Özgür Özel'den Kılıçdaroğlu'na Dikkat Çeken Meydan Okuma : "Kaybeden Siyaseti Bıraksın"

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde düzenlenen partisinin grup toplantısında, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Özgür Özel'den Kılıçdaroğlu'na Dikkat Çeken Meydan Okuma : "Kaybeden Siyaseti Bıraksın"

Kurultay süreci ve kamuoyunda gündeme gelen "yeni parti" iddialarına değinen Özel, yargı kararları üzerinden siyaset üzerinde oluşturulmak istendiğini savunduğu belirsizliği eleştirirken, parti içindeki tartışmalara da değindi.

Konuşmasında doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu'na seslenen Özel, genel başkanlık yarışının tüm parti üyelerinin katılımıyla şeffaf bir şekilde yapılmasını önerdi. CHP'nin yaklaşık 2 milyon üyesinin oy kullanacağı bir seçim çağrısı yapan Özel, bu yöntemle tartışmaların sona ereceğini ifade etti.

"2 Milyon Üye Karar Versin"

Özel, kürsüden yaptığı çağrıda, "İkimiz de 2 milyon üyemizin karşısına çıkalım. Üyeler kimi istiyorsa o genel başkan olsun." diyerek parti içi demokratik iradenin önemine vurgu yaptı.

Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde ise iddialı bir öneri ortaya koyan Özel, "Ben yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakırım. Kim kaybederse CHP'nin yakasını bıraksın ve siyaseti bıraksın." ifadelerini kullandı.

Özel'in bu çıkışı, CHP'de kurultay tartışmalarının ve liderlik polemiklerinin sürdüğü bir dönemde parti içindeki rekabeti yeni bir boyuta taşırken, siyasi kulislerde de geniş yankı uyandırdı.Konuşmasının genelinde Türkiye'nin içinde yer alan çoklu ekonomik krizler, tarımsal sorunların sorunlarına, adaletsiz dolaylı vergi sistemlerine ve CHP'li belediyelere yönelik yargılara operasyon da geniş yer ayıran Özel; Partinin sokaktaki iktidarın yürüyüşünün hiçbir iç veya dış müdahaleyle kesilemeyeceği çizildi.
Tüm bu yaşananların ardından grup toplantısı için kürsüye çıkan Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
Bir haftalık aranın ardından yeniden milletimizin meclisindeyiz. Geçtiğimiz hafta meclis kapalıydı, NATO toplantısından dolayı. Biz geçen hafta toplantımızı Eskişehir'imizde gerçekleştirdik. Grup toplantımızın ardından da toplantımızı dinleyenlerle birlikte, bizi o gün ağırlayanlarla birlikte, il başkanımızla, Büyükşehir Belediye Başkanımızla, büyükşehrimizin ve Eskişehir'in efsane belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen'le, milletvekillerimizle ve örgütümüzle birlikte Eskişehir'de birleştik. Salon salonu coşkuluydu ama Eskişehir sokakları sel oldu. Bizi bu zorlu dönemde bir bütün olarak bağrına basan, arkamızda duran güzel Eskişehir'e grubumuzdan bir selam yollamak isterim öncelikle.


"HALKIN AŞKIN SELİNİN ÖNÜNDE KİMSENİN DURAMAYACAĞINI TÜM TÜRKİYE'YE GÖSTERDİK"
Hafta sonu Adana'da ve Niğde'de milletimizle birlikteydik. Önce Pozantı'da, Akçatekir Yaylası'nda, Tekir Yaylası'nda yazın yaşayan Mersinli, Adanalı Yörüklerle birlikteydik. onların konuğuydular. Annelerimizin ellerini öptük, duasını aldık. Bir abimizin 'Kurtarın artık bizi bu yaşananlardan' dediği o acı feryadını hep birlikte duyduk.
Pozantı'dan Adana'ya geçtik. Adana'da yazın ortasında Adana'nın bombalanması, günün ortasında sokakların bombalanması ve Adana'nın kavrulduğu o sıcakta Adana'da kimsenin olmamasını beklerken herkes; 'Bıçak kemiğe dayandı' diye bağıran Adanalıların, 'Siftahsız kapatıyoruz' diyen esnafların, 'Bizi bu sefaletten kurtarın' diyen emeklilerin kolumuza girdiğiyle Adana'da kaldığında, aşkın selinin kimsenin tüm Türkiye'ye dayanamayacağını gösterdik.
Çukurova'nın yiğit insanlarına buradan bir kez daha sesleniyorum: Sizde bu inancınız, bu cesaretiniz sizi oldukça de, bizi de kimse yenemeyecek. Bu düzeni değiştireceğiz; bu topraklara hem adaleti hem bereketi bereketliyiz.


"ANT OLSUN BİZE GÜVENEN HİÇ KİMSEYE MAHCUBİYETİ BİR DAHA YAŞATMAYACAĞIZ"
Pazar günü sabah, Niğde Ulukışla'da bir kiraz bahçesinde, o bahçede çalışan köylü teyzelerimizin nasırlı ellerinden çay içerek başladı. Kiraz toplamaya gelenlerin geçim derdini dinledik. Kirazını toplatan, toplama masraflarını satmak zorunda kalanların sıkıntılarını, son yıllarda birikmişlerin faizlerinin nasıl ezdiğini, onları dinledik ve şu anda aklımızda kiraz depolarında kaldın: 'Bizi unuttular başkanım' diyordu bir teyze, 'Bizi unuttular.'
Kiraz oradaki teyzem şöyle dedi: 'Sen bizi unutmazsın. Oraya çıkınca bu çarıklarımı kullanabileceğim ben de yanında varacağım.' Teyzemle sizin adınıza sözleştim. Teyzem o güzel çarıklarını çıkarmaktan, o güzel kıyafetiyle, biz neredeysek gideceğimize gelecek; detayların onu ağırlayacağız, en detaylandıracağız!
Niğde merkezde... Niğde merkez tüm Türkiye'yi şaşırttı. Orası da sel oldu. O selin önüne bir engelli aracı geldi. Herkes telaşlandı, koştu, durdu, 'Aman' dedik, 'ezilmesin.' 'Yok' dedi, 'Başkanı görmeye geldim.' Adı Fuat Baş. Koca, kırmızı bir tespih çıkardı. 'Bu tespihiler geldim' dedi. 'Yapma abi' dedim ya. 'Al bunu' dedi, 'Geri getirmesin. Bunu al, git, kazan, başa gel, bu tespihini geri getirsin.'
İktidar... İktidar sonunda... İktidar olduğunda geri götürmek üzere, Fuat Baş abimizin tespihi bisiklete emanettir.
Niğde'de, 100 yıllık parti üyemiz, en yaşlı kadın üyemiz Müzeyyen teyze sıcağının orta arabasıyla geldi. Bizim yanımız vardı. Konuştuğumuz bankanın kıyına oturdu ve dedi ki: 'Evladım' dedi, 'Atatürk'le yürüdüm ben. İnönü'nün performansıyla yürüdüm ben. Karaoğlan'ın yaşayabileceği şekilde yürüdüm. Şimdi partimizin önünde sensin, arkanda yine benim. İktidara yürüyeceğiz' dedi Müzeyyen teyze.
Bu sayede, bu sayede bize tespihini emanet eden Niğdeli Fuat abinin de, 100 yaşında kalıcı gücümüze güç veren ilk kadın kollarımızın başkanımız Müzeyyen ablamızın da, Müzeyyen teyzemizin de, annemizin de umutlarını asla boşa harcamazız. Ant olsun ki asla ve asla onlara ne bize güvenen hiç kimsenin üzüntüyü, yenilgiyi, mahcubiyeti bir daha yaşatamayacağız!


"BİZ MİLLETİMİZİN GÖNLÜNDEYİZ"
Başta Sayın Erdoğan olmak üzere salonlara hapsolanlara, siyaseti masa başında yapanlara, parçalarına ayrılmanlara, çıkamayanlara sesleniyorum. Milletimizde korku yok, milletimizde teslimiyet yok. İnanç var, azim var, kararlılık var. Millet ayaktadır. Halkın coşkun akan selinin karşısında tarih boyunca hiçbir güç dayanamadı, şimdi de duramayacak. Belki makamlarımız, şaşafatlı sahnelerimiz yok. Bazen bir bankanın, bazen bir sandalyenin üzerindeyiz ama hepimizin içi rahat olsun ki, hepimize müjdeler olsun ki biz milletimizin gönlündeyiz, milletin gönlündeyiz.


"CEZALANDIRMAK İSTEDİKLERİNİ CEZALANDIRAN BİR YARGILAMAYA ÖN AÇTILAR"
Biz adım adım 21 il dolaştık, 22.'si Kırıkkale'ye cuma günü varacağız. Biz bir yandan adalet, adalet için adalet, mücadele için sürdürülebilirlik, yeniyi kazanmak, yeniyi kurarken; bir yandan da uğradıkları haksızlıklar duyulsun, görülsün diye yürüyenler var. Onlardan bir grup da adalet için, 21 Ocak 2025'te Grand Kartal Otel'de yakınlarını kaybedenler Bolu'dan Ankara'ya yürüyorlar. Acılı ailelerin yürüyüşünü Cumhuriyet Halk Partisi olarak buradan saygıyla selamlıyoruz, mücadelelerinin sonuna kadar arkasındayız, onların yanındayız.
Kartalkaya'da 36'sı çocuk, 78 insanımızın hayatı kaybedildi. Elbette otel yönetimi, İl Özel İdaresi sorumludur. Ancak asıl sorumlu, varılan işletme belgesini veren, düzenli olarak arızalanan sorumlu olan Kültür ve Turizm Bakanlığı'ydı. Bolu'daki bilirkişi heyeti, verilen üç günlük sürenin sonunda raporunu hazırladı, teslim etmeye götürdü. Rapora baktılar, raporu teslim almadılar. 'Buradan Bakanlığı sil, yerine Bolu Belediyesi'ni yaz' dediler. Dediler ki: 'Bolu Belediyesi sorumluluk alanında bulunmuyor. Buraya ruhsatı veren de, başarısız olmak zorunda olan de Kültür Bakanlığı. Biz bunu yapamayız.' 'O zaman istifa yazın, bilirkişilikten istifa edin, bu raporu bize teslim etmeyin' dediler. Yerine yeni bilirkişi raporu, yeni bilirkişi heyeti atadılar. Eski heyetin raporunu korsan ilan ettiler ve yeni bilirkişi raporlarıyla korumak istediklerini, cezalandırmak istediklerini cezalandırmak isteyen bir yargılamayı önlediler, yol açtılar.
Şimdi bu bölgedeki doğru yürüyorlar; Eşini, annesini, evlatlarını kaybedenler bu noktada doğru yürüyorlar ve diyorlar ki: 'Haksızlığa uğradık, gerçek sorumlular cezalandırılmadı ve biz sorumluların hesap vermesini, yargılanmalarını istiyoruz.' Bugün 'Geçmişteki faili meçhulleri aydınlatıyoruz' diye algı çalışması yapanlar, faili malum olan bir katliama sessiz kalıyorlar. Aynı Bakanlar Kurulu masalarını paylaşıyorlar, yüz yüze bakıyorlar, sonra da dönüp bu millete adalet dağıtacaklarını söylüyorlar.


"ADALET YERİNE GELENE KADAR BU MÜCADELE BİZİM MÜCADELEMİZ OLARAK SÜRECEK"
1111 haftadır Cumartesi Anneleri'nin kayıplarını aramak için, kendi aralarında duyurmak için İstanbul'da saklandıkları yerde, güya o faili meçhulleri bulabilirler, beyaz Toroslarıyla millete poz veriyorlar, bakanlıklardaki makamlarda oturuyorlar. Bir gün gelecek, Cumartesi Anneleri de, Kartalkaya'da, Soma'da, Ermenek'te ne kadar toplum içini yakan ve bu sistem içinde kendini kurtaran ve onları kurtaranlar hesap verecek; Adalet yerine gelene kadar bu mücadele, bizim mücadelemiz olarak devam edeceğiz.


"ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERİMİZ İÇİN YÜCE MECLİSİ BİR KEZ DAHA GÖREVE DAVET EDİYORUZ"
Kartalkaya aileleri içinde kahraman şehitlerimizin aileleri ve gazilerimiz ise Güvenpark'ta oturma eylemi yapıyorlar. Kısmen 2,5 yılda 163 il ve ilçede, bazılarında birden fazla olduğu için toplam 252 şehit ve gazi derneğini ziyaret ettik. Bu bölüm sorumlusu, MYK üyemiz, emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu hem üst yapılarla hem de Türkiye'de yetişebilen bütün derneklerle yakından çalışıyor. Kapsamlı bir şekilde organize edilen, tüm derneklerin temsilcilerinin katıldığı bir büyük çalıştayı 2 yıl önce hep birlikte gerçekleştirmiştik ve o çalıştayın sonucunda, iki günlük çalışma toplantısının sonuçta ortak akılla 18 ayrı kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunmuştuk.
Kanun teklifi Milli Savunma Komisyonu'nda ve ilgili komisyonlarda bekleniyor. Teklifin özelliği şu: O kanun yasalaşırsa, o teklif yasalaşırsa şehit ailelerinin, gazilerin hiçbir sorunu kalmıyor, tüm sorunları... örneğin bugün Güvenpark'ta ortezlerini, protezlerini gösteriyorlar, herkesin içi sızıyor. Onun en ucuzunun değil de tıbbın değişiminin en uygun arzının olması, büyük fiyat farklılıklarının çıkmaması, hastanelerde karşılaşılan sorunların giderilmesinden tutun sosyal hayata yönelik, ekonomik beklentilere yönelik olarak tüm sistemler kanun teklifinde duruyor.
Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi'nden bir sayın milletvekilinin ömrü, kanun tekliflerini görüyoruz. Daha önce Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde verilen sözler, Genel Başkan düzeyinde grup halinde yapılan konuşmaları takip ettik. Tüm siyasi parti gruplarının; İyi Parti'nin, yeni oluşum grubu bu konudaki kanun tekliflerini takip ettik, ortaklaşılmak üzere gerekli çalışmaları yaptık. Adalet ve Kalkınma Partisi grubu da, Dem Parti grubu da, grubu bulunmayan bütün milletvekillerinin de bu sese bir kulak vermesini, bu konuda meclisin kapanmadan ki meclisin töreninde bu varlığı tatile geçişlerinden önce üzerinde uzlaşılan, toplumsal beklentiler yaratmış konular da meclisin adım atması, meclisin şanına, şerefine, varoluş gayesine uygun çalışmalardır.
Bu konuda grup başkanvekillerimiz dünkü MYK toplantısında alınan kararın gereğini üstlerine aldılar. Bu konuda gerekli çalışmalar ve bundan sonra için vatan uğruna canını veren şehitlerimizin geride bıraktıkları ya da uzvlerini yakın kaybeden ya da sağlıkları etkilenmiş gazilerimizin artık bu beklentilere bir oğul vermek hepimizin görevidir. Buradan yüce meclisi bir kez daha göreve davet ediyoruz.


"EN SERT BİÇİMDE KINIYORUZ, REDDEDİYORUZ VE LANETLİYORUZ"
Şehit ve gazilerimizden söz etmişken bu kürsüden en net şekilde vurgulamak isterim ki kahraman ordumuz Türk Silahlı Kuvvetleri bizim onurumuzdur.
Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs Barış Harekâtı'na ilişkin olarak alınan ve ayrılan ithamlarla -haksız demiyorum, ayrılan ithamlarla- harekât ordumuzu lekelemeye çalışan kararı Cumhuriyet Halk Partisi olarak en sert biçimde kınıyoruz, reddediyoruz ve lanetliyoruz!
Yıllarca ağır şehitlere uğrayan, soykırım varan katliamlara maruz bırakılan, bütün çabalara rağmen barışın sağlanamadığı yerde Karaoğlan'ın, rahmetli Ecevit'in o günkü Başbakan yardımcısı rahmetli Erbakan'la birlikte ordusumuzu Kıbrıs'a yollamasıyla, Kıbrıs'ta hem Hava İndirme Tugayı'nın hem filolarını çıkarmalarının başarılı operasyonlarıyla, Kıbrıs'ı işgal etmek değil barışı sağlamak kadar ilerleyip duran, o gün Ecevit'in sevindiği gibi bir gün savaşa değil barış için giden, Türk kayıtları da barışmış olanlar ve katıldıkları operasyonlara katılan, belki can veren ama günümüze kadar en ufak savaş suçuna varacak bir ithamla dahi karşılaşmamış, asla ve asla yakın yere konulamayan, halen daha ölenlere Allah'tan ölenler, dimdik ayakta duran o kusursuz, parlak parlak Kıbrıs gazilerimize atılmaya çalışılan bu iftiranın tüm karşı gazilerimizi ve ailelerimizin Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak minnetle kucaklıyoruz, ellerinden öpüyoruz.


"MESEM PROJESİNDE 21 EVLADIMIZIN HESABINI O HADSİZDEN SORMAYACAĞIZ DA KİMDEN SORACAĞIZ"
Bir kahredici acı haberi bu hafta Osmaniye'den alındı. MESEM projesi kapsamında traktör tamiri yaptırılan 16 adet evlettik Yiğit Mehmet Kesme, traktörün hidrolik aksamına sıkışarak feci şekilde can verdi. Yiğit'e Allah'tan rahmet, ailenin sabırla devamı.
Ancak Türkiye'de sadece bu yıl 34 çocuk iş cinayetinde hayatını kaybetti. Bunlar 21'i MESEM kapsamında çalışıyor. Milli Eğitim'in başına atanan hadsiz, liyakatsız, kifayetsiz, Kurtuluş Savaşı'nın adını değiştirerek zaman geçirirken onun görev yerinde kullanabileceklerini canlandırabilirler. Bu MESEM projesinin; mesleki eğitim, sahada eğitim Almanya'da 40 yıldır bir can almıyorken, bir kayıp yaşanmıyorken Türkiye'de MESEM projesinde 21 evladımızın hesabını o hadsizden sormayacağız da kimden soracağız? Sonunda soracağız!


"TÜRKİYE'NİN EN ZENGİN ADAMIYLA EN FAKİR ADAMININ ALIŞVERİŞTE AYNI VERGİYİ ÖDEDİĞİ DOLAYLI VERGİLERDEN TOPLANIYOR"
Gerçekte ki en büyük ve en temel sorun, doğal olarak adaletsizliktir. Bu adaletsizlik sadece mahkemelerle sınırlı değil. Adaletin terazisi bir bozulunca gelirde, vergideki büyük adaletsizlik vatandaşın en çok canını yakan konu haline geliyor. Eskiden ekonomik krizler döngüsüdü. 1994 krizi, 2001 krizi... O yıl genel kurul, ya bitiyor ya da sonraki yıl yaraları toplanmaya başlıyordu.
Ama 2018'den beri bitmeyen bir harcama içindeyiz. Tek adam rejimine geçildiği günden beri çoklu krizler ortamındayız. Birbirini tetikleyen krizler, birbirini takip eden krizler, bitmeyen krizler ve sonuç olarak %32'lik enflasyon oranıyla Avrupa'da birinciyiz, beşinci dünyadayız. %35'lik gıda enflasyonuyla Avrupa'da birinciyiz, dünyada beşinciyiz.
Yoksulluk, adaletsizlik, vergi adaletsizliği kategorilerinde ayrı ayrı Avrupa'da birinciyiz. İçeriğindeki tüm resmi veriler. Ve Türkiye'de verginin %65'i zengin fakir ayırmayan, dünyanın en adaletsiz vergi sistemi olan dolaylı vergiyle, yani Türkiye'nin en zengin adamıyla en fakir adamının alışverişte aynı vergiyi ödediği dolaylı vergilerden toplanıyor.


"TÜRKİYE'YE 25 YILDA DAYATILAN AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİ BUDUR"
%24'lük kısmı gelir vergisinden ki bunun tam geçiminden maaşlarınızdan kesilen vergilerdir. Diğer kısım da bankadaki mevduattan elde edilen gelirler falan... Toplam 65'in üstüne bunu da koyunca %89.
Türkiye'de vergi verilmesi gereken; para kazanan, üreten, hizmet eden, kâr eden, sağladığı kârdan vergi verenler toplam verginin %11'ini; ya çok daha az ya da hiç vergi vermemesi gerekenler toplam verginin %89'unu verebilecekler.
İşte Türkiye'ye 25 yılda dayatılan AK Parti'nin kara düzeni budur. İktidarımızın en temel hedefi önce vergideki adaletsiz bu düzeni belirlemek, AK Parti'nin kara düzenini yıkıp adaletli bir vergi düzeni ortaya koymaktır.


"TÜRKİYE'DE 41,5 MİLYON KİŞİ AÇLIK SINIRININ ALTINDA YAŞAMAKTADIR"
Sınırından hep bahsediyorum. Açlık sınırı; 4 kişilik bir aile bir ay boyunca sadece karnını doyurmaya yetecek olan mutfak harcamalarının toplamı. Bunu Türk-İş hesaplıyor. Yıllardır, yıllardır, 50 yıldır hesap yapıyor. Ve Türk-İş bunu her ay açıklıyor. Türk-İş'in açıkladığı açlık sınırı 35.750 lira.
Kaba bir hesapla bugün ülkelerde sabit aylık alan 29 milyon kişi var. Emekliler, işçiler, engelliler, dul ve yetim maaşı alanları... 12,5 milyon da hiç maaş almayan işsizler var, toplam 41,5 milyon kişi. 41,5 milyon kişi, 157 ülkenin seviyesinden daha yüksek ve Türkiye'de 41,5 milyon kişinin açlık sınırının altında yaşıyor.


"BUNLARIN HEPSİ BU ÜLKEYE BU ÇOKLU KRİZİ GETİRİYOR"
İşsizlerin zaten hali perişan. Ama bu ülkelerde çalışmak ya da bu ülkelerde yoksulluktan kurtulmakya henüz yok. Bu ülkelerde insanlar çalışıyorça da zavallılaşıyorlar. Tarımda çalışıyorlar; ekiyorlar, biçiyorlar, sisteme göre daha zayıflar. Sanayide çalışıyorlar; asgari ücret alıyorlar, yıla göre daha zayıflar.
Türkiye, çalışanların zayıflaştığı çok nadir görülen bir tanesidir. Yine Türkiye, eğitimlinin daha çok işsiz kaldığı... Dünyada bir başka örnek yok ki Türkiye gibi eğitimin azalmasının oranı artıyor. Her yerde açılan üniversiteler... Devlet Planlama Teşkilatı'ndan mahrum bu ülkelerde plansız bölümlere ayrılmış... Bir mühendis, 40 ara eleman gerekirken 40 mühendis yetiştirip onları işsiz ayrılan bir ara eleman, o istenen eleman yetiştiremeyen plansız, programsız, bölünmüş eğitim sistemi... İşte bunların hepsi bu üreme bu çoklu krizleri yapıyor.


"İŞTE AK PARTİ'Yİ İKTİDARDA TUTMANIN BU MİLLETE AĞIR MALİYETİ!"
Bütün ziyaretlerinde üzüldüğünüzde ki; Üreticinin kazanamamasından değil, maliyeti bile kurtaramamaktan şikayetçi. Bu Antep'teki yastık üreticisi bunu söylüyor. Kiraz bahçesine gittiğinizde Niğde'de kiraz üreticisi bunu söylüyor. Trabzon'da, Rize'de çay üreticisi bunu söylüyor. Giresun'da, Ordu'da fındık üreticisi bunu söylüyor.
Ege'de ya da Adana'da pamuk üreticisi bunu söylüyor. Bütün Türkiye'de ve Trakya'da, Anadolu'da ve Trakya'da buğday üreticisi olduğunu söylüyor.
Maliyetler burada, taban fiyat burada, gerçek alım daha da altında. 21 liraya mal edilen, tüm maliyetlerin doğru katıldığında ziraat odalarının hesaplandığı, 21 liraya mal edilen buğdaya ise 16,5 lira fiyat veriyorlar. Protein hesabı bilmem ne hesabıyla 14 liraya, 13 liraya para basan zararın zararına buğdayı yer alıyor.
Bu nedenle bu büyük adaletsizlik üretici bakış açısı dururken, bu ürünleri tüketenler ise alamamaktan şikayet ediyorlar. İlk kez, ilk kez böylesini gördüm.
Muğla'da Datça Pazarı'ndan "Kredi kartına 5 taksit sebze meyve" diye yazmış. Şu çeyrek karpuzu anlatıyorlardı inanmıyorduk, değil mi? Derlerdi ki "Bizim memleketimiz bolluk bereket, kendi kendine yeten yedi ülkeden biri." Bu 1980'li yıllarda, 90'lı yıllarda ders kitaplarında yazan, teorik olarak anlatıp bizim inanmadığımız "Öyle ülkeler var yarım karpuz satılıyormuş." Yarım karpuz!
İnanılır gibi değil. Diğer tarafta şimdi kendi memleketimizde, bu bolluğun bereketin memleketinde çeyrek karpuzları görüyoruz. Ve kredi kartına 5 taksitle sebze meyve satanları görüyoruz.
Bakın, ağacında elma 18 liradan toplanıyor, satılıyor. Marketteki fiyatı 150 lira. Ağacında kiraz, gözümle gördüm, kulağıyla izleyen tüm Türkiye duydu, Niğde'de kiraz bahçelerinde; "60 liraya alıyorlar" diyor. Peki yevmiye kaç para toplayanın? "2000 lira" diyor. "Kaç kilo topluyor mu?" diyorsun. "En çok 40 kilo" diyor. Bölüyorsun, 50 lira çıkıyor, toplanıyor... 40 lira toplama maliyeti, 50 lira toplama maliyeti çıkıyor, "Yemeği, yol parası 60 lira" diyor. 60 liraya kirazını satıyor, markette çalışmaya gidiyorsun 200 lira.
Çilek 43 liraya alınıyor, 250 liraya satılıyor. Kayışı 20 lira ağacında, 110 lira markette. Karpuz tarlada 8 lira, markette 30 lira.
İşte AK Parti'nin kara düzeni! İşte AK Parti'yi iktidarda tutmanın bu millete ağır maliyeti!
AKPDEN.NET
Diğer taraftan, diğer taraftan devam edeceğimizi söylemiştik. Eskiden akpden.com vardı. Birinci site Sultancılarda, ikinci site Butlancılarda kaldı, kullanmıyorlar. Biz de akpden.net'i inceledik. akpden.net'te bu sefer bir cep telefonu faturası var.
En ucuz tarife; 9 GB internet, asla gençlere yetmezlik, 750 dakika konuşma, 500 SMS. Fiyatı 310 lira. Ama akpden.net'te sepete eklenince bak karşına neler çıkıyor:
İlk Tesis Özel İletişim Vergisi: 58,33 lira
Özel İletişim Vergisi: 31 lira
Katma Değer Vergisi: 68 lira
Telsiz Kullanım Ücreti: 26 lira 98 kuruş
Damga Vergisi: 4,74 lira
Toplam Vergi: 190 lira
Paket 310 lira, vergi 190 lira, fatura 500 lira! İşte Adalet ve Kalkınma Partisi'ni iktidarda tutmanın millete ağır maliyeti!
akpden.net, önceki haftalarda duyurduğumuz oyun konsolu, cep telefonu, bilgisayar, motosiklet hesaplarıyla birlikte milletimizin incelemesine ve sandık başına gittiğinde değerlendirmesine arz edilir.
Bu paraların insanlığın adaleti yok. Olmadığı için refah da yok, bereket de yok. Fatih Sultan Mehmet şu şekilde çalışır: 'Aklı öldürmesen ahlak da ölür. Ahlakın patlamasında millet bölünür. Kadıyı satın alırsan adalet listesi. Adalet olaylarsa bu devletler ölür.'
"47 YIL SONRA DA PARTİMİZİ İLK KEZ BİRİNCİ PARTİ YAPTIK"
Milletin gönlünden ve piyasadan düşen bir avuç insan, kendi çıkarları için Türkiye'de adaleti öldürenler. Biz 2023 Kasım'ında hep birlikte partimizde büyük bir değişim gerçekleştirdik. 4 ay sonra yeni kadrolarımızla, hep birlikte, daha çok kadına, daha çok gence güvenerek; hesaplayanlar, değerlendirmeye güvenerek, her adayımızı uygun şekilde temin etmeye uygun olduğu, yarışın ayrıldığı yerde - yani kesin kazanma kesin bozulma durumları dışında - mutlaka anketler belirlenirken belirlenir. Ve yapılan ilk seçimde sözlerin getirileri gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi'ni ilk kez yendik. 47 yıl sonra partimizi ilk kez birinci parti yaptık.
O gün, o gün güncel demokrasi dışı tüm saldırıların hedefi gerçekleşti. Biz kaybeden değil, kazanan CHP'yiz. Biz kaybetmeyi reddeden CHP'yiz. 'Bir seçimin ertesi gün kurultaya gideceğiz ve aday olmayacağız' diyen Tayyip Erdoğan'ın çeyrek asırdır çektiği resti ilk kez görülüyor; 'Kaybedersem görevinde kalmayacağım, sen de kalmayacak mısın?' diye sorup Tayyip Bey'in sesini duymayan CHP'yiz.
Bugüne kadar Cumhurbaşkanlığı adayımız dahil olmak üzere toplam 34 belediye başkanlığımıza operasyon düzenlendi. Şu anda 24 belediye başkanımız halen tutuklu durumda. Bu operasyonun büyük bölümü, İstanbul'da yargılama içinde talimatlı bir yapı tarafından yapıldı; herkesin gözünün önünde oldu. Herkesin gözünün önünde! Sonra o kadınlar başı, güya sistemleri, gelen yer bakan yardımcısı, oradan Başsavcı; güya ayda, ertesi gün bakan... Ertesi gün İl Başkanları toplantısında 'Partimizin başarısı için devam ediyor' diyor. Dün olduğu gibi, üstünde savcı cübbesi varken partinin başarısı için çalışıyor; bugün de bakan kimliğiyle 'Partimin performansı için kabul edilen' herkesin geldiği ve herkesin bildiği şekilde... Ankara'da başsavcı vekiller tarihi, çünkü 'Dediğimiz operasyonları yapılıyorlar' dedikleri; şöyle anlatalım, şöyle anlatalım:
Bir belediyenin nasıl denetleneceği bellidir. Ya rutinirsiniz; Yani düzensiz ya da düzenli aralıklarla, evraklar dağıtım ve işi bilen denetleyiciler tarafından, müfettişler tarafından denetlenir. Bir eksik görülmesi sorulur, kusur görülmesi halinde, suç şüphesi varsa, bakanlıktan yargılamak için izin verilmemelidir. Eğer bir iddia varsa -yani birisi şikayette bulunduysa, raporda bulunulduysa- devam edilir, o rapor incelenir, aynı usullerle denetim ve yargıya doğru gidilir. Bunun dışında bir arıza yolu, yöntem yoktur.
"ANKARA'NIN 'YAPMAM' DEDİĞİ SİSTEM BU"
Belediye görevlilerinin sabah köründe gidip evini, belediyesini, ofisini basıp her şeyi el ile kaydettirdikten sonra yani delilden suça, suçtan suçluya çalışmak gibi evrensel bir yargılama yöntemi varken suçluya karar verilmeden önce, hedeftekini alıp, bütün her şeyi toplayıp, sonra bütün firmalara çalışanlara 'Seni tutukladım. Malina mülküne çöktüm. En hassas yeri bulduğumuz örnek bekarsın, tek çocukla evde yalnız bir kadının seni içeri atması. Sonra hadi bakalım şunun” bir imza at, başkanı suçla, onu alayım sana salayım.' Sistem bu! Ankara'nın 'yapmam' sistemi bu!
Ankara'nın yıllardır direndiği; başsavcısı, başsavcı vekilleri, savcılarıyla 'Burası Ankara, böyle olmaz. Belirli bir hedefe yönelik bir operasyon yapılmaz. Sen siyaseten hedef aldın diye deneme buna alet edilmez' dedikleri, son kararnameyle dağıtılan, yerine açık açık, İstanbul'da bu operasyonları yapanın oradaki yardımcılarının gelip buralara başsavcı yapıldığı, başsavcı vekilliklerinin dizayn edildiği bir süreçte, şimdi Ankara'da da yapılıyor.
"SİZLERİN ŞAHİTLİĞİNDE TARİH ÖNÜNE EMANET EDİYORUM"
Çankaya Belediye Başkanımızın, Hüseyin canımızın, gözaltına alındılar. Yurt dışındaydı, haber geldi; 'Kapıyı kırmayın, yedek anahtarı komşuyla yollayın' dedi. Belediyeye mesaj çekti; 'Yardımcı olun polise, ne istiyorlarsa baksınlar' dedi. Bütün bunlar içinde yeni belediye başkanı olup, önceki dönemde devam eden çöp ihalelerinin yeniden gücü, şüpheli şekilde kaydedilen maliyet yüzdesi birinden altında, 0,41'le düşük birinin tahmin edilmesinden şüphelenip ihaleyi iptal etti. İki ay sonra yenisini yaptı, 4 milyon TL daha aşağıya, belediyenin karına bir ihale sonuçlandı. Bunu şikayet etmişlerdi, müfettiş muayene edilmiş, olumlu yazılmış. Teftişe Sayıştay geldi, rapora 'İhalenin iptalinde kamuda mevcuttu' notunu yazdı. Birileri bu ihaleyi, iptalini Ankara'da bir şey olmuyor, İstanbul'da bildirdi. İstanbul'dan birileri görüldü, önce kendi geldi, sonra açıldı. İstanbul'dan bir Başsavcı vekili Ankara'ya geliyor, dosyayla birlikte geliyor. Hüseyin'in yaptığı bu işi bu boyutta ele alıyor.
Sorulan, basına yapılan serviste rüşvetler, bunlar havalarda uçarken dün gördük ki, Allah'a şükür, bu konuşulanın dışında hiçbir şey yok. Ama şimdi buradan usul bu ya... Hedef kim? Orada Hedef Cumhurbaşkanlığı adayı Ekrem İmamoğlu'ydu, CHP'nin başarılı belediye başkanlarıydı. Şimdi Ankara'ya gelindi. Ankara'da hedef kim? Canını yakalım CHP'nin, canını yakalım Özgür Özel'in, Hüseyin Can Güner'i hedefimize oturtalım. Bunu burada, bu yüce çatının altında, tutanak altında, milletin gözünün önünde, sizlerin anılarında, tarihin önüne emanet ediyorum, emanet.
Gözümüz kulağımız adliyede. Bir yandan da, bir yandan yeni atamalardan sonra yeni görev dağılımları olacak. Tutuklamaları yapacak hakimlere ait olmayanları istiyorlar. Büyük büyük isimler söylüyorlar
"MAHKEMELERİ SANKİ VARMIŞ GİBİ GÖSTERMEKTEN BİLE VAZGEÇMİŞ DURUMDALAR"
Önüne bu gelen delile mi bakacaksın, gözünden tutuklayacak mısın? Gözünü değiştirmekten tutuklayacak parçalara o görevlere koymaya, böylesine bir gayri nizami aslında var olmaması gereken bir görüşme yapılması, koşullu olarak da 'Acaba bir sonraki operasyon şuna mı buna mı ona mı?' denenen herkesin sunduğu seçenekler 'Önüne göre çeşitlenirse, sınıflandırılsa masalbe mi bağımsızlıksın, delil mi arayacaksın?' diye sorulduğu bir süreç...
Vicdandan, adil yönetiyor görüntü vermekten, mahkemeleri sanki varmış gibi göstermekten bile vazgeçmiş durumdalar.
Geçen hafta Ekrem İmamoğlu'nun, sevgili başkanın yargılandığı dava; 147 ayrı iddia... "İmamoğlu suç örgütü" deyince, herkese yöneltilen iddiadan alınacak ceza ona da yönelik oluyor. O yüzden o konuda onun da savunma yapması gerekiyor.
Öyle ki, 12 Eylül'de DİSK ana davasında toplam 136 gün savunma yapıldı. Başkan ona katılmayı başarmış, 21 gün aralıksız kendi savunmasında söz kesilmemiş; 12 Eylül yargısı, Abdullah Baştürk...
"BÖYLE BİR HUKUK TANIMAZLIKLA KARŞI KARŞIYAYIZ"
Yine FETÖ'cüler yargılama yaparken, Danıştay baskını yapan kişiyi 46 saat dinlemişler. Binaya giriyor, vuruyor, gidiyor; 46 saat kendini savunmuş, yapıları kesmemişler. Ekrem Başkan, bir şeyde bir şey söylemek istenende "Başkan oturdu, savunma sırasında ona tek tek istenen kadar cevap vereceksin." diyenler, bir yerden gelen bir talimatla, "Efendim, 9'unda mahkemeyi bitireceğim, o güne kadar savunmalar bitecek. Haydi çabuk!" birçok kişinin avukatını kesmiş. Avukatın savunmada yapısının kesildiği nerede görülmüş? Ekrem Başkan'a geldi, "6 saat var, bütün avukatların ve sen 6 defa savunma yapacaksın." deniyor.
Böyle bir noktayla, böyle bir uçbelikle, böyle bir hukuk tanımazlıkla, böyle bir vicdansızlıkla karşı karşıyayız. Ama bir yandan da şunun farkındayız; bu kürsüden 1.5 yıl boyunca bunu anlatmadık mı? Hepsi yalan! TGRT'de İBB davasıyla ilgili ne anlatılıyorsa, TV100'de ne konuşuluyorsa, servis merkezlerinde de orada burada A Haber'de ne haysiyet cellatlığı yapılıyorsa "Göreceksiniz iddianamede bile olmayacak." dedik. Saydıklarımızın hiçbirini iddianamede yok! Olanların yok! İlk olarak her şeyi başlatan gizli tanık iddianamede yok! Tek "Ben gördüm, ben duydum." kelimeler ifadeler noktası virgülüyle görüldü, gizli tanığın adı görüldü. Çünkü birisi vazgeçmiş. Hani sen gördün, sen oradaydın? O orada değil, onun yerine bu burada!
Yani, örneğin bir tiyatro tiyatro tiyatro sanatçısının benim gibi sesi kısılarak hasta olsa da, sesi hiç çıkmasa onun yerine başkası oyunu oynuyor. Futbolda oyuncu sakatlanır, değişirsin; onun yerine bir başkası oynar oyunu. Çünkü oyundur onlar, başkası da oynansa olur. Gizli tanıklıkta oyuncu değişikliği mi olur? Bir şeyi "Ben gördüm, bedenim. Adımı gizlerseniz tanıklık ederim." diyen kişinin ucundaki virgülüne aynı ifadeyle "O kişi değil, bu kişi. Hatta er kişi değil artık diş ilkesi geldi." diye oyuncu değişikliği mi olur? Böyle vicdansızlıklarla karşı karşıyayız.
Geçen gün şaşkınlıklara düşerek, şaşkınlıklara düşerek... Bir köşe yazarı diyor ki: "Murat Ongun iddia etti." diyor. "Efendim, şu avukat benden para istedi. Böyle bir şey olabilir mi? İddia doğruysa bayayım, yalansa davayayım." diyor. Yahu, çok iyi de, çok iyi de kişisel tutukluluk devam ediyor, cildin hala arkasında dedi ki: "Bana geldi bir avukat. 'Bu ifadeye imza, 2 milyonu da, 2 milyon doları da şuraya at. Seni savcıya götüreceğim, serbest kalacaksın.' dedi" diye bunu söyledi. Bu ifade tutanağı Silivri'de kayıtlara girdi. Kişi de bunu söyledi. Ben de bunu Bayrampaşa'da otobüsün üstünden avukatın adını vererek, adını vererek!
Değerli köşe yazarı, o gece ne olduğunu biliyor musun? "Buna imza at, şuraya da para at, dışarı çık." diyen avukat, cep telefonlarını evde bırakıp bir başka arkadaşının arabasına binip Antalya Kepez'e doğru yola çıkarak, orada Yunan adasına geçmek için tekne ayarlayıp jandarmaya Kepez'de yakalandı! Getirildi, mahkeme karşısına çıkarıldı ve kendisine ev hapsi verildi. Şu anda ev hapsi kaldırıldı, Binamızın işgal durumunda burada temizlik başladı diye bizim CHP Genel Merkezi'nden poz veriyor veya avukat!
Sen diyorsun ki: "Böyle bir iddia varsa bayayım, yalansa davayayım." Olmuşu var! Suç üstü yakalanmış var, delili var, kaçışı var, gelişi var, ev hapsi var, salınışı var; ortada dolaşıyor adam! Oradan, bir yerden duyulmuş, buna şaşıranlar... Bu kadar somut gerçekler ortadayken buna şaşırmayıp da tutup oradan bir şeyi cımbızlayıp ona şaşıranlar... Kim, neşeli şakasını mı yapıyor? Kim kimi kandırıyor? Kim hangi tiyatroyu oynatıyor buralarda? Bunların hepsini görmek lazım, bunların hepsini görmek lazım.
"BUTLANI KABUL EDENİ DARI SOKAĞA ÇIKARTMIYOR"
Son olarak şunu anlatayım son olarak şunu anlatayım: Butlan kararının üzerinden tam 54 gün geçti arkadaşlar, 54 gün! 54 günde biz 21 ilde dolaştık. Milletimizle beraberiz, örgütümüzle beraberiz. Örgütün dikine önerilerini ne karar verenler kırabildi ne karardan nemalananlar. 74 il başkanının ilk gününden beri aslanlar gibi durdular, durmaya da devam ediyorlar.
Butlanı kabul eden milleti çıkarmıyor! Butlanı kabul edeni illerde millet selamını almıyor! Butlana direnenleri omuzunun üstünde taşınır. Böyle bir süreç...
"KANUNU ÇIKARANLAR, ÇIKARIRKEN BURADA ÇALIŞAN HOCALAR GÖRÜŞ VERDİLER"
O kararla birlikte bir tartışma, efendim tedbirle geldik. Biz olayla geldiğimiz için biz kongre yapamayız. Tartışmayı normalde bitirecek iş, bu konuyu uzmanının görüşür.
Konunun bütün profesörleri ortak metin yayınlandı. Dediler ki: "Tedbir, kurultaya engel değildir, aksine bir an önce yapılmalıdır."
Kanunu çıkarılanlar, burada çıkarken çalışan hocalar görüşmüşler, makaleler yazılmışlar; "Derhal yapılmalıdır" diye. "Yapamazsın" dediler. Kim dedi? "Bir tane avukatım var" dedi.
Bütün bin, binin üzerinde delege imzalarını teslim ettiler. İmzaları verdik. Üstünden bir ay geçti, hiçbir şey söylemeyip üstüne yatıyorlar. Bir yandan da, bir yandan da orada televizyon açıkınca "Tedbir var, kurultay yapamayız" diyorlar.
"54'ÜNCÜ GÜN DOSYAYI YARGITAY'A GÖNDERMEDİLER"
Oysa o imzaların alınmasından sonra alıp da İlçe Seçim Kurulu'na başvurmak; yapıyorsa yapacak, yapmıyorsa yapmayacak hepimiz devam ediyor. Bundan sonra kaçıyorlar.
Bir yandan, bir yandan partinin parti meclisi Üyeleri, bu kararı kabul etmeyenler, daha uygun parti meclisi yetkisinde olan MYK onayını getirmeyince milletvekillerimizi PM'den değil, tutmak da usulsüzce MYK'dan atınca partiden meclisten istifa ettiler. Yedeklerin çağrılmasına rağmen 23 kişi kaldı. "Kırkınların altında kalıcı kurultay" diyor kanun, yapmıyorlar. Öyle oturuyorlar.
Öte yandan BAM'ın istinafı 54 gün geçti, BAM 36'nın karşılığını vermişler. Herkes bize ne diyor? "Yargıya saygı duyun, sakin olun, bekleyin, Yargıtay'ı bekleyin."
54'üncü gün Yargıtay'a gönderimdiler. İlk 10-15 gün kendi kendine butlanıcılarla karar alan "Bir dilekçe yaz, cevap yazayım. İnceleyeyim, yapayım" diye oyalama senaryoları.
Bir ürünler, bir tuşa basacak mahkeme başkanı basmıyor. Düğmeye basma yetkisi oradaki müdürde, yazıyla yazılmış yetkiyi üstteydi, ondan habersiz onaylanmasın diye.
"AMA BU MİLLET GÜNÜ GELİNCE SORACAK BUNUN HESABINI"
Adli tatil gelene kadar onaylamak için "Müzakerem var basamadım, NATO vardı gidemedim, bilmem ne başaramadım." Şimdi 3 günlük rapor daha iyi kullanmıştı o düğmeye bassın ki karar Yargıtay'a yollansın.
Dikkat! Kararı alan, Yargıtay'a yollamamaya çalışıyor. Üst mahkemenin denetimine sokmaya çalışıyor. 54 gün geçmiş. "5-6 gün daha sallarsam araya 40 günlük adli tatil girer. Belki bunlar yıllar, partiyi bırakır, maksat hasıl olur, ben de bu işlerden kurtulurum."
Aldığı karara güvenmeyen, Yargıtay'ın bozacağını adı gibi bilen, İstinaf Mahkemesi'nin işlem kararının sonuç doğuracağı için diplomasını yırtıp atan, yetiştiren bütün hocaların "Yapamazsınız" diye yazdığı, makaleler yayınlandığı yerde şimdi rapor almakta olup, yalnızca basma görevi de memurdan kendisine alarak verilen talimatı uygulayan muradını ben, onun muradını. Ama bu millet günü geldiğinde soracak bunun hesabını! Soracak bunun hesabını!
"YENİ PARTİYİ SOKAKTA İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜMÜZÜ KESİP PARTİYİ BARAJ ALTINA ÇEKİP UMUDUNU TÜKETTİĞİN EMEKLİ SORUYOR"
Şimdi, şimdi şunu bir görelim. Bir yandan da "Efendim, yeni parti kuruluşu mu? Efendim kuruluşunun, nereye gidiyorsun, niye gidiyorsun?" anlayamadım.
Kimse yeni parti kurmanın meraklıları değil de, değil de yeni partiyi sokakta iktidar yürüyüşümüzü kesip, partiyi barajından çekip çıkar dostunu tükettiğin emekli arıyor yeni partiyi. Böyle soruyorum, böyle. Kolumu çimdikliyor "yeni parti" diye.
Yeni partiyi, nasırlı elleriyle kiraz toplayan teyzem soruyor. Sanayide bütün gün çalışan kalfa soruyor. Yeni partiyi, "Alın terminalin karşılığını alırsam sosyal demokratların iktidarda alırım, sendikaya kavuşurum, gelecekte ertesi gün daha iyi çalışırım" diyenler arıyor.
Yeni partiyi "Bu ülkede artık bu ülkelerde yaşayacağım, dünyanın başka bir yerde göreceğim" diyen katılımcılar yeni partiyi. Ondan sonra diyor ki: "Anlamadım, neden yeni parti diyorsun?"
"HEM SEÇİLMEDEN GELECEKSİN, AK PARTİ YARGISIYLA ATANACAKSİN"
Hem diğerlerinden geleceksin, AK Parti yargısını atayacaksın, 6 yıl öncesine kendinden, 6 yıl öncesinden bugün olmayan mazbatanla ışınlanacaksın; eline verilen delege ki 500 adet o seçimde oy bana değil, sana vermiş. Ya insan bundan bir şey anlar ya. O seçimde "iradesi sakatlandı" ifadesinde, seçimde sana oy veren 500 delege imza vermiş "Gel, kurultayı yenileyelim" diye, ona yok.
Bu kurultayda 1333 delege, tarihin en yüksek oyuyla oyunu kaybetmemeye yemin etmiş, kazanan CHP'nin iktidar yürüyüşüne vermiş; "Ben kurultay yapmayacağım. Yaparsam Eylül'de başlayacak, Nisan'a kadar salacağım. Erken seçim olursa AK Parti'ye böyle yakalanacağım. Bütün umutları kaybettireceğim." Ondan sonra "Ya niye yeni parti, neden konuşuluyor, hiç anlamıyorum."
"BU KÜRSÜNÜN İLK SAHİBİ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜR, SON SAHİBİ NE BENİM NE SENSİN"
Millet anlıyor neden konuşuluyor. Milletin dostunu burada tüketiyorsan, millet dostu yeni partide arıyor!
Ömrüm boyunca, kendimden önce görev yapan genel başkanlarla konuşurken düğmemi açık konuşmadım. Adlarını alıp bir kere kötü kelime söylemedim. 'Benden önceki genel başkan demediğini bırakmadı; Olsun, beni eleştirir, onun hukukunu bana emanet edin' dedim. Şimdi buradan üye:
2023'te seçim yapılmış, 2025'te seçilen il başkanlarını göreve alıyorsunuz. 60 adet sizin döneminizin il başkanı. Niçin başarısız oldu CHP'ye saygı duyuyorsun, atılmış benle yürüyorsun diye bu partinin evlatlarını kıyıyorsun, partiden atıyorsun? En sonunda da dönüp dolaşıp, 'Öyle yapamam, böyle yapamam' diyorsunuz.
Giderken 1 milyon 250 bin üye vardı, 2 milyona çıkardık Allah'a şükür. Etmeyin, istifa dediniz; ne yazık ki 50 bini istifa etmiş, 1 milyon 950 bin üyemiz var.
Ve çeşitlilik ki, 'Ben günde olmam, hiç olmadım, bir günde gösterilirsem olabilir' falan lafları yeniden geri gelmiş. Tam zamanı! İlk kez Sayın Kılıçdaroğlu, size bu kürsüden, bu kürsüde siz görev yaptınız, konuştunuz; ben orada oturdum, orada oturdum, burada oturdum. Alay onlar benle, 'Aday oldunuz, ben burada hayalini döktüm.'
Bu kürsüden, ama bu kürsünün ilk sahibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür, son sahibi ne benim ne sensin!
"KAYBEDEN CHP'Yİ SALSIN"
Mademki partilisin, mademki bölünmek istemezsin, mademki 'Bölünme olursa AK Parti'ye yarayacak' diye sanki bölebilecekmiş gibi konuşursun; buradaki üyeler, açık açık! İster 1 milyon 950 bin üyemizle, istifa edenleri geri çağıralım 2 milyon üyemizle, isterseniz son 1 milyon 200 bin üyemizle; ikimiz, tüm üyelerle genel başkanlık yarışına girelim, kayıplar CHP'yi salsın! CHP'yi salsın! Kaybeden siyaseti bıraksın!
Sayın Kılıçdaroğlu! Çağrı geliyor ya, çağrı yapıyorum! İkimiz 2 milyon üyeyle yarışalım! %90'ın altında oy alıp siyaseti bırakıyorum!

Güncelleme Tarihi: 14 Temmuz 2026, 17:46
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER