden çıkarmak zorunda kalıyor. Haziran sonunda serbest piyasada 13 liraya satılan buğday, yalnızca üç ay içinde Konya Borsası’nda 20-22 liraya yükseldi. Yüzde elliyi aşan bu ani sıçrama, piyasadaki dengesizliğin ve üreticinin ne kadar savrulduğunun en açık kanıtı. Aynı dramatik tablo diğer bütün ürünlerde de yaşanıyor.
Üzümde Vahşi Kapitalizmin Pençesi
Çekirdeksiz kuru üzümde durum daha da vahim. Rekolte tahminleri 300 bin tonun üzerindeyken, TMO’nun alım için ayırdığı bütçenin yalnızca 130 bin tonluk seviyede olduğu konuşuluyor. Serbest piyasada fiyatlar destek fiyatının en az yüzde 30 altında seyrediyor. Üretici, vahşi kapitalizmin pençesine adeta terk edilmiş durumda. Bütçeyi aşmamak için ürün getiren çiftçiler, “armudun sapı, üzümün çöpü” bahaneleriyle geri çevriliyor; malını düşük fiyata tüccara satmaya mecbur bırakılıyor.
Çiftçi Unutmaz
Halk arasında çok bilinen bir söz vardır: “Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk yıl çıkmış.” Bu söz, çiftçinin ancak kırk yılda bir gerçekten mutlu olabildiğini anlatır. Acı patlıcanı kırağı çalmaz. Türk çiftçisi bu kışı da bir şekilde atlatacak, bu zor günleri geride bırakacaktır. Ama yediği bu kazığı asla unutmayacaktır. Sandık kurulduğunda, emekli, işçi, memur ve diğer mağdur sosyal kesimlerle birlikte hesabı soracaktır.
05 Ekim 2026
Ahmet Orhan