İktidarın övündüğü rakamların arkasında, borca batırılmış bir ülke ve yoksullaşan milyonlar gerçeği yatıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hemen her konuşmasında Türk ekonomisinin ne kadar büyüdüğünü ballandıra ballandıra anlatmakta. Geçtiğimiz günlerde ortamı samimi bulacak ki Avrupa’nın yedinci büyük ekonomisi olmamızdan övgüyle söz etmiş.
İlk altıyı sayacak olursak: Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda ve İspanya olacağı aşikârdır. Türkiye’nin altında olanlara birkaç örnek verecek olsak Romanya, Hırvatistan, Slovenya gibi ülkeleri sayabiliriz.
Savunma sanayinde Türkiye’yi dünya ligine soktuklarını; insansız hava araçlarından füze sistemlerine kadar pek çok alanda bir “gurur tablosu” oluşturduklarını anlatıyorlar. Ancak bu parlak söylemin arkasında, milyonların günlük hayatında hissettiği çok daha karanlık bir tablo var.
Oysa bu iktidar, 20 yıl önce Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokma hedefini yüksek sesle dillendiriyordu. Bugün bu hedef unutulmuş; yerine, “Avrupa’da yedincilik” gibi başarısızlığın makyajlı hali diyebileceğimiz bir söylem bırakılmış durumda. Hedef küçültmenin “böylesi de başarıdır” diye sunulduğu bir dönemi yaşıyoruz.
Bu süreçte Türkiye; üretim gücünü, kurumsal kapasitesini, gelir adaletini ve hukuka duyulan güveni zayıflatan ağır bir tahribatla karşı karşıya kaldı. Ülke, adeta yap-işlet-devret modeliyle borçlandırılmış bir “altyapı vitrini”ne dönüştürüldü. Şehir hastaneleri, otoyollar, köprüler, havalimanları… Kâğıt üzerinde “mega proje” diye sunulan bu yatırımların önemli bir bölümü, kamuya ait olması gereken geliri özel şirketlere garanti eden düzenekler haline geldi.
Devlet bütçesinden çıkmıyormuş gibi gösterilen milyarlar, gerçekte milletin cebinden, çocuklarımızın geleceğinden çıkıyor. Bugün övünerek açılan tesislerin faturası, önümüzdeki yıllarda vergi artışlarıyla, kesilen sosyal desteklerle, düşen kamu yatırımlarıyla karşımıza çıkacak. Betonun büyüdüğü, ama adaletin, bilimin, üretimin ve emeğin geride kaldığı bir düzenin içindeyiz.
Bu nedenle önce şu soruyu sormak zorundayız:
Ortada gerçek bir başarı hikâyesi mi var, yoksa topluma anlatılan büyük bir masal mı?
22 Kasım 2025
Ahmet Orhan
