
Son aylarda seçim tarihinin netleşmesiyle birlikte siyasi konulara öncelik verdim.
Bu tercihim Manisa Son Haber sitesindeki köşemi takip eden bazı okuyucu dostlarımın dikkatini çekmiş olacak ki, yaptıkları yorumlarla ekonomik sorunlarımıza odaklanmamı tavsiye etmişler.
Kesinlikle çok haklılar.
Derya Zengin;
“Önemli olan ekonomik kriz yaşıyor olmamız her şey ateş pahası. Bu açıdan bakmak gerekir.” derken,
Recep Ambarcı;
“Enflasyon ve ekonomik sıkıntılar neden gündemden düşüyor?” değerlendirmesini yapmış.
Ne yazık ki yaklaşmakta olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçim döneminde bugüne kadar siyasi tarihimizde emsali olmayan boyutlarda karmaşık bir ortama sürüklenmiş durumdayız.
Yeni hükümet sistemiyle henüz ikinci seçimi idrak etmekte olmamıza rağmen ülke olarak geçmişe rahmet okutacak bir noktaya geldik.
Koalisyonları yererken yağmurdan kaçarken doluya yakalanma misali bin beter durma düştük.
Milletimizden ne kadar oy alacağı bile belli olmayan en solundan en sağına parti ve particiklerin her türlü pazarlığı yaptığı bir zemin oluşmuştur.
Tüm bu kargaşa içinde ne yazık ki ülke nüfusumuzun en az %80’ini canından bezdirmiş olan hayat pahalılığı iktidar ve muhalefetin dahi ilgi alanının dışına çıkmış gözükmektedir.
Oysa idrak etmekte olduğumuz Ramazan’ın ilk günlerindeki hayat pahalılığı gerçekten tahammül noktasını aşmış haldedir.
Etten yumurtaya, sebzeden meyveye, bakliyattan hububata tüm gıda ürünlerinde astronomik fiyatlar söz konusu.
Burada tek tek listelemeden oruç dolaysıyla kahvaltılıklardaki fiyat artışına dikkatlerinizi çekmek isterim.
Gıda grubunda fiyatlar böyleyken temizlik malzemeleri başta diğer tüketim ürünlerindeki fiyat artışları bir çok kalemde gıdadaki artış oranlarını geçmiştir.
Küresel salgından bu yana maalesef ülkemizde gıda ürünlerinde de dikkat çekici fiyat artışları yaşanmaktadır.
Söz konusu fiyat artışlarının en önemli nedeni olarak üretim yetersizliği öne çıkarken, yaklaşık bir buçuk yıl içinde döviz kurlarında yaşanan %150lik artış halkımıza astronomik hayat pahalılığı olarak yansımıştır.
Can yakan bu gelişmeler karşısında hükümetin yaptığı bol miktarda hayal pazarlamak ve bazı pansuman türünden ekonomik tedbirleri yürürlüğe koymaktan ibarettir.
Sayıları 3-4 milyonu bulan en düşük emekli maaşı alan emeklilere 2000 lira zam yapılarak 7500 lira müjde olarak duyurulmuştur.
Hâlbuki Türkiye’de bugün itibariyle yalnızca beslenme için gereken aylık harcama tutarı 10.000 lirayı aşmıştır.
Emekliliği hak etmiş olan EYT’lilerle birlikte toplam sayısı 16,5 milyon civarında emeklimizin 10 milyonunun 7500 lira civarında emekli maaşı aldığını göz önüne alırsak, söz konusu artıştan yararlanamamış olmanın getirdiği bir huzursuzluğun oluşacağını tahmin etmek zor değildir.
Enflasyondaki düşüşün geçtiğimiz yıl rekorlar kırması kökenli olarak baz etkisiyle düşük ilan edilmesinin dar gelirli halkımız için hiçbir anlamı yoktur.
Her ay yaşanan %4-5 seviyesindeki aylık fiyat değişimlerine odaklanarak durumu tartışmak daha doğrudur.
Uzun lafın kısası milyonlar fakirleşmeye devam ederken mutlu azınlığın servetlerine her geçen gün yenileri artarak eklenmektedir.
İçinde bulunduğumuz durum sürdürülebilir bir durum değildir.
Ülkemizin tam anlamıyla bir ekonomik reforma ihtiyacı vardır.
Sözünü ettiğim ekonomik reform ithalata dayalı tüketim yerine daha fazla yerli üretimi sağlamalıdır.
Aracıyı değil üreticiyi destekleyerek bu kargaşadan çıkabiliriz.
Çok önemli bir diğer husus da gelir dağılımındaki adaletsizliği giderecek tedbirlerin alınmasıdır.
Bunun da önemli bir yolu da vergilendirme aracılığıyla zenginden alıp toplumumuzun dezavantajlı kesimlerine dağıtmaktır.
Yani kapsayıcı ve adil bir vergi düzeni mutlaka acilen hayata geçirilmelidir.
Sırf aşırı kar hırsıyla sermaye sahipleri tarafından sadece İstanbul’da satın alınmış ve boş tutulmakta olan konut sayısı 700.000 seviyelerine ulaşmıştır.
Ne garip ki en az 200-300 daire satın alıp boş tutanlar beş kuruş vergi bile vermemektedirler.
Bu türden ranta yönelik varlıklar mutlaka ciddi oranda vergiye tabi olmalıdır.
Para olan yerde çok da halkımızın çoğunluğunda maalesef yok.
Birçok kişi ellerindeki milyonlarla otomobil peşine düşmüştür.
Otomobil piyasasında karaborsa hortlamıştır.
Krediye ulaşanlar altın ve döviz satın alarak kar etme peşine düşmüşlerdir.
Ortada tüm bu gelişmeleri önlemeye yönelik sonuç alıcı hiç bir tedbir yoktur.
Siz bakmayın o cilalı laflara...
Ülkemiz ne yazık ki otomatik pilota bağlanmış olarak kendi haline terkedilmiştir.
İnşallah bir dağa çarpmadan bugünleri atlatırız.
Allah akıbetimizi hayreylesin.
27 Mart 2023
Ahmet Orhan
Çalınan paralar yolsuzluk ile elde edilen servetler geri dönsün ülke kurtulur.