Yaşlılık, Yalnızlık ve Demirci'de Huzurevi Gerçeği

"Ah be evladım, bir ay kızın, bir ay oğlanın evine gidip geliyorum.İki evlat, ay, ay beni öleştiler gayrı. Düzen takan kalmadı, yaşlılık belimi büktü, sol tarafım felçli, çaresiz kaldım."  Bu sözleri söyleyen yaşlı amcanın üstünden geçen yıllar, yüzündeki kırışıklıklardan okunuyor. Ağaçların yaşını öğrenmek için uzmanlar, gövdesindeki tabakaları sayıyorlar ya hani,  işte o misal yaşını bile soramadım, çünkü yüzündeki kırışıklıklar, elinin üstündeki siyah nokta nokta oluşmuş lekeler, yaşıyla ilgili yeterince bilgi veriyordu.

Manisa Son Haber
Yaşlılık, Yalnızlık ve Demirci'de Huzurevi Gerçeği

Yaşlı bir teyzenin yanındayım. Namaz örtüsüyle oturuyordu karşımda. Evinde yapayalnız yaşıyor, evlatlarını evlendirmiş, kız doğuda bir ilde öğretmenlik yapıyor, oğlan İstanbul'daymış. Eski bir evde oturuyor. Ev de sanki, teyzenin yaşına paralel yaşlanmış. Ağaç doğramalar, üstündeki boyaları kırçıl kırçıl atmış. Cümle kapısı arkası tırkarazlı eski kapılardan, küçük tüpün üstünde tek çinko kaplamalı mavi renkli demlikte çay yaptı içiyoruz teyzeyle. Teyze, en çok akşamları sevmiyor. " Bir komşu yanına gidemiyorsun, televizyon başımı ağrıtıyor seyredemiyorum, namazımı kıldım mı hemen yatıyorum. Yalnızlık zor be gasteci oğlum" diyor.
"Evlatlar geliyor mu?" diye soruyorum, teyze hayatın gerçeğini kabullenmiş. "Oğlan yaz tatillerinde geliyor, torunlarla geliyor. Gelin iki senedir gelemiyor, çalışıyor, iki gün durup gidiyorlar" diyor. " Kızlan damat geçen kurban bayramında geldiler, herkesin işi gücü cıbarı var , hayat pahalı herkes kendini gavzamak zorunda, eh ben de  dul maaşınla yaşıyorum" Elim ayağım şimdilik tutuyor, rabbim yataklarda ölümü bekletmesin" diye dua ediyor. Amca göçeli 22 sene olmuş. Siyah beyaz fotoğrafı duvarda, fotoğrafın çerçevesindeki cam bile sararmış, çerçevenin köşeleri kara başlı çivilerle sabitlenmiş, amca dönemin modası Hitler bıyığıyla, yakasız gömlekli kelli felli bir adam. "İnce hastalıktan öldü rahmetli, bana pek iyi bakardı, godu gitti erkenden beni, halı dokudum, çocuklarımı okuttum, everdim, herkes kendi yoluna gitti. Şükür rabbime şimdi bu evin başını bekliyorum" diyor. "Arayan soran oluyor mu?" diye sorar sormaz, "konu komşu arada gelip halimi hatrımı soruyorlar, geçen karşıdaki gelin, Anneler gününde yemeni hediye etti, pek memnun oldum." diyor. Düşüncelere dalıyorum, o konuşuyor. Mayıs ayı geçeli 5 ay olmuş, demek ki aklında tek kalan bu, kapısını çok sık çalan yok, demek ki diye düşünüyorum.


Caminin önündeki taburede oturuyor. Selam verip yanına yaklaşıyorum.Bastonuna dayanmış, başında namaz takkesi vaktin gelmesini bekliyor. Selam verdim aldı. Omuzuna dokunup, gülümsemeyle karışık halini hatrını soruyorum. " Sen kimlerdensin oğlum ye?" diye soruyor, yaşı gereği dedelerimi söylüyorum, tanıyor. Tanımış olmasıyla aradaki mesafeleri hemen kat ettik, bu havayı kaçırmadan sorularıma başladım. O da yalnız yaşıyor, evlatları 4 tane, herkes kendi yoluna gitmiş. Yurtdışında yaşayan oğlu ve kızı var. Bir kızı bir oğlu Türkiye'de ama ayrı ayrı memleketlerdeymiş. 2 sene önce çok rahatsızlanmış. En büyük kızı yaşadığı il merkezine götürmüş. İki aydan fazla kızın evinde kalmış. Daha sonra yaklaşık 600 kilometre uzaklıkta oğlan almaya gelmiş, onun yaşadığı yere gitmiş. Yollar da yıllar gibi dokunmuş bu yaşlı amcaya. Pek detaya girmek istemese de ben zorlayınca, kendisini can kulağıyla dinlediğimi hissettirince, gözlerinin içine bakıp, ikna dilimi iyi kullanınca çözüldü. 
"İnsan evladının evinde olsa da mahçup oluyor be evlat" diye söze başladı. Elinde dayandığı bastonun üstüne biraz daha çöktü, bakışlarını kaçırdı benden, uzaklara daldı ama konuşmasını sürdürdü. " Evin oturma odasında divanda yatıp kalktım, sabah namazından sonra azcık uyuveren diyon, torunlar okula gitcek, damat, kız işe gitcek, kalkıyorlar. Kahvaltı yapıyoruz, sonra herkes çıkıp gidiyor evden. Televizyon bangır bangır evin içinde. Kalkıp bir kahveye gidiyorsun, tanıdık yok. Camiye giden gelen diyorsun, büyükşehir kalabalık, arabalar pek çok, binalar yüksek yüksek, şehir başıma göçcek gibi oluyor. Eve geliyorum, çay canım çekiyor, kızımın evi de olsa kırarım dökerim diye mutfağa giremiyorsun.Herkes geliyor akşam olunca, torunlar şamata gürültü iyi amma kafam kaldırmıyor. Onlar geç saate kadar televizyon seyrediyorlar, ben onlar gitcekler de yatcem, yatıyorum, sabah namaza kalkmasam olmayacak. Gelinin de evladın olsa çekiniyor insan, kirlilerimi istiyor arada gelin, üstümü başımı değiştirirken verirken bile çekiniyorum. Yaşlılık ya prostat da var bende, oğlanın evine giderken, pazardan kendime bir çok iç donu alıyom, malum kaçırıyor insan, abdest desen şüpheye düşüyor, gelgelelim gelin kirlileri isterken çekiniyorum. Ben de o iç donlarını poşete koyup, dışarı çıktıkça çöpe atıyorum. Allah yatağa düşürmesin, kimsenin eline muhtaç etmesin" diyor ve derin bir nefes alıyor. Bırakırkende ohhhh diye içinin alevini adeta dışarıya boşaltıyor.


Bu gözlemlerimi Demirci'ye huzurevi yapılsın konusu gündeme geldiğinde yapmıştım. Eski kuşak, orta yaşlı kesim " Demircili anasına babasına bakar" diyerek huzurevine karşı çıkıyorlardı. Yeni kuşak ise zamanın kıymetli olduğunu, bunun olması gerektiğini savundu. Ben de küçük çaplı bir araştırma yapma isteğiyle hareket ederek, yaşlıları buldum, konuştum, anlamaya çalıştım.


Haberci olduğum için, haberlere yansımayan hayata dair, insanın içini acıtan bizzat yaşanan gerçeklerle de yüzleşiyoruz. Nihayetinde insanız ve etkileniyoruz. 


Mesela geçenlerde Demirci'de eşinden şiddet gören bir kadının gece yarısı sokağa atılmasından sonra, polisin kadını KYK kız yurduna götürmek zorunda kaldığını, kadının fakülte öğrencileriyle yurtta sabahladığını, garajda bulunan yaşlı kayıp bir kadının, kimi kimsesi olmadığı için Gördes yaşlı bakım evine yine polis aracıyla götürüldüğünü,  yaşlı bir adamın bu kış mevsiminde, yatacak yer bulamadığı için, camide sabahladığını ve sabah namazı için camiye gelen imam tarafından ölü bulunduğunu, mahalle arasında bir çok yaşlı kadın veya erkeğin yalnız yaşadığını, konu komşunun desteğiyle kısıtlı da olsa yaşamaya çalıştığını,  geçenlerde evlatları tarafından bakıcı tutulup, bakımı yaptırılan, ancak yalnız yaşayan yaşlı birinin yine sabah saatlerinde eve temizlik için gelen bakıcısı tarafından ölü olarak bulunduğunu, Gördes Yaşlı ve Bakım evi başta olmak üzere çevre il ve ilçelerde yüzlerce Demircili yaşlı insanın buralarda kaldığını, hatta geçenlerde Demircili bir Kore gazisinin burada yaşadığını ve cenazesinin oradan Demirci'deki köyüne getirildiğini, ben araştırdığım için biliyorum. 

Peki siz bunları biliyor musunuz? 
Hiç kimse size "yaşlanmayı düşünüyor musunuz?" diye sormaz. 


Çünkü yaşlanacaksınız, yaşlanacağız, yalnız ve bakıma muhtaç hale de mutlaka geleceğiz. Huzur, böyle yaşamsal detayların yerine getirilmesi ve hatta ölürken etrafında birinin Yasin okumasa da bir kısa dua etmesiyle oluşuyor.


Sosyal konularda duyarsız bu güne kadar bir insan hayatına dokunacak işlere yanaşmayan ön adamlara sesleniyorum, ellerinde hediye paketleri ve muhtarlarla yaşlıları evlerinde ziyaret etmekle bu işler olmuyor.Ziyaret fotoğraflarını sosyal medyadan paylaşıp, " bak gördünüz mü çalışıyoruz" diye bakışlarla poz vermekle olmuyor. 

Köklü bir çözüm için, yaşlılık, yalnızlık ve huzur için, Demirci'ye huzurevi şart.
Hayatın içindeki her aşama kayda değer, ölmek bile insan gibi olmalı, sanırım anladınız.
19 Ocak 2020
Mustafa Temiz

    

Güncelleme Tarihi: 19 Ocak 2020, 19:44
YORUM EKLE
YORUMLAR
Samime Karahallı
Samime Karahallı - 5 gün Önce

Çok önemli bir konuya parmak basmışsiniz Mustafa bey Õmürler uzadı hayat şartları ağır çocuklarımız çalışmak zorunda Gucleri sabirlari ve zamanları kısıtlı Hiçbir şey bizim çocukluk ve gençliğimiz deki gibi değil yaşlılarımızın güven içinde vakit
gecirebilecegi ya da kalabileceği yerler olmalı Bu önemli bir ihtiyaçtır Umarım yetkililer paylarına düşeni alırlar Kolaylıklar diliyorum

SIRADAKİ HABER