Küçük Olsun, Benim Olsun! CHP’de Tasfiye Siyaseti ve Sandığın İntikamı / Ahmet Orhan Yazdı...

“Mutlak butlan” kararıyla başlayan süreç artık hukuki bir tartışmanın çok ötesine taşınmıştır. CHP’de yaşananlar yalnızca bir kurultay kavgası değildir. Bu, parti tarihinin en kapsamlı kadro tasfiyelerinden biridir.

Küçük Olsun, Benim Olsun!  CHP’de Tasfiye Siyaseti ve Sandığın İntikamı / Ahmet Orhan Yazdı...

Siyasetin en büyük paradoksu şudur:

Bazı liderler seçim kazanmak için parti kurar; bazıları ise partiyi yönetebilmek için seçimi gözden çıkarır.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşananlar tam da ikinci anlayışın ürünüdür.

“Mutlak butlan” kararıyla başlayan süreç artık hukuki bir tartışmanın çok ötesine taşınmıştır. CHP’de yaşananlar yalnızca bir kurultay kavgası değildir. Bu, parti tarihinin en kapsamlı kadro tasfiyelerinden biridir.

İl başkanları görevden alınıyor…

Belediye başkanları, yargı süreçlerinin gölgesinde siyaset yapmaya çalışıyor…

Kurultay delegeleri yeniden şekillendiriliyor…

Parti örgütleri adım adım merkezileştiriliyor…

Bütün bunlar tek bir hedefe hizmet ediyor:

CHP’yi büyütmek değil, kontrol etmek.

Çünkü kontrol edilemeyen büyük bir parti yerine, itiraz etmeyen küçük bir parti bazı siyasetçiler için daha güvenlidir.

İşte siyasetin en ölümcül yanılgısı tam da burada başlar.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün tercih ettiği yol, aslında Türk siyasetinin hiç de yabancı olmadığı bir yöntemdir.

Önce farklı sesleri sustur…

Sonra parti içi muhalefeti etkisizleştir…

Ardından örgütü yeniden dizayn et…

Ve sonunda ortaya çıkan sessizliği, "birlik" diye pazarlamaya çalış…

Oysa sessizlik her zaman huzur değildir.

Bazen yalnızca korkunun sesidir.

Partiler alkışla büyümez.

İtiraz ederek gelişir.

Lideri alkışlayanlardan değil, gerektiğinde yanlışını söyleyebilenlerden güç alır.

Çünkü siyaset bir biat kurumu değildir.

Cumhuriyet’in kurucu partisini bir sadakat kulübüne çevirmeye çalışmak, belki genel başkanlık koltuğunu sağlamlaştırabilir.

Ama o koltuğun altındaki zemini sessizce boşaltır.

Bugün tasfiye edilen isimlerin ortak özelliği yalnızca Özgür Özel’e yakın olmaları değildir.

Onlar aynı zamanda seçim dönemlerinde sokakta çalışan, sandığa sahip çıkan, mahallelerde parti adına mücadele eden örgütlerin temsilcileridir.

Genel merkezler seçim kazanmaz.

Seçimi mahalle temsilcileri kazanır.

İlçe örgütleri kazanır.

Sandık görevlileri kazanır.

Kapı kapı dolaşan gönüllüler kazanır.

Ankara’da hazırlanan listeler değil…

Sokağın kurduğu gönül bağı kazanır.

Bu bağı koparan her siyasi hareket, önce teşkilatını kaybeder.

Arkasından seçmenini…

Sonunda ise iktidar umudunu…

İşin belki de en ironik tarafı şudur:

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yüzde elli artı bir modeli, parçalanmış muhalefeti affetmez.

CHP içerisinde yaşanacak her kopuş, matematiksel olarak Cumhur İttifakı’nın hanesine yazılacaktır.

Siyasette bazen rakibiniz size seçim kazandırmaz.

Siz, rakibinize seçimi hediye edersiniz.

Bugün yaşanan tam da budur.

Parti içindeki mücadele öyle bir noktaya taşınmaktadır ki, iktidarı değiştirme hedefi ikinci plana düşmekte; delegeleri değiştirmek ise birinci öncelik hâline gelmektedir.

Muhalefetin enerjisi iktidara değil, birbirine harcanmaktadır.

Bunun kazananı ise bellidir.

Türk siyasi tarihi bunun örnekleriyle doludur.

Anavatan Partisi de kendi iç hesaplaşmalarında küçüldü.

Doğru Yol Partisi de kadrolarını tüketerek dağıldı.

Demokratik Sol Parti de kendi içine kapanarak seçmenin gözünden düştü.

Hiçbiri rakipleri tarafından yıkılmadı.

Hepsi önce kendi içindeki enerjiyi tüketti.

Çünkü siyasetin değişmeyen bir kanunu vardır:

Rakipleriniz sizi ancak zayıflatabilir.

Asıl yıkımı, kendi ellerinizle inşa edersiniz.

Belki CHP’nin yeni yönetim modeli daha disiplinli olacaktır.

Belki daha az itiraz duyulacaktır.

Belki herkes aynı cümleleri kuracaktır.

Fakat demokrasi, aynı cümleyi kuran insanların rejimi değildir.

Demokrasi, farklı seslerin aynı çatı altında yaşayabilme iradesidir.

Cumhuriyet Halk Partisi bugün kendi içindeki çoğulculuğu tasfiye ederse, yarın Türkiye’ye çoğulcu bir demokrasi vaat etmesi kolay olmayacaktır.

Çünkü millet önce şuna bakacaktır:

"Kendi partisini yönetemeyenler, ülkeyi nasıl yönetecek?"

Ve siyaset, cevabı en acımasız yerde verir.

Televizyon ekranlarında değil…

Kurultay salonlarında değil…

Sosyal medyada hiç değil…

Milletin önüne konulan sandıkta.

Sandığın hafızası güçlüdür.

Affetmesi ise sanıldığından çok daha zordur.

17 Temmuz 2026 

Ahmet Orhan

Güncelleme Tarihi: 17 Temmuz 2026, 12:02
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER