25 Yılın Ardından AK Parti: İktidarın Bilançosu / Ahmet Orhan Yazdı...

25 yıl önce iktidara gelen AK Parti, çok partili Cumhuriyet tarihimizin en uzun süre iktidarda kalan siyasi hareketi oldu.

25 Yılın Ardından AK Parti: İktidarın Bilançosu / Ahmet Orhan Yazdı...

25 yıl önce iktidara gelen AK Parti, çok partili Cumhuriyet tarihimizin en uzun süre iktidarda kalan siyasi hareketi oldu. Şimdi alkışların ve övgülerin ötesine geçip şu soruyu sormanın zamanıdır: Türkiye, bu 25 yılın sonunda daha müreffeh, daha demokratik ve daha adil bir ülke hâline geldi mi?

14 Ağustos 2026…

Adalet ve Kalkınma Partisi, 25. kuruluş yılını geride bıraktı. Böylece çok partili Cumhuriyet tarihimizin en uzun süre iktidarda kalan siyasi hareketi olma rekorunu da açık ara elinde bulunduruyor.

AK Parti, kuruluş yıl dönümünü Ankara'da Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın davetiyle gerçekleştirdiği büyük bir organizasyonla kutladı. Kurucuların da aralarında bulunduğu yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı törende Erdoğan ve eşi tarafından selamlanan kalabalığa, 25 yıllık iktidarın icraatları ve başarıları anlatıldı.

Bir siyasi partinin kendi hikâyesini başarılar üzerinden anlatması elbette doğaldır.

Fakat iktidarın 25. yılı, yalnızca övünmek için değil, aynı zamanda hesap vermek ve muhasebe yapmak için de bir fırsattır.

Çünkü 25 yıl, artık bir siyasi hareketin mazeretlerle açıklanamayacağı kadar uzun bir zamandır.

İlk On Yıl: Dünyanın Sunduğu Fırsatlar

AK Parti iktidarının ilk yılları, Türkiye açısından olduğu kadar dünya ekonomisi açısından da son derece elverişli bir döneme rastladı.

28 Şubat'ın ardından Erbakan çizgisinden doğan yeni siyasi hareket, başlangıçta güçlü olmayan bir parlamento muhalefetiyle karşılaştı. Devletin bazı kurumlarının direnciyle mücadele etmek zorunda kaldı. Bunun en belirgin örneklerinden biri 27 Nisan e-muhtırasıydı.

Daha sonra 17/25 Aralık ve 15 Temmuz süreçleri geldi.

Bunlar, AK Parti'nin eski yol arkadaşı olan FETÖ yapılanmasıyla yaşadığı iktidar mücadelesinin farklı aşamaları olarak tarihe geçti.

Ancak AK Parti'nin ilk on yılını değerlendirirken yalnızca iç siyasete bakmak eksik kalır.

O yıllarda dünya ticareti hızla büyüyor, sermaye hareketleri olağanüstü ölçüde genişliyor, gelişmekte olan ülkelere büyük miktarlarda para akıyordu.

Petrodolar olarak adlandırılan büyük sermaye birikimlerinden Türkiye de payını aldı.

AK Parti, bu uygun küresel konjonktürden yararlanarak ilk on yılını halkın önemli bölümünün memnuniyetini sağlayarak geçirdi.

Fakat burada önemli bir tercih yapıldı:

Üretime ve öz kaynaklara dayalı bir büyüme yerine, ucuz dış kaynak ve ithalata dayalı tüketim modeli tercih edildi.

Türk Lirası'nın uzun süre güçlü tutulması ithalatı son derece cazip hâle getirdi. Bir dönem dolar yaklaşık 1,5 lira seviyesinde işlem görürken Türkiye'nin ithalatı hızla büyüdü.

İhracatın ithalatı karşılama oranı neredeyse yüzde 50'lere kadar geriledi. İhracatın yaklaşık yüzde 70 oranında ithal ara ürüne bağımlı hâle gelmesi ise yapısal sorunun boyutunu gösteriyordu.

Bugün yaşadığımız ekonomik sorunların önemli bir bölümünün köklerini işte o yıllarda aramak gerekir.

1 Kasım 2015: Siyasetin Kırılma Noktası

Ekonomideki bu yapısal sorunlara rağmen AK Parti, 1 Kasım 2015 seçimlerinde yüzde 49,5 oy alarak kendi rekorunu kırdı.

Bunun arka planında ise 7 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan siyasi gelişmeler vardı.

AK Parti yüzde 40'lara gerilemiş, Ahmet Davutoğlu liderliğindeki parti tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğu elde edememişti.

Bahçeli'nin koalisyon hükümetine kapıyı kapatması ve erken seçim seçeneğinin önünün açılmasıyla Türkiye yeniden sandığa gitti.

1 Kasım'da AK Parti yeniden büyük bir çoğunlukla iktidara geldi.

İşte bundan sonraki dönem, yalnızca AK Parti'nin değil, Türkiye siyasetinin de yönünü değiştiren bir dönemeç oldu.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Cumhur İttifakı, görünürde Devlet Bahçeli'nin öncülüğünde ortaya çıkan iki önemli siyasi sonuç olarak Türkiye'nin gündemine yerleşti.

Ve Erdoğan'ın siyasi geleceği ile AK Parti'nin iktidarını sürdürme stratejisi giderek birbirinden ayrılmaz hâle geldi.

Muhalefet Neden Güçlenemiyor?

Bugün AK Parti'nin oy oranının kendi tarihi rekorlarının neredeyse yarısına kadar gerilediği bir siyasi tabloyla karşı karşıyayız.

Böyle dönemlerde iktidarların önünde iki seçenek vardır:

Ya kendi politikalarını değiştirerek toplumun kaybettiği güveni yeniden kazanırlar…

Ya da iktidarı sürdürebilmek için siyasi alanı rakipleri açısından zorlaştırırlar.

Türkiye'de ikinci seçeneğin giderek daha fazla öne çıktığını düşünenlerin sayısı hiç de az değil.

Muhalefetin gelişen her hamlesinin farklı siyasi ve hukuki araçlarla etkisizleştirildiği yönündeki tartışmalar, artık siyasetin gündelik konularından biri hâline gelmiş durumda.

Önümüzde ise çok daha önemli bir anayasal ve siyasi mesele bulunuyor:

Erdoğan yeniden aday olabilecek mi?

Mevcut anayasal düzen açısından tartışmalı hâle gelen bu sorunun çözümü için MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin iki yıl önce gündeme taşıdığı “Terörsüz Türkiye” süreci üzerinden yeni bir siyasi denklem kurulmaya çalışıldığı yönündeki değerlendirmeler yapılıyor.

Örgüt mensuplarının affı ve bazı taleplerinin karşılanması karşılığında Erdoğan'ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilebilmesinin önünün açılacağı iddiası, önümüzdeki dönemin en önemli siyasi tartışmalarından biri olacaktır.

Planın ilk adımının, siyasi partiler ve milletvekilleri üzerinde yoğun baskılar sonucunda geride bırakıldığı ileri sürülüyor.

Bundan sonrasını ise hep birlikte göreceğiz.

Peki 25 Yılın Ekonomik Bilançosu Nedir?

Bir ülkenin ekonomik başarısını ölçmenin birçok yolu vardır.

Ancak vatandaşın refahını anlamanın en sade göstergelerinden biri kişi başına düşen millî gelirdir.

AK Parti iktidarı, 2020'li yıllarda kişi başına düşen millî gelirin 20 bin dolar seviyesine ulaşacağını vaat etmişti.

Bugün ise açıklanan rakam yaklaşık 18 bin dolar seviyesinde.

Üstelik bu rakamın düşük döviz kuru politikası üzerinden değerlendirilmesi gerektiği yönünde ciddi itirazlar var.

Doların gerçekçi bir piyasa değeri olarak 65-70 lira seviyelerinde olması hâlinde kişi başına millî gelirin 13 bin doların altına gerileyeceği hesaplamaları yapılıyor.

Dolayısıyla yalnızca nominal dolar hesabına bakarak refah artışından söz etmek yanıltıcı olabilir.

Üstelik son 25 yılda ABD dolarının kendi satın alma gücünde yaşanan değişim de hesaba katıldığında, Türkiye'nin gerçek anlamda ulaştığı refah seviyesinin resmî rakamların çok daha gerisinde olduğu ileri sürülebilir.

Demokrasi Karnesi

Ekonomiden siyasete geçelim.

AK Parti'nin kuruluş felsefesindeki önemli söylemlerden biri yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadeleydi.

Peki 25 yılın sonunda neredeyiz?

Bugün Türkiye'nin en önemli tartışma başlıklarından biri hâlâ adalet.

Bir diğeriyse toplumun geniş kesimlerinin yaşadığı gelir kaybı ve yoksullaşma.

Demokrasinin geliştirildiği iddiasına rağmen Türkiye'nin özgürlükler, hukuk devleti ve demokratik standartlar bakımından gerilediğini düşünenlerin sayısı da giderek artıyor.

Dolayısıyla 25 yılın sonunda yalnızca “Ne yaptık?” sorusunu değil, “Ne vaat etmiştik, neyi gerçekleştirebildik?” sorusunu da sormamız gerekiyor.

Hükmü Tarih Verecek

AK Parti, Türkiye siyasi tarihinde kolay kolay tekrarlanamayacak kadar uzun bir iktidar dönemi yaşadı.

Bu nedenle 25 yıllık AK Parti dönemini yalnızca bir partinin başarı hikâyesi olarak okumak mümkün değildir.

Bu dönem aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik, siyasal ve toplumsal dönüşümünün de hikâyesidir.

AK Parti kendi dönemini elbette başarılarıyla anlatacaktır.

Muhalefet ise başarısızlıklarıyla…

Ama gerçek ne yalnızca iktidarın anlattığı kadar parlak ne de muhalefetin anlattığı kadar karanlık olabilir.

Tarihin hükmü, siyasi sloganlardan daha ağırdır.

Bugün yapılması gereken, 25 yılın alkışlarını biraz olsun susturup Türkiye'nin aynasına bakmaktır.

Çünkü iktidarlar değişir, liderler değişir, siyasi ittifaklar değişir.

Ama geride kalan eser, toplumun yaşadığı hayat ve ülkenin ulaştığı demokrasi seviyesi kalır.

AK Parti'nin 25 yıllık iktidarının nihai hükmünü bugün ne Erdoğan ne muhalefet ne de biz verebiliriz.

Hükmü günü geldiğinde tarih verecektir.

16 Ağustos 2026

Ahmet Orhan

Güncelleme Tarihi: 16 Ağustos 2026, 15:11
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER