Hekimlik mi, Ahlak Polisi mi?

Doktor, hekimlik görevini icra etmekle yükümlüdür.
Ahlak polisi değil, sağlık çalışanıdır.
Görevini yapmayan, hasta hakkını ihlal eden her davranışın karşısında durmak yalnız hastaların değil, toplumun ortak sorumluluğudur.
Türkiye’de sağlık sistemi, her bireye eşit ve adil hizmet sunma sorumluluğuyla ayakta durur.
Konya Meram Devlet Hastanesi’nde yaşanan olay, Türkiye’de sağlık hizmetlerinin nasıl yanlış bir zemine çekildiğini bir kez daha gösterdi.
Bir göz doktoru, kendisine gelen hastayı sırf göbeği açık diye muayene etmeyi reddetti. Bu tavır yalnızca tıp etiğine değil, insanlığa da aykırıdır.
Hekim olmak, yeminle bağlı kalınan bir meslektir. Hipokrat Yemininde de, modern tıp etiği kurallarında da doktorların; cinsiyet, ırk, din, kıyafet veya yaşam tarzı ayrımı yapmadan her hastaya bakması gerektiği açıkça yazılıdır.
Bir doktor, “Benim değerlerime uygun giyinmedin” diyerek hastayı kapıdan çeviremez. Çünkü hekimlik, kişisel değerleri değil, insan hayatını merkeze alan kutsal bir meslektir.
Bugün siyasal İslamcı bir doktor, kıyafetinden dolayı bir hastayı muayene etmeyi reddediyorsa; yarın laik bir doktor da “Benim inancıma aykırı” diyerek başörtülü bir hastaya bakmayı reddedebilir.
Geçmişte de benzer yanlışları gördük.
Karısını erkek kadın doğum uzmanına götürmek istemeyenler ya da hastanın cinsiyetine göre muayene etmeyi reddeden doktorlar vardı.
O zaman toplum olarak buna tepki göstermiştik; çünkü biliyorduk ki bu tavır, sağlık sistemini felç eder, toplumsal huzuru bozar. Bugün de aynı kararlılığı göstermemiz hayati önemdedir.
Daha da kaygı verici olan, sosyal medyada binlerce kişinin bu davranışı savunmasıdır.
Bundan da vahimi, sosyal medyada bu doktorun davranışını destekleyen yorumların yanı sıra, bir eski milletvekilinin “Doktorun hasta seçme hakkı vardır” gibi gerçeğe aykırı paylaşımlar yapmasıdır.
Evet, bir eski milletvekilinin tıp etiğine ve insan haklarına tamamen ters düşen bu görüşü savunması, toplumda ayrımcılığı normalleştirme tehlikesini gözler önüne seriyor.
“Göbeğini kapatsaydı, öyle dolaşmasaydı, doktor haklıdır” diyerek yapılan yorumlar aslında Türkiye’nin geldiği noktayı da göstermektedir.
Hastaneye gelen bir insanın derdi, gözündeki rahatsızlıktır.
Ama toplumun bir kısmı hâlâ kıyafet üzerinden ahlak sorgulamasına girişiyor.
Burada kritik soru şudur: Doktorun kişisel ahlak anlayışı, hastanın sağlık hakkının önüne geçebilir mi?
Elbette hayır!
Tıp etiği, hastaya ayrımcılık yapmadan hizmet sunulmasını emreder. “Hasta seçme hakkı” diye bir kavram, sağlık sisteminin ruhuna aykırıdır.
Bu olayın devamında sosyal medyada doktoru haklı bulanların sesi, hastanın yaşadığı mağduriyeti gölgede bırakıyor.
Eğer bugün göbeği açık diye hastaya bakmayan bir anlayış normalleştirilirse...
Yarın başörtülü diye...
Öbür gün sakalsız diye...
Daha sonra da farklı etnik kökenden diye...
Hastalar geri çevrilebilir.
Bu yolun ucu ayrımcılığa, hatta nefret suçlarına çıkar.
Bugün bir doktor, bir hastayı kıyafeti nedeniyle reddediyorsa; yarın başka bir doktor, “İnancım gereği kadın hastaya bakmıyorum” ya da “Doğum sırasında hayati tehlike olsa bile müdahale etmem” diyebilir.
Bir toplumun uygarlık seviyesini ölçmenin en temel yollarından biri, onun sağlık hizmetlerine bakışıdır.
Hastaya şefkatle yaklaşmak, onu insan onuruna yaraşır biçimde tedavi etmek; devletin ve hekimlerin en temel görevidir.
Kıyafeti, inancı, yaşam tarzı yüzünden hastaya kapı kapatmak; bu ülkenin değerlerine de, insanlık onuruna da aykırıdır.
Sosyal medyada bu yanlış tavrı destekleyenler de aslında şunu unutmamalıdır:
Gün gelir, aynı kapı size de kapanabilir.
O gün geldiğinde adalet, etik ve insanlık ilkelerine değil de kişisel dayatmalara göre işleyen bir sağlık sistemiyle karşılaşırsanız, bugünkü sessizliğinizin bedelini ağır ödersiniz.
Peki Çözüm?
Çözüm için sağlık çalışanlarına etik ve iletişim eğitimleri güçlendirilmeli, inanç ya da önyargı kaynaklı ayrımcılığa sıfır tolerans gösterilmeli.
Benzer olaylarda gerekirse meslekten men gibi caydırıcı cezalar devreye girmeli.
Toplumun bilinçlenmesi için tıbbi etik ve hasta hakları; okullardan sosyal medyaya her platformda ısrarla anlatılmalı.
Sosyal medya, kamuoyu oluşturmada bir numaralı araç. Ancak eski milletvekilleri gibi sorumlu konumdaki kişilerin ayrımcılığı normalleştiren açıklamaları, bu platformun gücünü yanlış yönde kullanıyor.
Türkiye, milletimizin hakkının her şeyin önünde olduğu bir toplum inşa etmek zorunda.
Bir doktorun cinsiyeti, inancı ya da görüşleri değil; mesleki yeterliliği ve etik duruşu önemlidir.
Bu olay, hepimize bir uyarı:
Sağlık hizmetine eşit erişim hakkını savunmazsak, benzer skandallar artarak devam eder.
Sessiz kalmak, bu yanlışlara ortak olmaktır.
Sağlık çalışanlarından, hükümetten ve toplumdan beklentimiz net:
Önyargıya yer yok; adalet ve etik her zaman ön planda olmalı.
Doktor, hekimlik görevini icra etmekle yükümlüdür.
Ahlak polisi değil, sağlık çalışanıdır.
Görevini yapmayan, hasta hakkını ihlal eden her davranışın karşısında durmak yalnız hastaların değil, toplumun ortak sorumluluğudur.
Güncelleme Tarihi: 28 Ağustos 2025, 12:29