Keçiören Üzerinden Siyasette Transfer Olayı / Ahmet Orhan Yazdı...

Keçiören örneği bu açıdan dikkat çekicidir. Milliyetçi-muhafazakâr kimliğiyle bilinen bir ilçede yaşanan gelişmeler ve ardından ortaya atılan iddialar, transfer siyasetinin ne kadar hassas bir zemin olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Keçiören Üzerinden Siyasette Transfer Olayı / Ahmet Orhan Yazdı...

Keçiören Üzerinden Siyasette Transfer Olayı: Sayı Artışı mı, Güven Kaybı mı?

Siyasette parti değiştirmeler kısa vadeli kazançlar sağlasa da uzun vadede seçmen güvenini aşındırıyor. Türk siyasetinde transferler çoğu zaman güç değil, zafiyet göstergesi oluyor.

Türk halkı için “transfer” kelimesi iki alanda karşılık bulur: Futbol ve siyaset. Futbolda transfer heyecan yaratır; siyasette ise çoğu zaman güven tartışması doğurur. Çünkü futbolcu forma değiştirir, siyasetçi ise temsil ettiği iradeyi.

Son dönemde belediye başkanları üzerinden yaşanan parti değişiklikleri, bu tartışmayı yeniden gündemin merkezine taşıdı. Özellikle 19 Mart sonrası başlayan süreçte, ağırlıklı olarak CHP’li belediyelere yönelik operasyon algısının oluşması ve ardından bazı belediye başkanlarının iktidar partisine yönelmesi, kamuoyunda “siyasi transfer” başlığı altında değerlendirildi. Bu gelişmeler, seçmen iradesi ve siyasi etik konularını yeniden tartışmaya açtı.

Demokrasilerde seçilmişlerin parti değiştirmesi hukuken mümkündür. Ancak siyaset yalnızca hukukla değil, meşruiyet ve güvenle de yürür. Seçmen çoğu zaman sadece bir isme değil, o ismin temsil ettiği siyasi çizgiye, programa ve kimliğe oy verir. Bu nedenle seçildikten sonra yapılan parti değişiklikleri, seçmenin verdiği yetkinin yön değiştirmesi anlamına gelir ve doğal olarak sorgulanır.

İktidarlar açısından transferler kısa vadeli bir güç gösterisi olarak görülebilir. Sayısal üstünlük ya da moral üstünlük gibi sunulabilir. Ancak Türkiye’nin siyasi hafızası başka bir gerçeği gösteriyor: Transferlerle güç devşirmeye çalışan iktidarlar, toplumsal desteği kalıcı biçimde yeniden üretememiştir. Çünkü seçmen davranışını belirleyen esas unsur siyasi manevralar değil; ekonomi, adalet algısı ve yönetim performansıdır.

Bu konu üzerinde değerlendirme yapmamıza neden olan Keçiören olayına gelecek olursak, CHP Genel Başkanı Özgür Özel açısından da yakışıksız iddialar söz konusudur. Kamuoyuna yansıyan ve Özel tarafından kısa mesaj ve sözlü olarak ortaya konan ifadeler, ana muhalefet partisi genel başkanına yakışmayacak niteliktedir. Ana muhalefetin istifayı önlemek için sarf ettiği çaba, ilkesel tutarlılık açısından benzer başka bir sorun üretmiştir. Siyasette etik üstünlük iddiasında bulunan bir partinin üslubu, kendi söylemini zayıflatmamalıdır. İlkesel siyaset iddiası, zor zamanlarda daha fazla sınanır.

Keçiören örneği bu açıdan dikkat çekicidir. Milliyetçi-muhafazakâr kimliğiyle bilinen bir ilçede yaşanan gelişmeler ve ardından ortaya atılan iddialar, transfer siyasetinin ne kadar hassas bir zemin olduğunu bir kez daha göstermiştir. Siyasi aktörlerin, özellikle parti liderlerinin, bu tür temaslarda daha kurumsal ve mesafeli yöntemler izlemesi gerekir. Aksi hâlde doğruluğu kanıtlanmamış iddialar bile siyasetin itibarına gölge düşürür.

Türkiye geçmişte benzer tabloları defalarca gördü. Düşüş dönemine giren partilerin, transferlerle ömrünü uzatmaya çalıştığına şahit olundu. Ancak tarih gösteriyor ki transferler, iktidarların kaderini değiştirmeye yetmedi. Çünkü sandıkta verilmeyen destek, koridorlarda kalıcı biçimde üretilemez.

Sonuç olarak siyasi transferler, çoğu zaman kazananı olmayan bir oyuna dönüşür. Kısa vadede sayı artışı sağlar; uzun vadede ise güven kaybı üretir. Oysa demokrasilerde asıl olan transfer değil, seçmenin rızasıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı transfer siyaseti değil, ilke siyasetidir. Seçmen artık forma değişimini değil, oyun kalitesini izliyor.

09 Şubat 2026

Ahmet Orhan

Güncelleme Tarihi: 09 Şubat 2026, 17:03
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER