
Bir iktidar düşünün...
Ülke büyük bir darboğazdan geçiyor.
Ekonomik göstergeler alarm veriyor.
Genç işsizlik artıyor, hayat pahalılığı dayanılmaz hale geliyor.
Eğitimde kalite her geçen gün gerilerken, sağlık sistemi bile iflasın eşiğinde.
Hem de o sağlık sistemi iktidara gelmenin anahtarı olan cinsten!
Dış politikada yalnızlaşmış...
İç politikada kutuplaşmayı körükleyen bir yönetim biçimi...
23 yıldır bir elin parmakları kadar terörsüz Türkiye programı yürürlüğe konmuş...
Sonuç mu?
Her seferinde kan, gözyaşı ve hayal kırıklığı.
Yaşlılar düşük emekli maaşı nedeniyle çaresiz.
Gençler gelecekten umutsuz...
Çoğu başka bir ülkenin vatandaşlığı peşinde.
Müteşebbis isteksiz, sanayici yarından tedirgin.
Çiftçi, asgari ücretle bile çalışmaya razı, çifti-çubuğu terk etme arayışında.
Ülkede yalnızca rüşvetçi, rantiyeci, tefeci, dolandırıcı, tokatçı halinden memnun!
Ya güvenlik ve adalet?
Suç istatistikleri rekor kırıyor.
Mahkum ve tutuklu sayısı 20 yıl sonra bire on verir hale gelmiş.
Ülkede en yaygın görülen suçlardan olan rüşvet, irtikap ve zimmet gibi suçlardan neredeyse tamamen CHP’liler yargılanıp tutuklanmakta.
Böylesi bir ortamda, iktidar çözüm üretmekten çok uzak.
Yazılı görsel ve dijital basın gibi her türlü kamuoyu oluşturma aracına sahiplenme dışında ne vizyon sunabiliyor ne de çözüm kapasitesi gösterebiliyor.
Türkiye’nin önünü açacak, toplumu yeniden umutlandıracak adımlar atılamıyor.
Sürekli günü kurtarmaya çalışan, krizleri yönetemeyen bir yapı hâkim.
2018 yılından bu yana çeşitli ekonomik istikrar programları uygulanmasına rağmen bir türlü alt edilemeyen enflasyonun yüksekliğinde dünya üst liginde olmak kader haline gelmiş.
1,5 liraya teslim alınan ABD doları 40 lirayı aşmış...
Hangi göstergeye el atsak aynı sonuç; felakete ramak var!
Bu durumda yapılması gereken bellidir:
Çözüm, milletin iradesine başvurmaktır.
Demokrasilerde sorunların çözüm adresi millettir. Sandıktır.
Eğer mevcut iktidar, siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm üretemiyorsa; milletin önüne gitmeli, yeni bir güvenoyu aranmalıdır.
Dış baskılardan kurtulabilmenin yolu da seçimdir.
Halkın, onayıyla göreve gelecek yeni bir kadro, yeni bir umut demektir.
Yenilenmiş bir siyasal meşruiyetle Türkiye, bu sıkışmışlıktan kurtulabilir.
Milletin aklı, feraseti ve vicdanı, siyasetin pusulasıdır. Bugün gelinen noktada, artık "sabredin" deme lüksü kalmamıştır.
Sandıktan kaçmak, sorunlardan kaçmaktır. Demokrasiye güvenen hiçbir iktidar, milletin hakemliğinden korkmaz.
Türkiye’nin önünde iki yol var:
Ya çözümsüzlüğü kader belleyip mevcut yetersizlikle yaşamak.
Ya da millete giderek, halkın önüne sandığı koymak.
Gerçek cesaret, bu sorumluluğu almaktır.
Ve unutulmamalıdır:
Sandıktan kaçan, milletin demokratik hakkına engel olur.
Bu satırlar, siyasi kimlikleri değil, ülkemizin geleceğini önceleyen bir sorumluluk duygusuyla kaleme alınmıştır. Milletin iradesini yegâne meşruiyet kaynağı gören herkes için ortak çağrımızdır: Türkiye, yeniden umutla ayağa kalkabilir.
Yeter ki halk konuşabilsin, sandık önüne gelsin.
Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2025, 16:01